İçeriğe geç
Giriş yap
0

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti (1919): Melek Reşit Hanım'ın Sivas'tan çağrısı

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Sivas Kongresi'nin dağılmasından birkaç ay sonra aynı şehirde bir grup kadın toplandı ve Milli Mücadele'nin en bilinen kadın örgütlerinden birini kurdu: Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti. Başkanı, Sivas Valisi Reşit Paşa'nın eşi Melek Reşit Hanım'dı. Cemiyet kısa sürede başka şehirlerde de şubeler açtı, İtilaf Devletleri'nin temsilcilerine protesto telgrafları çekti, orduya yardım kampanyaları düzenledi. Cemiyetin kuruluşunu ve faaliyetlerini telgraf metinleri üzerinden izleyelim; bu telgrafların metinleri Bekir Sıtkı Baykal'ın belgelere dayanan kitabında yayımlanmıştır.
Sivas Kongresi binası
Sivas Kongresi binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: altungd. Dosya sayfası

Kuruluş: Kasım–Aralık 1919

Aysal ve Dinçer, cemiyetin doğuşunu Mütareke'den sonraki çift yönlü gelişmeye bağlar: Bir yanda işgaller, İstanbul basınının tutumu ve hükümetin yalnızca diplomasiye güvenmesi; öbür yanda Kuva-yı Milliye, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri ve Mustafa Kemal Paşa'nın dağınık direnişi tek merkezde toplama çabası. Sivas Kongresi'nin bu şehirde toplanmış olması ve eşinin vilayetin valisi olması, yazarlara göre Melek Hanım'ı cesaretlendiren etkenlerdi.

Aysal ve Dinçer'in aktardığına göre kuruluş dilekçesi 26 Kasım 1919'da Melek Reşit Hanım tarafından Sivas Valiliği'ne verildi. Nizamname ve cemiyet mührü 7 Aralık'ta valiliğe sunuldu; Sivas Valiliği 9 Aralık 1919 tarihli yazısıyla cemiyetin kuruluşunu onayladı. Kurucular arasında Melek Hanım'ın yanında Defterdar Tevfik Bey'in eşi Samiye Hanım, Jandarma Tabur Komutanı Kemal Bey'in eşi Şefika Hanım ve Çankırı Memleha Müdürü Raif Efendi'nin eşi Emine Hanım vardı. Yönetimde Melek Reşit birinci başkan, Samiye Hanım ikinci başkan, Şefika Kemal Hanım kâtibe, Emine Hanım veznedar oldu.
Ek bilgi
Cemiyetin nizamnamesinin asılları bugün Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü arşivinde bulunuyor (Kutu 28, Gömlek 98). Aysal ve Dinçer bu belgelerin görüntülerini makalelerinin ekinde yayımladı.

28 Kasım 1919: Numune Mektebi'ndeki konuşma

Cemiyet resmen onaylanmadan önce de, 28 Kasım 1919'da Sivas Numune Mektebi'nde kadınların katıldığı bir toplantı düzenlendi ve cemiyetin kuruluşu halka burada duyuruldu. Melek Reşit Hanım'ın bu toplantıdaki konuşması, Bekir Sıtkı Baykal'ın 1986'da yayımlanan kitabı aracılığıyla bugüne ulaştı. Konuşmanın en çok alıntılanan bölümü şudur:

"Çünkü istiklâlini kaybeden bir millet, en büyük rahata nail olsa bile artık o memleketin sahibi değildir, esiridir. Bir insan küçük bir evin hanımı olmayı elbet büyük bir evin hizmetçisi olmaya tercih eder. (...) Hülâsa hemşirelerim, bizim için ya ölüm ya istiklâl!"

Melek Hanım cemiyetin amacını "sırf seslerimizi, memleketimizi parçalamak isteyenlere işittirmek" diye tarif etti ve cemiyetin barış imzalanıncaya kadar süreceğini söyledi. Aynı toplantıda Darüleytam Müdiresi Makbule Hanım da konuştu ve "Vatan, sevgili vatan, erkeklerin olduğu kadar da bizimdir" dedi.
Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi
Sivas Atatürk Kongre ve Etnografya MüzesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Telgraflarla diplomasi

Cemiyetin en dikkat çekici faaliyeti telgraflardı. Aysal ve Dinçer'e göre ilk telgraf 28 Kasım 1919 tarihlidir ve İstanbul'daki ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcilerine gönderilmiştir; telgrafta işgallerin ardından yaşanan olaylar anlatılmış, İzmir'den kaçan halkın açlıkla mücadele ettiği vurgulanmıştır. Aynı gün padişaha, sadrazama ve Dahiliye Nazırı'na da telgraf çekildi.

24 Aralık 1919'da Fransa'nın Kilis'te yayımladığı beyanname protesto edildi. 17 Ocak 1920'de çekilen telgrafta "İzmir, tarihen ve ırken Türk olduğu gibi bugün de yarın da Türk olacaktır" denildi. Cemiyet, devlet başkanlarını eşleri aracılığıyla etkilemeyi de denedi: Fransa Cumhurbaşkanı Poincaré'nin ve ABD Başkanı Wilson'un eşlerine telgraflar gönderildi. Wilson'un eşine çekilen telgrafta Wilson İlkeleri hatırlatıldı. Hangi kadın cemiyetlerine telgraf çekilebileceği konusunda Halide Edip'in görüşü de soruldu.
Tarih notu
Aysal ve Dinçer'e göre cemiyet 21 Şubat 1920'de son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne de bir telgraf çekti; mebuslardan kişisel ihtiraslardan uzak durmaları, Mütareke imzalandığında Osmanlı egemenliğinde olan toprakların bu ülkeye ait olduğu ilkesinden ayrılmamaları istendi. Bu ilke birkaç gün önce Meclis'te kabul edilen Misak-ı Milli'nin de özüydü.

