Kapakların üzerindeki imza
Türkiye'de kitap okuyan birkaç kuşak, Sofokles'i, Platon'u, Cervantes'i, Goethe'yi, Dostoyevski'yi ilk kez Millî Eğitim Bakanlığı'nın beyaz kapaklı "Dünya Edebiyatından Tercümeler" dizisinden okudu. Bu kitapların başında, dizinin kuruluş amacını anlatan kısa bir önsöz yer alırdı. Önsözün altındaki imza, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'e aitti.Yücel, 1938 sonundan 1946 ortasına kadar yedi yılı aşkın bir süre Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. Bu dönemde Tercüme Bürosu'nu kurdu, yüzlerce klasik eserin Türkçeye çevrilmesini sağladı, Devlet Konservatuvarı'nı kurdu, üniversite reformunu yürüttü ve Köy Enstitüleri'nin kurulmasına öncülük etti. Ama onun eğitim ve kültür hayatındaki yolculuğu Atatürk döneminde başlamıştı. Bu yazıda Yücel'in hayatını ve özellikle tercüme hareketini anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 17 Aralık 1897 İstanbul'da doğum; Vefa İdadisi ve Darülmuallimin-i Aliye; 1919 Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü; 19 Aralık 1922 öğretmenliğe başlangıç; 12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nde etimoloji kolu başkanlığı; 1935 İzmir milletvekilliği; 28 Aralık 1938 Millî Eğitim Bakanlığı; 23 Mart 1940 Tercüme Bürosu; 17 Nisan 1940 Köy Enstitüleri Kanunu; 20 Mayıs 1940 Devlet Konservatuvarı; 25 Haziran 1946 Üniversiteler Kanunu; 5 Ağustos 1946 bakanlıktan ayrılış; 26 Şubat 1961 İstanbul'da ölüm.
Bir denizcinin torunu
Hasan Âli Yücel 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğdu. Baba tarafından Göreleli Posta Nazırı Hasan Âli Efendi'nin, anne tarafından ise 1890'da Japonya açıklarında batan Ertuğrul Fırkateyni'nin süvarisi Ali Bey'in torunudur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyyire Hanım'dır.Mekteb-i Osmani, Vefa İdadisi ve Cağaloğlu'ndaki Darülmuallimin-i Aliye'de okudu. Bir süre Darülfünun'da hukuk okuduktan sonra 1919'da Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'ne geçti ve buradan mezun oldu. 19 Aralık 1922'de, Millî Mücadele'nin zafere ulaştığı günlerde öğretmenliğe başladı. Felsefe ve edebiyat öğretmenliği, onun eğitim anlayışının biçimlendiği yıllar oldu.
Atatürk döneminde dil ve eğitim
12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğunda Hasan Âli Yücel, cemiyetin etimoloji kolunun başkanlığına getirildi. Bu, Atatürk'ün dil çalışmalarının en yoğun olduğu yıllarda Yücel'in de bu çalışmaların içinde yer aldığını gösteriyor. Aynı dönemde eğitim üzerine yazdığı eserler de yayımlandı: 1936'da "Fransa'da Kültür İşleri", 1938'de "Türkiye'de Ortaöğretim".1935'te Cumhuriyet Halk Partisi'nden İzmir milletvekili olarak Meclis'e girdi ve art arda dört dönem milletvekilliği yaptı. Felsefeci kimliğini de bırakmadı; 1926'da yayımlanan mantık kitabı ve 1932'de çıkan "Goethe: Bir Dehanın Romanı" onun düşünce dünyasının genişliğini gösteriyordu.

Ek bilgi
Hasan Âli Yücel, 28 Aralık 1938'de, Atatürk'ün ölümünden yaklaşık bir buçuk ay sonra Celal Bayar hükûmetinde Millî Eğitim Bakanı oldu. Bakanlığı Refik Saydam ve Şükrü Saracoğlu hükûmetlerinde de sürdü ve 5 Ağustos 1946'ya kadar yedi yıl beş ay devam etti. Bu süre, Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli eğitim bakanlıklarından biridir.
Tercüme Bürosu'nun kuruluşu
Yücel'in bakanlığının en kalıcı eserlerinden biri Tercüme Bürosu'dur. 1939'da toplanan Birinci Türk Neşriyat Kongresi, dünya klasiklerinin sistemli biçimde Türkçeye çevrilmesi gerektiği sonucuna vardı. Bunun üzerine 23 Mart 1940'ta Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Tercüme Bürosu kuruldu.Büronun amacı, Batı ve Doğu medeniyetlerinin başlıca eserlerini Türk okuruna kendi dilinde sunmaktı. Antik Yunan ve Latin klasikleri, Rönesans'tan itibaren Avrupa edebiyatının başyapıtları, Doğu edebiyatlarının önemli eserleri çevrilecekti. Çevirmen kadrosu, dönemin en yetkin aydınlarından oluşuyordu: Sabahattin Eyüboğlu, Nurullah Ataç, Azra Erhat, Suut Kemal Yetkin ve daha niceleri bu çalışmanın içinde yer aldı.
Büronun yayımladığı çeviriler, bir kuşağın düşünce dünyasını biçimlendirdi. Kitaplar ucuz fiyatlarla satışa sunuldu ve okul kütüphanelerine, Halkevleri'ne, Köy Enstitüleri'ne dağıtıldı. Dizinin önsözünde Yücel, bir milletin başka milletlerin sanat ve düşünce eserlerini kendi diline çevirerek kendi kültürünü zenginleştireceğini anlatıyordu.

Dikkat: yanlış bilinen
Köy Enstitüleri, Hasan Âli Yücel'in bakanlığında 17 Nisan 1940 tarihli kanunla kuruldu. Bu konunun ayrıntılı hikâyesi forumumuzda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır. Burada Yücel'in bakanlığının diğer önemli icraatına, özellikle Tercüme Bürosu'na odaklanıyoruz.
Konservatuvar, üniversite, ansiklopedi
Yücel'in bakanlığında 20 Mayıs 1940'ta Ankara Devlet Konservatuvarı kuruldu; bu, Atatürk'ün döneminde başlayan müzik eğitimi çalışmalarının kurumsal bir sonucuydu. Üniversite reformu kapsamında Ankara'da Fen Fakültesi ve Tıp Fakültesi kuruldu, İstanbul'daki Yüksek Mühendis Okulu İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürüldü. Dört yıllık bir çalışmanın sonunda 25 Haziran 1946'da Üniversiteler Kanunu çıkarıldı ve üniversitelere bilimsel özerklik tanındı. Ankara Üniversitesi de bu kanunla kuruldu.İlk resmî ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi'nin hazırlıkları da onun döneminde başladı. Türkiye'nin UNESCO'ya katılmasında da Yücel'in çabaları belirleyici oldu. 1942'de ona bir suikast girişiminde bulunuldu.
Bakanlıktan sonra
5 Ağustos 1946'da bakanlıktan ayrılan Yücel, gazeteciliğe döndü. 1950'de Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrıldı ve siyaseti bıraktı. 1950-1960 arasında Cumhuriyet gazetesinde "Köşemden" başlığıyla yazılar yazdı, yurt dışı gezileri yaptı ve izlenimlerini "Kıbrıs Mektupları" ve "İngiltere Mektupları" adlı kitaplarda topladı. Bir süre İş Bankası'nın yayın işlerini yönetti.26 Şubat 1961'de İstanbul'da, misafir olarak kaldığı Prof. Dr. Tevfik Sağlam'ın Sarıyer'deki evinde kalp krizinden öldü. Cenazesi Ankara'ya getirildi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde tören yapıldı ve Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi. Oğlu şair Can Yücel, babası için yazdığı "Hayatta ben en çok babamı sevdim" başlıklı şiirle bu ilişkiyi edebiyata taşıdı.
Kitapla kurulan bir köprü
Hasan Âli Yücel'in eğitim politikası, Atatürk'ün başlattığı kültür devriminin bir devamıydı. Harf Devrimi ile okuma yazma Türk toplumuna yayılmaya başlamıştı; ama yeni harflerle okunacak kitapların da olması gerekiyordu. Tercüme Bürosu, bu ihtiyaca verilen en kapsamlı cevaptı.Yücel'in yaklaşımında dikkat çekici olan, Batı'yı taklit etmek yerine onu anlamaya yönelmesiydi. Klasiklerin çevrilmesi, Türk okurunun Batı medeniyetinin düşünce kaynaklarına kendi diliyle ulaşması anlamına geliyordu. Aynı dizide Doğu klasiklerine de yer verilmesi, bu kültür politikasının tek yönlü olmadığını gösteriyordu.
Bugün sahaflarda hâlâ bulunan o beyaz kapaklı kitaplar, bir kültür politikasının nasıl kalıcı sonuçlar doğurabileceğinin somut kanıtıdır. Yücel'in imzasını taşıyan önsözler, okuyan her öğrenciye bir bakanın değil, bir öğretmenin sesiyle ulaşıyordu. Onun mirası, Türkçenin dünya edebiyatıyla buluştuğu bu sayfalarda yaşıyor.