Yetimhaneden radyonun en sevilen sesine
Cumhuriyet'in ilk on yıllarında Türk musikisinin en tanınan seslerinden biri Safiye Ayla'ydı. Beş yüzü aşkın plak doldurdu, plakları satış rekorları kırdı, radyo konserleri evlerde merakla beklendi. Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses ile birlikte, Türk sanat musikisinin "üç büyük çınarı" arasında anıldı.Onun hikâyesinin Atatürk'le kesişen bir yanı da vardır. 1932'de İstanbul'da verilen bir davette Atatürk'ün huzurunda ilk kez şarkı söyledi ve onun en beğendiği seslerden biri oldu. Bu tanışma, yıllar sonra Safiye Ayla'nın Atatürk'ün bir isteğini yerine getirmek için verdiği uğraşla anlam kazanacaktı. Bu yazıda bir yetimhane çocuğunun Cumhuriyet'in sesi oluşunu anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: İstanbul Kadırga'da doğum; küçük yaşta anne ve babanın kaybı, Çağlayan Darüleytamı; Bursa Muallim Mektebi; Eyüp'te öğretmen yardımcılığı; 1930 Columbia için ilk plak; 1931 Mulen Ruj Gazinosu; 1932 Atatürk'ün huzurunda ilk konser; 1942 "Alabanda" oyununda sahne; 8 Nisan 1950 Şerif Muhittin Targan ile evlilik; 1951-1974 Saray Sineması konserleri; 1987 Atatürk anısına AKM konseri; 14 Ocak 1998 İstanbul'da ölüm.
Kimsesiz bir çocukluk
Safiye Ayla İstanbul'un Kadırga semtinde doğdu. Babası Hicazizade Hafız Abdullah Bey, o dünyaya gelmeden önce öldü; annesi Seyyide Hanım'ı ise üç yaşındayken kaybetti. Kimsesiz kalan çocuk, Kağıthane'deki eski Sadabad Sarayı binasında açılmış olan Çağlayan Darüleytamı'na bırakıldı ve ilkokulu orada bitirdi.Ardından Birinci Dönem Bursa milletvekili Şeyh Servet Efendi tarafından evlat edinildi. Bursa Muallim Mektebi'ne kaydoldu; öğrenimi Bursa, Konya ve Adana'daki okullarda sürdü. Geçirdiği hastalıklar yüzünden diploma alamadı, ama Eyüp'te bir ilkokulda öğretmen yardımcısı olarak göreve başladı.
Müziğe küçük yaşta piyano çalarak başlamıştı. Eyüp yıllarında Eyyubi Mustafa Efendi'den usul ve makam öğrendi, ardından besteci Yesari Asım Bey'den ders aldı. Cumhuriyet'in yetimhanelerinden ve öğretmen okullarından geçen bu yol, onu dönemin pek çok sanatçısından ayırır.
Siyah önlükle sahneye
1930'da Columbia plak şirketi için ilk plağını doldurdu. Yesari Asım Bey'in "Sevda Yaratan Gözlerin" ve "Bekledim de Gelmedin" şarkılarını seslendirdi ve kısa sürede tanındı. Bir konserde öğretmen önlüğüyle sahneye çıkması maarif müfettişlerinin tepkisini çekince öğretmenlikten ayrıldı ve gazinolarda çalışmaya başladı.Hafız Ahmet Irsoy, Selahattin Pınar, Sadettin Kaynak ve Udi Nevres Bey gibi dönemin ustalarından yararlandı. Küçükçiftlik Parkı'nda ve 1931'de Mulen Ruj Gazinosu'nda sahneye çıktı, kısa sürede başsolistliğe yükseldi. Batı müziği tekniklerinden de beslenen söyleyişi, yüksek perdelere rahatça çıkabilen sesi ve kusursuz diksiyonu onu çağdaşlarından ayırdı.

Ek bilgi
Safiye Ayla'nın repertuvarı klasik eserlerden dönemin yeni şarkılarına kadar geniş bir alana yayılıyordu. Bu genişlik, onun farklı dinleyici kesimlerine ulaşmasını sağladı. Kendisi de şarkı sözü yazdı: "Seninle doğan gündür bu gönül" ve "Aşk yaprağına konarak koza öresim gelir" onun kaleminden çıktı.
1932: Atatürk'ün huzurunda
1932'de İstanbul Vali Yardımcısı Nuri Bey'in evinde verilen bir davette Safiye Ayla, Atatürk'ün huzurunda ilk kez şarkı söyledi. Bu akşamdan sonra onun en beğendiği seslerden biri oldu ve Atatürk'ün katıldığı başka toplantılarda da şarkı söyledi.Bu konserlerden birinde Sadettin Kaynak'ın Kurtuluş Savaşı'nı konu alan "Yanık Ömer" adlı eserini seslendirdi. Konser sonunda Atatürk, bu eserin Batı müziği tarzında çok sesli bir düzenlemesinin güzel olacağını söyledi. Bu söz, Atatürk'ün müzik konusundaki genel yaklaşımını yansıtıyordu: Halkın sevdiği ezgilerin çok sesli müziğin imkânlarıyla yeniden işlenmesi.
Bir isteğin yıllar sonra yerine gelmesi
Atatürk'ün ölümünden sonra Safiye Ayla, bu isteği gerçekleştirmek için girişimlerde bulundu. Besteci Muammer Sun'a eserin orkestrasyonunu hazırlattı ve "Yanık Ömer"i Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde çok sesli olarak seslendirip kaydetti. Böylece bir akşam yemeğinde dile getirilen bir düşünce, yıllar sonra bir kayıt olarak gelecek kuşaklara kaldı.Dikkat: yanlış bilinen
Musiki tartışmalarının ortasında
Safiye Ayla'nın yükseldiği yıllar, Türkiye'de musiki üzerine en hararetli tartışmaların yaşandığı yıllardı. Cumhuriyet'in kurucu kadrosu, Batı müziğinin çok seslilik ve orkestra imkânlarıyla halk ezgilerini birleştiren yeni bir Türk müziği hayal ediyordu. Bu amaçla Musiki Muallim Mektebi açıldı, yurt dışına öğrenciler gönderildi, Ankara'da Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası güçlendirildi.Bu tartışmanın en sert anı 1934 sonbaharında yaşandı. Atatürk'ün 1 Kasım 1934'te Meclis'i açış konuşmasında musikiye ayırdığı bölümün ardından, Türk musikisi bir süre radyo yayınlarından çıkarıldı. Yaklaşık iki yıl süren bu uygulama sırasında radyolarda yalnızca Batı müziği çalındı. Uygulama halkın tepkisiyle karşılaştı ve 1936'da Türk musikisi yeniden yayınlara döndü.
Safiye Ayla gibi sanatçılar için bu dönem, plak ve gazino sahnelerinin önem kazandığı yıllar oldu. Ama aynı yıllarda Atatürk'ün özel toplantılarında Türk musikisi dinlenmeye devam ediyordu. Bu iki yön, Atatürk'ün musikiye yaklaşımının çelişkili değil, katmanlı olduğunu gösteriyor: Kişisel olarak sevdiği bir musikiyi, gelecekte daha geniş bir dünyaya açılmış biçimde görmek istiyordu. "Yanık Ömer" için dile getirdiği istek, bu yaklaşımın küçük bir örneğiydi.
Saray Sineması konserleri
Safiye Ayla, sanat hayatı boyunca başta İstanbul Radyosu olmak üzere Türkiye radyolarında sayısız konser verdi. Hüseyin Sadettin Arel'in başkanlığı döneminde İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti'nde görev aldı. 1942'de "Alabanda" adlı oyunda Kraliçe Mimoza rolüyle sahneye çıktı.Konservatuvarda tanıştığı besteci Şerif Muhittin Targan ile 8 Nisan 1950'de evlendi. Bu evlilik 1967'de Targan'ın ölümüne kadar sürdü. Evlendikten sonra gazino sahnelerinden çekildi ve ayda bir Saray Sineması'nda konserler vermeye başladı. 1951'de başlayan bu konserler 1974'e kadar sürdü. Son sahne konserini 1987'de Atatürk'ün anısına, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yararına İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde verdi.
14 Ocak 1998'de İstanbul'da öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Adına, genç yetenekleri desteklemek amacıyla bir şarkı yarışması düzenlenmektedir.
Yetimhanenin çocuğu, Cumhuriyet'in sesi
Safiye Ayla'nın hayatı, Cumhuriyet'in ilk kuşağının hikâyesini özetliyor. Ailesiz büyüyen bir çocuk, devletin yetimhanesinde okudu, öğretmen okulunda yetişti ve kendi yeteneğiyle ülkenin en sevilen seslerinden biri oldu. Bu yolun her adımında yeni kurulan devletin kurumları vardı.Atatürk'le ilişkisi de bu açıdan anlamlıdır. Atatürk Türk musikisini seven ve dinleyen bir liderdi; ama aynı zamanda bu musikinin çok seslilikle yeni bir kimliğe kavuşmasını istiyordu. "Yanık Ömer" için dile getirdiği istek bu iki yönü birleştiriyordu: sevilen bir ezgiyi korumak ve onu çağdaş bir dille yeniden söylemek.
Safiye Ayla'nın bu isteği yıllar sonra yerine getirmek için verdiği çaba, bir sanatçının vefasını gösteriyor. Ömrünün son konserini de Atatürk'ün anısına vermesi, bu vefanın sonuna kadar sürdüğünü kanıtlıyor. Onun plakları bugün de dinleniyor; ama belki en anlamlı mirası, iki müzik dünyası arasında bir köprü kurma çabasıdır.