İçeriğe geç
Giriş yap
0

Buhurizade Mustafa Itrî (1640?–1712): Osmanlı musikisinin klasik ustası ve eserlerinin izi

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Buhurizade Mustafa Itrî, Osmanlı musikisinin en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilir. 17. yüzyılın ortalarında İstanbul'da doğduğu, 1712'de yine İstanbul'da öldüğü bilinir. Itrî, bestekâr olmanın yanı sıra hanende, şair ve hattattı. Sarayda IV. Mehmed başta olmak üzere birkaç padişahın musiki meclislerinde bulundu. Bugün Türk musikisinin klasik döneminin sembol isimlerinden biri olarak anılır.

Bu yazıda Itrî'nin hayatını, saraydaki konumunu, eserlerinin sayısı ve aktarımıyla ilgili sorunları, en ünlü eserlerini ve mirasını anlatıyoruz. Konu, döneminin şuara tezkirelerinin, musiki mecmualarının ve Avrupalı gözlemcilerin notlarının yardımıyla izlenebilir.
18. yüzyıldan bir Osmanlı musiki meclisi tasviri
18. yüzyıldan bir Osmanlı musiki meclisi tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Hayatı

Itrî'nin asıl adı Mustafa'dır. "Buhurizade" lakabı, ailesinin buhur, yani tütsü ticaretiyle uğraşmasından gelir. "Itrî" ise onun şair mahlasıdır ve "güzel kokulu" anlamına gelir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmez; kaynaklarda genellikle 1640 civarı verilir. Gençliğinde iyi bir eğitim aldı; Arapça ve Farsça öğrendi, şiir ve musiki ile ilgilendi.

Itrî, musiki eğitimini dönemin önde gelen ustalarından aldı. Genç yaşta sesinin güzelliği ve beste yeteneğiyle dikkat çekti. Kısa süre sonra saraya davet edildi ve IV. Mehmed'in musiki meclislerinde yer aldı. IV. Mehmed'in Itrî'ye özel bir ilgi gösterdiği ve onu ödüllendirdiği kaynaklarda anlatılır.
Ek bilgi
IV. Mehmed'in saltanatı (1648–1687), Osmanlı'da musikinin sarayda büyük ilgi gördüğü bir dönemdir. Avcılığa olan düşkünlüğüyle tanınan padişah, Edirne sarayında uzun zaman geçirir ve buradaki meclislerde musikişinaslara yer verirdi. Itrî'nin bu meclislerde bulunması, onun saray çevresindeki konumunu güçlendirdi.

Saraydaki konumu

Itrî, sarayda yalnızca bir bestekâr olarak değil, aynı zamanda bir musiki hocası olarak da görev yaptı. Kaynaklarda onun Enderun'da öğrenci yetiştirdiği ve sarayın musiki geleneğinin aktarılmasında önemli rol oynadığı belirtilir. IV. Mehmed'den sonra II. Süleyman, II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmed dönemlerinde de saray çevresiyle bağını sürdürdü.

Bununla birlikte Itrî'nin hayatının son yıllarında maddi sıkıntılar çektiği de anlatılır. Bazı kaynaklarda, saray çevresinden uzaklaşan Itrî'nin son yıllarını yoksulluk içinde geçirdiği yazılıdır. Bu durum, Osmanlı'da sanatçıların saray himayesine ne kadar bağımlı olduğunu gösterir.
Süleymanname'den bir Osmanlı saz topluluğu tasviri
Süleymanname'den bir Osmanlı saz topluluğu tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Esin Atıl, Arifi. Dosya sayfası

Eserlerinin sayısı

Itrî'nin eserlerinin sayısı, musiki tarihinin en çok tartışılan konularından biridir. Bazı kaynaklarda Itrî'nin yüzlerce, hatta binin üzerinde eser bestelediği ileri sürülür. Ancak bugün Itrî'ye ait olduğu kabul edilen eserlerin sayısı kırk civarındadır. Bu büyük farkın nedeni, Osmanlı musikisinin aktarım biçimidir.

Osmanlı musikisi, yüzyıllar boyunca büyük ölçüde meşk yoluyla, yani hocadan öğrenciye kulaktan kulağa aktarıldı. Eserler, nota ile değil ezber yoluyla korunurdu. Güfte mecmualarında eserlerin sözleri ve makamları kaydedilir, ancak ezgileri yazılmazdı. Bu durum, pek çok eserin zamanla unutulmasına ya da değişikliğe uğramasına yol açtı. Itrî'nin eserlerinin bir kısmı da bu yolla kayboldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Itrî'ye atfedilen bazı eserlerin gerçekten ona ait olup olmadığı tartışmalıdır. Eserlerin besteci adlarıyla birlikte notaya alınması büyük ölçüde 19. ve 20. yüzyıllarda gerçekleşti; bu süreçte bazı eserlerin bestecisi yanlış ya da belirsiz biçimde kaydedilmiş olabilir. Özellikle bayram tekbirinin Itrî'ye ait olduğu yönündeki yaygın kabul, bazı araştırmacılar tarafından sorgulanmaktadır.

En ünlü eserleri

Itrî'nin en çok bilinen eseri, Segâh makamındaki Tekbir'dir. Bu tekbir, bugün Türkiye'de bayram namazlarında ve camilerde okunmaktadır. Bir diğer ünlü eseri, Segâh makamındaki Salât-ı Ümmiye'dir. Bu eserler, dinî musiki alanında Itrî'nin en çok anılan bestelerindendir.

Itrî, dinî musikinin yanı sıra din dışı musikide de önemli eserler verdi. Kâr, beste ve semai gibi formlarda bestelediği eserler, Osmanlı klasik musikisinin örnekleri arasında sayılır. Neva Kâr ve Rast Kâr, bu eserlerin en çok bilinenleridir. Bu eserler, uzun ve karmaşık yapılarıyla bestecinin ustalığını gösterir.

Şair Itrî

Itrî, bestekârlığının yanı sıra şair olarak da tanınırdı. Divan şiiri geleneğinde gazeller ve kasideler yazdı. Şiirleri, bir divanda toplanmamış olsa da çeşitli mecmualarda yer aldı. Dönemin şuara tezkirelerinde, yani şairlerin biyografilerini anlatan eserlerde, Itrî'den bir şair olarak da söz edilir. Itrî'nin şiir ve musikiyi birleştiren yeteneği, onun eserlerinin güftelerini de özenle seçmesini sağladı.
Itrî'ye ait olduğu kabul edilen kabir
Itrî'ye ait olduğu kabul edilen kabirGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Canercangul. Dosya sayfası

Makam ve usul anlayışı

Itrî'nin eserleri, Osmanlı musikisinin makam ve usul sisteminin ustaca kullanımıyla dikkat çeker. Osmanlı musikisinde makam, bir ezginin hangi seslerle ve hangi yönde ilerleyeceğini belirleyen kurallar bütünüdür. Usul ise eserin ritmik kalıbıdır. Itrî, uzun ve ağır usullerde bestelediği eserlerde makamların farklı bölgelerini geniş bir yapı içinde dolaşmasıyla tanınır. Sonraki dönemin musiki yazarları, Itrî'nin eserlerini öğrencilere örnek olarak gösterirdi.

Dönemin musiki ortamı

Itrî'nin yaşadığı dönem, Osmanlı musikisi hakkında yazılı kaynakların çoğalmaya başladığı bir dönemdir. Aynı yüzyılda Polonya kökenli Ali Ufkî, sarayda yaşadığı yıllarda Osmanlı ezgilerini Batı notasıyla kaydetti. Biraz sonra Boğdan prensi Dimitri Kantemir, İstanbul'da kaldığı yıllarda kendi geliştirdiği bir nota sistemiyle pek çok eseri yazıya geçirdi. Bu kayıtlar, meşk geleneğinin dışında kalan ender belgelerdir ve Itrî'nin yaşadığı musiki ortamını anlamak için önemlidir.

Mezarı

Itrî'nin mezarının yeri uzun süre kesin olarak bilinmedi. Kaynaklarda onun İstanbul'da Kasımpaşa ya da Mevlevihane çevresinde defnedildiği yönünde farklı bilgiler bulunur. 20. yüzyılda yapılan çalışmalar sonucunda bir kabir Itrî'ye ait olarak tanımlandı ve ziyaret yeri haline geldi. Ancak bu tanımlamanın kesinliği konusunda da farklı görüşler dile getirilmiştir.

Mirası

Itrî'nin mirası, Osmanlı musikisinin sonraki yüzyıllarını derinden etkiledi. 18. ve 19. yüzyılın bestecileri, Itrî'yi bir ustalık ölçüsü olarak gördü. Cumhuriyet döneminde de Itrî, Türk musikisinin klasik döneminin sembolü olarak anıldı. Yahya Kemal Beyatlı, Itrî'yi Türk kültürünün en büyük temsilcilerinden biri olarak gördü ve onun hakkında yazdı.
Tarih notu
Kronoloji
1640 civarı: Itrî'nin İstanbul'da doğumu (kesin değil)
1648–1687: IV. Mehmed dönemi, saray meclislerinde Itrî
1687–1703: II. Süleyman, II. Ahmed ve II. Mustafa dönemleri
1703: III. Ahmed'in tahta çıkışı
1712: Itrî'nin İstanbul'da ölümü
19.–20. yüzyıl: Eserlerinin notaya alınması
20. yüzyıl: Kabrinin tanımlanması

Kulaktan kulağa yaşayan bir besteci

Itrî'nin hikâyesi, Osmanlı musikisinin aktarım biçiminin hem gücünü hem de kırılganlığını gösterir. Meşk geleneği, eserlerin yüzyıllar boyunca yaşamasını sağladı; ancak aynı zamanda pek çok eserin kaybolmasına da yol açtı. Itrî'nin yüzlerce eser bestelediği yönündeki anlatımlarla bugün elimizde kalan kırk civarındaki eser arasındaki fark, bu kırılganlığın en açık örneğidir.

Itrî'ye atfedilen eserlerin bir kısmının tartışmalı olması da bu aktarım biçiminin bir sonucudur. Eserlerin bestecileri, ancak yüzyıllar sonra notaya alınırken kaydedildi. Bu nedenle bugün Itrî'nin eseri olarak bildiğimiz bazı bestelerin gerçek bestecisi konusunda kesin konuşmak zordur.

Buna rağmen Itrî, Türk musikisinin en çok anılan isimlerinden biri olmaya devam ediyor. Bayram sabahları camilerde okunan ve ona atfedilen tekbir, onun adının her yıl milyonlarca insanın kulağına ulaşmasını sağlıyor. Bir bestecinin eserlerinin üç yüzyıl sonra hâlâ okunması, kulaktan kulağa aktarılan bir geleneğin ne kadar güçlü olabileceğinin de bir kanıtıdır. Itrî'yi anlamak, bu nedenle yalnızca bir besteciyi değil, ezgileri kuşaktan kuşağa taşıyan bütün o isimsiz hocaları ve öğrencileri de hatırlamak anlamına geliyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap