İçeriğe geç
Giriş yap
0

Cemal Reşit Rey: Kudüs'te doğan besteci, Lüküs Hayat opereti ve İstanbul Şehir Orkestrası

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1

Bir operetin elli bir yıl sonraki galası

1985 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları, 1930'larda büyük sevgi gören bir opereti yeniden sahneledi: Lüküs Hayat. Gala gecesinde Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne seksen bir yaşındaki bestecisi getirildi. Cemal Reşit Rey, elli bir yıl önce bestelediği eserin seyircileriyle son kez buluştu. Aynı yılın ekim ayında hayatını kaybetti.

Cemal Reşit Rey, Cumhuriyet'in ilk kuşak bestecilerinden biri ve "Türk Beşleri" olarak anılan grubun üyesiydi. Onuncu Yıl Marşı'nın bestecisi olarak her Türk'ün kulağında yer etti. Ama onun müzik hayatı bir marştan çok daha geniştir: operalar, operetler, konçertolar, senfonik şiirler ve İstanbul'un ilk düzenli orkestrasının kuruluşu. Bu yazıda onun hayatını ve Atatürk döneminin müzik hayatındaki yerini anlatıyoruz.
Besteci Cemal Reşit Rey
Besteci Cemal Reşit ReyGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Whizlorn. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 24 Eylül 1904 Kudüs'te doğum; beş yaşında İstanbul'a geliş; 1913 ailenin Paris'e taşınması; Birinci Dünya Savaşı'nda Cenevre; 1919 İstanbul'a dönüş; 1920 Paris'te Marguerite Long ile çalışma; 1921 mezuniyet; Cumhuriyet'in ilanından sonra Darülelhan'da öğretmenlik; 1926 halk ezgileri üzerine besteler; 1932 "Üç Saat" ve "Lüküs Hayat" operetleri; 1933 Onuncu Yıl Marşı; 1934 Yaylı Sazlar Grubu; 1938-1940 Ankara Radyosu; 1945 Filarmoni Derneği; 1981 Devlet Sanatçısı; 7 Ekim 1985 İstanbul'da ölüm.

Kudüs, İstanbul, Paris, Cenevre

Cemal Reşit Rey, 24 Eylül 1904'te Kudüs'te doğdu. Babası Ahmet Reşit Rey, o sırada Kudüs mutasarrıfıydı. Annesi Fethiye Hanım, Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın torunuydu. Müzik yeteneği Kudüs'teki çocukluğunda ortaya çıktı; ilk müzik derslerini annesinden aldı ve sekiz yaşında bir vals besteledi. Babası Dahiliye Nazırlığı'na atanınca aile İstanbul'a taşındı.

Galatasaray Lisesi'nde okurken, 1913'te Kâmil Paşa hükümetinin düşmesi ve babası hakkında Mahmud Şevket Paşa suikastıyla ilgili gıyabi bir mahkûmiyet kararı verilmesi üzerine aile Paris'e gitti. Paris'te konservatuvar müdürü ve ünlü besteci Gabriel Fauré, genç Cemal Reşit'i dinledi ve onu piyanist Marguerite Long'a yönlendirdi. Long, onun eğitimiyle hiçbir ücret almadan yıllarca ilgilendi.

Birinci Dünya Savaşı başlayınca aile Cenevre'ye geçti. Cemal Reşit, Cenevre Konservatuvarı'nda ustalık sınıfına kadar yükseldi. 1919'da babası yeniden Dahiliye Nazırı olunca ailesiyle İstanbul'a döndü; 1920'de ise tek başına Paris'e gönderildi. Long ile piyano çalışmalarını sürdürdü, Raoul Laparra ile kompozisyon ve orkestrasyon, Henri Defosse ile orkestra şefliği çalıştı. 1921'de mezun oldu.

Cumhuriyet İstanbul'unda bir müzisyen

Cumhuriyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönen Cemal Reşit, Darülelhan'ın, yani sonradan İstanbul Belediye Konservatuvarı adını alan kurumun Batı müziği bölümüne öğretmen olarak atandı. Nişantaşı'ndaki aile konağında annesi, babası, ağabeyi Ekrem Reşit ve kız kardeşiyle birlikte yaşadı. Arkadaşlarıyla oda müziği toplulukları oluşturarak konserler verdi.

1926'dan itibaren Türk halk ezgilerini kullanarak besteler yapmaya başladı. "12 Anadolu Türküsü", "Türk Manzaraları", "Bebek Efsanesi", "Anadolu İzlenimleri" ve "Karagöz" gibi eserlerinde halk ezgilerini çok sesli müziğin diliyle yorumladı. Bu yaklaşım, Atatürk döneminin müzik politikasının özüyle örtüşüyordu: Türk halk müziğinin zenginliğini çağdaş müziğin teknikleriyle buluşturmak.
İstanbul'daki Cemal Reşit Rey Konser Salonu
İstanbul'daki Cemal Reşit Rey Konser SalonuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: CeeGee. Dosya sayfası
Ek bilgi
"Türk Beşleri", Cumhuriyet'in ilk kuşak çok sesli müzik bestecilerine verilen addır: Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kâzım Akses. Bu besteciler, Türk halk ezgilerini Batı müziğinin biçimleriyle buluşturarak Türkiye'de çağdaş müziğin kurucuları oldular.

Rey Kardeşler'in operetleri

Cemal Reşit Rey, halkı çok sesli müziğe alıştırmanın en etkili yolunun eğlenceli ve tanıdık bir biçim olduğuna inanıyordu. 1932-1942 arasında ağabeyi Ekrem Reşit Rey'in libretto yazdığı bir dizi operet besteledi. Bu eserlerin hepsi Darülbedayi'de, yani İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelendi ve büyük ilgi gördü.

Kardeşlerin ilk opereti "Üç Saat", Şehir Tiyatroları'nın sanat yönetmeni Muhsin Ertuğrul ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ'ın isteğiyle yazıldı. Halkın gösterdiği ilgi üzerine Cumhuriyet'in onuncu yılı için yeni bir operet hazırladılar: "Lüküs Hayat". 1930'ların İstanbul'unu eğlenceli bir dille anlatan bu operet, şarkılarıyla kuşaktan kuşağa aktarıldı ve Türk müzikli tiyatrosunun en sevilen eserlerinden biri oldu. Ardından "Deli Dolu" (1934), "Saz Caz" (1935), "Maskara" (1936) ve "Hava Cıva" (1937) geldi.

Onuncu Yıl Marşı

1933'te Cumhuriyet'in onuncu yılı kutlamaları için bir marş yarışması düzenlendi. Cemal Reşit Rey, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar'ın yazdığı güfte için bir beste yaptı. Bu beste, Onuncu Yıl Marşı olarak kabul edildi ve 29 Ekim 1933'teki kutlamalarda bütün yurtta çalındı. Marşın hikâyesi forumumuzda ayrı bir başlıkta ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Cemal Reşit Rey'in Edirnekapı'daki kabri
Cemal Reşit Rey'in Edirnekapı'daki kabriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Whizlorn. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Cemal Reşit Rey'in 1934'te kurduğu Yaylı Sazlar Grubu, İstanbul Şehir Orkestrası'nın çekirdeğini oluşturdu. Konservatuvarın ileri sınıflarındaki üflemeli çalgı öğrencilerinin katılmasıyla topluluk senfonik bir orkestraya dönüştü. Cemal Reşit Rey bu orkestrayı 1968'e kadar her hafta düzenli konserlerle yönetti; orkestra sonradan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'na dönüştü.

Ankara Radyosu ve Filarmoni Derneği

1938'de Ankara'ya çağrılan Cemal Reşit Rey, Ankara Radyosu'nda Batı Müziği Bölümü şefi oldu. 1940'ta İstanbul'a döndü ve öğretmenliğini, piyanistliğini ve orkestra şefliğini sürdürdü. 1945'te İstanbul'da Filarmoni Derneği'nin kurulmasına öncülük etti; bu dernek sayesinde dünyaca ünlü şefler ve solistler Türkiye'ye gelip konserler verdi. 1950-1955 arasında İstanbul Radyosu'nda çalıştı ve "Piyano Dünyasında Gezintiler" adlı bir program hazırlayıp sundu.

Operaları arasında "Sultan Cem" (1924), "Zeybek" (1926), "Köyde Bir Facia" (1929) ve uzun yıllar üzerinde çalıştığı "Çelebi" yer alır. Konçertoları ve senfonik eserleriyle de Türk çağdaş müziğinin repertuvarını zenginleştirdi.

Son yıllar

Aile bireylerinin ölümü ve maddi sıkıntılar, Nişantaşı'ndaki konak hayatının sona ermesine yol açtı. Cemal Reşit Rey son yıllarını Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde geçirdi. 1960'ların sonunda Haldun Dormen'in önerisiyle yeniden müzikli tiyatroya döndü; "Yaygara 70" büyük başarı kazandı. 1971'de son opereti "Bir İstanbul Masalı"nı besteledi.

1981'de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. 1982'den ölümüne kadar Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda kompozisyon öğretmenliği yaptı. 7 Ekim 1985'te öldü ve Edirnekapı'daki aile mezarlığına defnedildi. Bugün İstanbul'un önemli konser salonlarından biri onun adını taşıyor.

Operetten senfoniye bir köprü

Cemal Reşit Rey'in en büyük katkısı, çok sesli müziği geniş halk kitlelerine sevdirmesiydi. Atatürk döneminin müzik politikası, Türk toplumunu çağdaş müzikle buluşturmayı amaçlıyordu. Bu amaca ulaşmanın yollarından biri konservatuvarlar ve orkestralardı; ama bir başka yolu, halkın kolayca sevebileceği eserler üretmekti. Lüküs Hayat, bu ikinci yolun en başarılı örneğiydi.

Rey'in müziğinde Paris'te aldığı eğitimle Anadolu'nun ezgileri buluşuyordu. Fauré'nin ve Long'un öğrencisi olan bir besteci, Türk halk türkülerini armonize ediyor, Karagöz'ü orkestraya taşıyordu. Bu sentez, Cumhuriyet'in kültür anlayışının müzikteki karşılığıydı: ne kendi geleneğinden kopan ne de dünyaya kapanan bir sanat.

İstanbul Şehir Orkestrası'nı otuz dört yıl boyunca her hafta yönetmesi ise onun sabrını ve adanmışlığını gösteriyor. Bir şehrin düzenli bir orkestraya sahip olması, o şehrin kültür hayatının olgunluğunun işaretidir. Cemal Reşit Rey, bu olgunluğa İstanbul'u kendi emeğiyle taşıdı. Lüküs Hayat'ın şarkılarını mırıldanan herkes, farkında olmadan onun bu mirasını yaşatıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap