İçeriğe geç
Giriş yap
0

Zehra Aylin ve Rukiye Erkin: Amasya'daki darülaytamdan ve Konya'dan Çankaya'ya uzanan iki hayat

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Çankaya'da büyüyen kızlar

Atatürk'ün manevi evlatları denince akla ilk gelen isimler, Türkiye'nin ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen ve tarihçi Afet İnan'dır. Oysa Çankaya Köşkü'nde büyüyen, Atatürk'ün himayesinde okuyan başka kızlar da vardı. Bunlardan ikisi, Amasya'dan gelen Zehra ve Konya'dan gelen Rukiye'ydi.

Zehra, Atatürk'ün ilk manevi kızıydı; 1924'te Amasya'daki bir yetimhaneden Çankaya'ya geldi ve on bir yıl sonra, henüz yirmi üç yaşındayken, Fransa'da bir tren yolculuğunda hayatını kaybetti. Rukiye ise Konya'dan Ankara'ya getirildi, Çankaya'da okudu, Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan bir düğünle evlendi ve uzun bir hayat sürdü. Bu yazıda, Sabiha Gökçen ve Afet İnan'ın gölgesinde kalan bu iki manevi kızın hikâyesini anlatıyoruz.
Rukiye Erkin'in düğünü, 1930
Rukiye Erkin'in düğünü, 1930Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1911 Rukiye'nin Konya Seydişehir'de doğumu; 1912 Zehra'nın Amasya'da doğumu; 1916 Zehra'nın babasını kaybetmesi ve yetimler yurduna kaydı; 1917 annesinin ölümü; 25 Eylül 1924 Mustafa Kemal ve Latife Hanım'ın Amasya'daki darülaytamı ziyareti; 1925 Rukiye'nin Konya'dan Ankara'ya gelişi; 1927 İstanbul'dan Nebile'nin aileye katılması; 1930 Rukiye'nin Hüsnü Bey ile evliliği; 1934 Soyadı Kanunu; 19 Kasım 1935 Zehra'nın Amiens yakınlarında ölümü; 21 Kasım 1935 Maçka'da defin; 1995 Rukiye Erkin'in İstanbul'da ölümü.

Amasya'daki yetimhane

Zehra, 1912'de Amasya'da doğdu. Asıl adının Zühre olduğu, sonradan Zehra'ya çevrildiği düşünülür. Babası Mehmed, annesi Havva'ydı; 1913 doğumlu Nuriye adında bir kız kardeşi vardı. Babası, Birinci Dünya Savaşı'nda seferberlikle savaşa gitmiş ve yüzbaşı rütbesine yükselmişti. Zehra babasını 1916'da, annesini ise 1917'de kaybetti.

1916'da Amasya'daki yetim kızlar yurduna kaydedildi. Bu yurdun künye defterini inceleyen bir çalışmada, babasının mesleğinin dükkâncı olarak kaydedildiği, seferberlikte savaşa gittiği ve yüzbaşı rütbesinde bulunduğu bilgisi yer alır. Birinci Dünya Savaşı, Anadolu'da on binlerce çocuğu öksüz ve yetim bırakmıştı; Amasya'daki yurt da bu çocukların sığındığı kurumlardan biriydi.

25 Eylül 1924: bir ziyaret

1924 sonbaharında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, eşi Latife Hanım ile birlikte Karadeniz ve Doğu Anadolu illerini kapsayan bir yurt gezisine çıktı. 25 Eylül 1924'te Amasya'da darülaytamı, yani öksüzler yurdunu ziyaret ettiler. Zehra ile bu ziyarette tanıştılar. Mustafa Kemal, Zehra'yı "ilk manevi kızı" olarak ailesine kattı ve Ankara'ya götürdü.

Bu evlat edinme, Mustafa Kemal'in savaşın yetim bıraktığı çocuklara yönelik ilgisinin kişisel bir ifadesiydi. Kendisinin çocuğu olmayan Cumhurbaşkanı, sonraki yıllarda başka çocukları da himayesine aldı. 1925'te Konya'dan Rukiye, Bursa'dan Sabiha ve İzmir'den Afet, 1927'de İstanbul'dan Nebile ailenin yeni manevi evlatları oldu.
Amasya'nın eski bir görünümü
Amasya'nın eski bir görünümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Unhnown. Dosya sayfası
Ek bilgi
Çankaya Köşkü'nün bahçesinde, iki dershaneli küçük bir özel okul vardı. Zehra ilk öğrenimini burada tamamladı. Bu okuldaki derslere manevi kız kardeşleri Sabiha ve Rukiye ile birlikte Kılıç Ali Bey'in, Fuat Bulca'nın ve Salih Bozok'un çocukları da katılıyordu. Böylece Çankaya, Cumhuriyet'in kurucu kadrosunun çocuklarının birlikte büyüdüğü bir ortama dönüştü.

Rukiye: Konya'dan Çankaya'ya

Rukiye, 1911'de Konya'nın Seydişehir ilçesinde doğdu. Babası Rıza Bey, Birinci Dünya Savaşı yıllarında askerlik görevi sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın yazıcılığını ve postacılığını yapmıştı. Annesini küçük yaşta kaybeden Rukiye, askerlikten döndükten sonra bakırcılık yapan babası da ölünce, üç ablasıyla birlikte hem öksüz hem yetim kaldı.

Mustafa Kemal, bir Konya ziyareti sırasında yaptırdığı araştırmayla dört kız kardeşin en küçüğü olan Rukiye'yi buldu. Savaş yıllarında yanında çalışmış bir askerin kızını unutmamıştı. Rukiye Ankara'ya getirildi; bakımı ve eğitimi üstlenildi.

Rukiye ilkokulu Çankaya'da okuduktan sonra Ankara'daki Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde öğrenim gördü. 1930'da Atatürk Orman Çiftliği'ndeki koruma birliğinin komutanı Hüsnü Bey ile evlendi. Nikâhları Ankara Belediyesi'nde kıyıldı; dönemin İçişleri ve Dışişleri bakanları şahitlik etti. Düğünleri Dolmabahçe Sarayı'nda yapıldı.

Savaşın yetim bıraktığı bir kuşak

Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele, on yıl boyunca aralıksız süren bir savaş dönemiydi. Bu dönemin sonunda Anadolu'da sayısız çocuk anne ya da babasız kalmıştı. Osmanlı döneminde kurulan darülaytamlar, yani yetimhaneler, bu çocukların bir kısmını barındırıyordu, ama ihtiyaç çok büyüktü.

Millî Mücadele yıllarında, 1921'de Ankara'da Himaye-i Etfal Cemiyeti kuruldu; bu cemiyet sonradan Çocuk Esirgeme Kurumu adını alacaktı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kimsesiz çocukların korunması, devletin ve hayırsever kuruluşların öncelikli işlerinden biri oldu. Mustafa Kemal'in kendi evine çocuklar alması, bu genel çabanın en kişisel ve sembolik örneğiydi.

Zehra'nın eğitimi ve Londra

Zehra, ortaöğrenim için manevi kız kardeşi Sabiha ile birlikte İstanbul'a, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne gitti. Bir süre Sabiha ile birlikte havacılığa ilgi duydu, ama bu ilgisi devam etmedi; havacılık Sabiha'nın hayatını belirleyecekti. Soyadı Kanunu çıktığında Zehra "Aylin" soyadını aldı.

Kolejden mezun olduktan sonra yükseköğrenim için Londra'ya, Saint Hilda College'a gönderildi. Ancak bir dönemlik eğitimden sonra yurda dönmek istedi. Atatürk, eğitimini tamamlayıp diplomasını aldıktan sonra dönmesini istiyordu; ama Zehra'nın hastalandığını öğrenince bir süre için Türkiye'ye gelmesine izin verdi. Zehra, 1935 sonbaharında yola çıktı.
Amasya ve Yeşilırmak
Amasya ve YeşilırmakGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: https://www.flickr.com/photos/acizane/. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Zehra Aylin, Londra'dan gemiyle Fransa'ya geçtikten sonra bindiği Paris ekspresinden, Amiens yakınlarında, 19 Kasım 1935'te düşerek hayatını kaybetti. Ölümünün sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Ölümü gazetelerde geniş yer tuttu ve intihar ettiği yönünde söylentiler yayıldı; Sabiha Gökçen de sonradan bu söylentilere kendisinin de inandığını belirtti. Ancak bu söylentiyi kesinleştiren bir belge yoktur; olay bir kaza olarak da değerlendirilebilir.

Amiens'ten Maçka'ya

Zehra'nın cenazesi, Amiens'te yapılan bir törenin ardından İstanbul'a getirildi ve 21 Kasım 1935'te Maçka Mezarlığı'na defnedildi. Henüz yirmi üç yaşındaydı. Amasya'daki bir yetimhaneden Çankaya'ya, oradan İstanbul'a ve Londra'ya uzanan kısa hayatı, Fransa'da bir tren yolculuğunda sona ermişti.

Rukiye Erkin ise uzun bir hayat sürdü. Eşi Hüsnü Erkin, 1935-1938 yıllarında Yalova kaymakamı olarak görev yaptı; çiftin bir oğlu oldu. Hüsnü Erkin'i 1966'da kaybeden Rukiye Hanım, hayatının geri kalanını İstanbul Nişantaşı'nda geçirdi. 1975'te TRT'nin "Atatürk'ten Anılar" programına konuk olarak hatıralarını anlattı. 1995'te İstanbul'da öldü ve Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.

Savaşın çocuklarına uzanan el

Zehra ve Rukiye'nin hikâyeleri, Atatürk'ün manevi evlatlarının yalnız ünlü isimlerden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Sabiha Gökçen havacılıkla, Afet İnan tarih çalışmalarıyla Cumhuriyet'in simgeleri haline geldi; ama Çankaya'da büyüyen başka kızlar da vardı ve onların hayatları da aynı ilgi ve özenle şekillendi.

Bu iki kızın ortak noktası, Birinci Dünya Savaşı'nın yetim bıraktığı çocuklar olmalarıydı. Biri savaşta yüzbaşı olmuş bir babanın, öbürü Mustafa Kemal'in yanında yazıcılık yapmış bir askerin kızıydı. Mustafa Kemal'in onları himayesine alması, savaşın bedelini ödeyen ailelere karşı duyduğu sorumluluğun kişisel bir ifadesi olarak okunabilir.

Zehra'nın erken ölümü, bu hikâyenin en hüzünlü sayfasıdır. Rukiye'nin uzun hayatı ise Çankaya'da başlayan bir yolun sakin bir yetişkinliğe nasıl uzanabildiğini gösteriyor. İkisi birlikte, Cumhuriyet'in kurucusunun kamusal kimliğinin arkasındaki aile hayatına ve savaşın çocuklarına uzanan ele dair insani bir tablo sunuyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap