Bir sınav ve bir burs
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Millî Eğitim Bakanlığı, Batı müziği alanında yetişecek gençleri seçmek için sınavlar açtı ve kazananları Avrupa'nın büyük konservatuvarlarına gönderdi. 1925'te bu sınavı kazanarak Paris'e giden gençlerden biri, Galatasaray Lisesi öğrencisi Ulvi Cemal'di. Beş yıl sonra Ankara'ya döndüğünde, hem Türk Beşleri diye anılacak besteci kuşağının bir üyesi hem de Cumhuriyet'in piyano eğitimini kuracak öğretmenlerden biri olacaktı. Yanında kısa süre sonra hayatını birleştireceği piyanist Ferhunde Remzi Hanım vardı.Bu yazı, Erkin'in besteciliğinden çok, Ankara'daki müzik kurumlarının kuruluşunda üstlendiği eğitimci ve yönetici rolünü ve eşi Ferhunde Erkin'le birlikte oluşturduğu piyano okulunu konu alıyor.

Tarih notu
Kronoloji: 14 Mart 1906 İstanbul'da doğum; 1925 bursla Paris'e gidiş; 1930 dönüş ve Musiki Muallim Mektebi'ne atanma; 6 Mart 1931 "İki Dans" adlı eserin ilk seslendirilişi; 1932 Ferhunde Remzi Hanım'la evlilik; 11 Mayıs 1934 "Bayram" ve "Konçertino"nun ilk seslendirilişi; 1936 Ankara Devlet Konservatuvarı'nda piyano bölüm başkanlığı; 1937 ve 1938 halk müziği derleme gezileri; 1943 Piyano Konçertosu ile ödül; 1949-1951 konservatuvar müdürlüğü; 1971 devlet sanatçısı unvanı; 15 Eylül 1972 Ankara'da ölüm.
İstanbul'da bir çocukluk
Ulvi Cemal, 14 Mart 1906'da İstanbul'da doğdu. Babası üst düzey bir bürokrat olan Mehmet Cemal Bey, annesi Nesibe Hanım'dı. Diplomat Feridun Cemal Erkin'in kardeşiydi. Yedi yaşındayken babasını kaybetti ve dedesi Abdullah Behçet Bey'in evinde büyüdü.İlk müzik derslerini piyano çalan annesinden aldı. Ardından Mercenier adlı bir Fransız öğretmenden, daha sonra İstanbul'un tanınmış piyano öğretmeni Adinolfi'den ders aldı. Bu derslere Galatasaray Lisesi'ndeki öğrenimiyle birlikte devam etti. Böylece Paris sınavına girdiğinde hem sağlam bir piyano tekniğine hem de iyi bir Fransızca bilgisine sahipti.
Paris'te beş yıl
1925'te Paris'e giden Ulvi Cemal, Paris Konservatuvarı'nda Isidor Philipp ve başka hocalarla piyano çalıştı. Armoni ve kontrpuan derslerine de katıldı. Daha sonra Ecole Normale de Musique'de, yüzyılın en etkili kompozisyon öğretmenlerinden Nadia Boulanger'ın derslerine girdi. Boulanger, dünyanın dört bir yanından gelen genç bestecilere disiplinli bir yazı tekniği kazandırmasıyla tanınıyordu.Paris yıllarında "İki Dans" adlı orkestra eserine başladı. Bu ilk büyük eserini Ankara'da tamamladı.
Musiki Muallim Mektebi'nde öğretmen
1930'da yurda dönen Ulvi Cemal, Ankara'daki Musiki Muallim Mektebi'ne öğretmen olarak atandı. Bu okul, 1924'te ülkenin okullarına müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Avrupa'daki öğrenimlerini tamamlayan Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kâzım Akses ile birlikte, müzik tarihinde "Türk Beşleri" olarak anılan grubun bir üyesi kabul edildi.6 Mart 1931'de "İki Dans", Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti tarafından Zeki Üngör yönetiminde Musiki Muallim Mektebi salonunda ilk kez seslendirildi. Aynı yıl "Beş Damla" adlı piyano parçalarını yazdı. Besteci İlhan Usmanbaş, bu parçaların henüz öğrenciliğini yeni bitirmiş bir bestecinin Türkiye'de nasıl bir müzik yapılması gerektiğini açık bir dille ortaya koyduğunu vurgulamıştır.

Ferhunde Erkin: sahnedeki ortak
1932'de Ulvi Cemal, piyanist ve piyano öğretmeni Ferhunde Remzi Hanım'la evlendi. Ferhunde Hanım, gençlik yıllarından itibaren İstanbul'daki konserleriyle dikkat çekmiş, dergilerde fotoğrafları yayımlanan bir piyanistti. Çiftin Sevin (1937) ve İçten (1941) adında iki kızı oldu.Ferhunde Erkin, eşinin piyano ve orkestra için yazdığı eserlerin ilk yorumcusu oldu. 11 Mayıs 1934'te "Konçertino"yu Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası eşliğinde ilk kez çaldı; orkestrayı Ulvi Cemal yönetiyordu. Aynı gece bestecinin "Bayram" adlı orkestra eseri de ilk kez seslendirildi. Çift, sonraki yıllarda Ankara'nın konser hayatında birlikte sahneye çıkan ve birlikte öğrenci yetiştiren bir ikili olarak tanındı.
Ek bilgi
Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası, bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'dır. Osmanlı döneminin saray mızıkası olarak kurulan topluluk, Cumhuriyet'in ilanından sonra 1924'te Ankara'ya taşınmıştı. Erkin'in eserlerinin büyük bölümü ilk kez bu orkestra tarafından seslendirildi.
Konservatuvarda piyano okulu
1936'da Ankara Devlet Konservatuvarı kurulunca Ulvi Cemal, piyano bölümünün başkanlığına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kurumda piyano öğretmeni ve bölüm şefi olarak çalıştı. 1949-1951 yıllarında konservatuvarın müdürlüğünü de üstlendi. Ferhunde Erkin de konservatuvarda uzun yıllar piyano dersi verdi.Erkin çiftinin yetiştirdiği öğrenciler, sonraki kuşakların konser piyanistleri ve piyano öğretmenleri oldu. Bu öğretmenlik zinciri, Türkiye'de piyano eğitiminin sistemli bir okul hâline gelmesinde belirleyici rol oynadı.
Ulvi Cemal, arkadaşı Necil Kâzım Akses'le birlikte Carmen, Aida ve Fidelio gibi çok sayıda opera eserini Türkçeye çevirdi. Bu çeviriler, konservatuvarın öğrenci temsillerinde ve sonra Devlet Operası sahnesinde kullanıldı. 1940'ta Akses'le birlikte bir de "Konservatuvar Marşı" besteledi.

Anadolu'nun ezgilerine yolculuk
Türk Beşleri'nin diğer üyeleri gibi Erkin de eserlerinde halk müziği ezgilerinden yararlandı. 1937'de yapılan birinci derleme gezisinde Sivas, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Trabzon ve Rize'de; 1938'deki ikinci gezide Malatya, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Maraş ve Adana'da derleme çalışmalarına katıldı. Bu gezilerin ürünleri, "İki Sesli Halk Şarkıları", "Yedi Halk Türküsü" gibi eserlerinde ve sonraki orkestra yapıtlarında izlenir.Ödül ve Berlin konseri
1943'te Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı beste yarışmasına "Köçekçe" ve "Piyano Konçertosu" ile katıldı. Piyano Konçertosu ödüle layık görüldü ve Erkin, Ahmet Adnan Saygun ve Hasan Ferit Alnar'la birlikte yarışmanın büyük ödülünü paylaştı. Eşine adadığı konçerto, 11 Mart 1943'te Ankara Radyoevi'nde Ferhunde Erkin'in solistliğinde ilk kez seslendirildi. Aynı yılın 8 Ekim'inde, savaşın ortasında Berlin'de yine Ferhunde Erkin'in solistliğinde Berlin Şehir Orkestrası tarafından çalındı."Köçekçe" adlı dans rapsodisi ise 1 Şubat 1943'te ilk kez seslendirildi ve zamanla Erkin'in en çok çalınan eseri oldu. 2 Nisan 1948'de Ankara Opera Evi'nin açılış töreninde, bestecinin Keman Konçertosu Licco Amar'ın solistliğinde ilk kez seslendirildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Son yıllar
Fransa ve İtalya, Erkin'i onur ve liyakat nişanlarıyla ödüllendirdi. 1971'de Türkiye Cumhuriyeti ona devlet sanatçısı unvanı verdi. Ulvi Cemal Erkin, 15 Eylül 1972'de Ankara'da öldü ve Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. 1985'te adına bir pul basıldı.Paris'ten Ankara'ya taşınan bir okul
Erkin'in hikâyesi, Cumhuriyet'in müzik politikasının nasıl işlediğini gösterir. Devlet, sınavla seçtiği gençleri Avrupa'ya gönderdi; onlar da döndüklerinde yeni kurumların kadrosunu oluşturdu. Erkin bu döngünün iki ucunda da yer aldı: önce burslu öğrenci, sonra öğretmen, bölüm başkanı ve müdür.Ulvi Cemal'in katkısı yalnızca bestelerinde değil, kurduğu eğitim düzenindedir. Paris'te Isidor Philipp ve Nadia Boulanger'dan aldığı disiplin, Ankara'da sınıflara ve sınav programlarına dönüştü. Ferhunde Erkin'in sahnedeki yorumları ise bu eserlerin dinleyiciyle buluşmasını sağladı. Bir besteci ile bir yorumcunun aynı evde, aynı okulda ve aynı sahnede yürüttüğü bu ortaklık, Ankara'nın konser hayatının ilk on yıllarına damgasını vurdu.
Erkin çiftinin öğrencileri ve onların öğrencileri bugün hâlâ Türkiye'nin konservatuvarlarında ders veriyor. Bu süreklilik, 1925'teki bir burs sınavının uzun vadeli sonucudur.