Basın, ajans ve şubeler

Cemiyet yöneticileri haber akışının önemini erken kavradı. 8 Ocak 1920'de İstanbul'daki Osmanlı Matbuat Cemiyeti'ne çekilen telgrafta, İstanbul gazetelerinin ülkenin kurtuluşu için çalışanları "İtilafçı" ya da "İttihatçı" diye nitelendirerek toplumda ikilik yarattığı söylendi; bu yayınlar sürerse söz konusu gazetelerin boykot edileceği ve Anadolu'ya sokulmayacağı bildirildi. Cemiyet Ankara'da çıkan Hâkimiyet-i Milliye gazetesine abone oldu, 6 Nisan 1920'de kurulan anadoluAnadolu Ajansı'nın haberlerini Sivas'ın köy ve kasabalarına ulaştırmaya çalışacağını Mustafa Kemal Paşa'ya bildirdi.

İstanbul'un 16 Mart 1920'de resmen işgalinden sonra Ankara'ya geçen Bekir Sami ve Hamdullah Suphi beyleri ve Halide Edip Hanım'ı kutlayan telgraflar gönderildi. Aysal ve Dinçer'e göre kısa süre içinde benzer ya da aynı adla Kangal, Konya, Burdur, Yozgat, Pınarhisar, Erzincan, Eskişehir, Kayseri, Amasya ve Bolu'da kadın dernekleri kuruldu. 24 Nisan 1920 tarihli bir genelgeyle Sivas'a bağlı kaza ve nahiyelerde de şube açılması istendi; bu genelgede cemiyetin amacı yeniden "memleketimizi parçalamak isteyen düşmanlara kadın ve erkek vatanın müdafaası için birleşmiş olduğumuzu ispat etmek" diye tanımlandı.
Dikkat: yanlış bilinen
Cemiyet adı bazı kaynaklarda "Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti" diye geçer. Bu, merkezin Sivas'ta olduğunu gösterir; aynı adla ya da benzer adlarla başka şehirlerde açılan dernekler bu merkeze bağlı şubeler veya onu örnek alan bağımsız girişimlerdi.

Cephe gerisinde yardım

6 Şubat 1920'deki genel kurulda Melek Reşit Hanım, Maraş'taki çatışmalar sırasında Sivaslı kadınları maddi yardıma çağırdı: "Vatanımız ölüm halinde bir hasta" diyen başkan, erkeklerin cepheye gittiğini, kadınlara da onların ihtiyaçlarını karşılamanın düştüğünü söyledi. Cemiyetin İrade-i Milliye gazetesine yazdığı 15 Şubat 1920 tarihli mektuba göre bu toplantıda yarım saat içinde 290 lira toplandı; ertesi günlerde 338 lira Maraş'taki felaketzedeler için Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne, 100 lira da İzmir felaketzedeleri için Hilal-i Ahmer'e teslim edildi. Aysal ve Dinçer ayrıca cemiyetin askerler için çorap ördürmek, kurban derilerini paraya çevirmek ve yetim kız çocukları için kavurma hazırlamak gibi işler yaptığını aktarır.

Melek Hanım, Reşit Paşa'nın 16 Ekim 1920'de Kastamonu Valiliği'ne atanmasıyla Sivas'tan ve cemiyet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. Aysal ve Dinçer, onun başka illerde şube açılmasındaki çabasını ve Mustafa Kemal'in safında açıkça yer almasını vurgular.
Sivas Kongre binasının içinden bir görünüm
Sivas Kongre binasının içinden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Neden önemli?

Milli Mücadele çoğu zaman cephedeki erkeklerin hikâyesi olarak anlatılır. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ise Anadolu'nun taşra şehirlerinde kadınların örgütlendiğini, yazılı ve telgrafla siyaset yaptığını ve dünya kamuoyuna seslendiğini gösteren belgeli bir örnektir. Melek Hanım'ın 28 Kasım 1919'da söylediği "ya ölüm ya istiklâl" sözü, Mustafa Kemal'in Milli Mücadele boyunca kullandığı "ya istiklal ya ölüm" parolasıyla aynı ruhu taşır.

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, kadınların Millî Mücadele'ye yalnızca cephe gerisinde emekle değil, siyasi sesle de katıldığını gösteren önemli bir örnek. Telgraflarla dünya kamuoyuna seslenmek, o yıllarda bir kadın örgütü için cesur ve öncü bir adımdı. Bizce Melek Reşit Hanım'ın sözleri, ulusal mücadelenin dilinin kadınlar tarafından da şekillendirildiğini gösteriyor. Bu cemiyetin hikâyesi, sonraki yıllarda kadın haklarıyla ilgili düzenlemelerin bir boşlukta doğmadığını, toplumda zaten bir talep ve deneyim birikimi olduğunu da hatırlatıyor. Bu yönüyle hem Millî Mücadele hem de kadın tarihi açısından değerli.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap