Yüzyıllar boyunca veba, Osmanlı şehirlerini düzenli aralıklarla vuran bir felaketti. Avrupa'nın Akdeniz limanları, 15. yüzyıldan itibaren gemileri ve yolcuları belirli bir süre bekleterek hastalığın yayılmasını önlemeye çalışan karantina sistemleri kurmuştu. Osmanlı devleti ise bu uygulamayı ancak 1838'de, II. Mahmud döneminde benimsedi. Bu karar, yalnızca bir sağlık tedbiri değil, aynı zamanda kader, tedbir ve devletin rolü üzerine büyük bir tartışmanın sonucuydu. Bu yazıda Osmanlı'da karantinanın kuruluşunu, bu konudaki dinî tartışmaları, Kavak'taki karantinahaneyi, yabancı temsilcilerin katıldığı karantina meclisini ve 1866İstanbul Uluslararası Sağlık Konferansı'nı ele alıyoruz. İstanbul Boğazı'ndaki Kız KulesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: beyza. Dosya sayfası
Veba ve kader tartışması
Osmanlı toplumunda vebaya karşı tutum, uzun süre "kadere teslimiyet" ile "tedbir" arasında gidip geldi. Bazı âlimler, hastalığın Allah'ın takdiri olduğunu, ondan kaçmanın doğru olmadığını savundu. Bu görüş, Hz. Muhammed'e atfedilen, veba olan yere girilmemesi ve oradan çıkılmaması gerektiğini söyleyen hadisle de destekleniyordu. Bu hadis, aslında bir tür karantina tavsiyesi olarak okunabilirdi; ancak pratikte vebanın yayılmasını önlemek için gemileri ve kervanları durdurmak, dinî açıdan tartışmalı görülüyordu.
Avrupalı gezginler, Osmanlı'nın vebaya karşı tedbir almamasını sık sık eleştirdi. 16. yüzyılda Habsburg elçisi Busbecq, mektuplarında Türklerin vebadan kaçmadığını hayretle anlatır. Ancak bu tablo, Osmanlı'nın hastalıkla hiç mücadele etmediği anlamına gelmez; hastaneler (darüşşifalar), hekimler ve yerel önlemler her zaman vardı.
1830'lar: kolera ve değişim
1831'de kolera salgını İstanbul'a ulaştı ve binlerce kişinin ölümüne yol açtı. Bu salgın, II. Mahmud'un sağlık politikalarını değiştirmesinde önemli bir rol oynadı. 1838'de Cezayirli âlim Hamdan bin Osman Hoca, karantinanın İslam'a uygun olduğunu savunan bir risale yazdı. Hamdan Hoca, Fransızların 1830'da Cezayir'i işgal etmesinden sonra İstanbul'a gelmiş bir aydındı. Risalesinde, karantinanın Allah'ın takdirine karşı gelmek olmadığını, aksine hayatı korumak için alınan meşru bir tedbir olduğunu dinî delillerle anlattı. Aynı dönemde şeyhülislamlık da karantinayı destekleyen bir fetva verdi.
Karantina meclisi ve Kavak
1838'de İstanbul'da karantina uygulaması resmen başladı. Boğaz'ın Karadeniz girişine yakın Kavak'ta, Akdeniz'den gelen gemiler için ise Çanakkale'de karantinahaneler kuruldu. Gemiler, hastalık şüphesi varsa belirli bir süre bu noktalarda bekletiliyor, yolcular ve yükler kontrol ediliyordu. Karantinanın yönetimi için Meclis-i Tahaffuz (Karantina Meclisi) kuruldu. Bu meclisin dikkat çekici bir özelliği, İstanbul'daki yabancı elçiliklerin temsilcilerinin de üye olmasıydı. Böylece karantina, hem bir iç sağlık politikası hem de uluslararası bir konu hâline geldi.
Ek bilgi
Karantina uygulamasının ilk yıllarında Avrupalı hekimler de görevlendirildi. Avusturya, uzun süredir Osmanlı sınırında karantina hattı işleten bir devlet olarak bu konuda deneyimliydi. Osmanlı yönetimi, bu deneyimden yararlanmak için Avusturyalı uzmanlardan faydalandı.
Halkın tepkisi
Karantina, başlangıçta halkın ve tüccarların tepkisini çekti. Gemilerin bekletilmesi ticareti yavaşlatıyor, yolcuların karantina binalarında kalması zorluk yaratıyordu. Bazı hacılar ve tüccarlar, karantina görevlilerinin keyfî davrandığından yakındı. Bununla birlikte, 19. yüzyılın ortasından itibaren veba salgınları belirgin şekilde azaldı. Bunda karantinanın yanı sıra genel sağlık koşullarındaki değişikliklerin de payı vardı. Boğaz'ın Karadeniz ağzına yakın Anadolu KavağıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 4.0, yazar: Joseolgon. Dosya sayfası
1865 kolerası ve 1866 İstanbul Konferansı
1865'te Hicaz'dan başlayan bir kolera salgını, hacılarla birlikte Mısır'a, oradan da Akdeniz limanlarına ve İstanbul'a yayıldı. Avrupa'da da binlerce kişi öldü. Bu salgın, Avrupa devletlerini harekete geçirdi ve 1866'da İstanbul'da Uluslararası Sağlık Konferansı toplandı. Konferansta kolera salgınlarının yayılmasında hac yolculuğunun rolü tartışıldı ve Kızıldeniz'de, hac yolları üzerinde karantina önlemleri alınması önerildi.
Bu konferans, Osmanlı'nın uluslararası sağlık işbirliğine katılımında bir dönüm noktasıydı. Ancak konferansın kararları, Avrupa devletlerinin Osmanlı'nın iç işlerine ve hac yollarına müdahalesi olarak da görüldü. Daha sonraki yıllarda Osmanlı, Kamaran adası ve Hicaz çevresinde karantina istasyonları kurarak bu konuda kendi denetimini sürdürmeye çalıştı.
Dikkat: yanlış bilinen
Karantina tarihini "Osmanlı modernleşmesi" ya da "Avrupa baskısı" gibi tek bir başlık altında anlatmak yanıltıcıdır. Karantina, hem Osmanlı yönetiminin kendi aldığı bir karar hem de Avrupa devletlerinin baskı ve ilgisiyle şekillenen bir süreçti. İngiliz, Fransız ve Avusturya arşivlerindeki raporlar, bu çok taraflı ilişkiyi ayrıntılı olarak gösterir.
Karantina ve ticaret
Karantina uygulaması, ticaret üzerinde de önemli bir etki yarattı. Gemilerin limanlarda günlerce beklemesi, tüccarlar için zaman ve para kaybı anlamına geliyordu. Bu nedenle bazı tüccarlar ve yabancı konsoloslar, karantina kurallarına itiraz etti. Ancak Avrupa ülkeleri, Osmanlı limanlarından gelen gemilere uzun süredir karantina uyguluyordu. Osmanlı'nın kendi karantina sistemini kurması, Osmanlı gemilerinin ve mallarının Avrupa limanlarında daha az beklemesini sağlamayı da amaçlıyordu.
Meclis-i Tahaffuz ve yabancı üyeler
Karantina işlerini yönetmek için kurulan Meclis-i Tahaffuz, yani Karantina Meclisi, Osmanlı yetkililerinin yanı sıra yabancı devletlerin temsilcilerini de içeriyordu. Bu durum, Osmanlı'nın sağlık politikalarında Avrupa devletlerinin söz sahibi olmasına yol açtı. Tarihçiler, karantina meclisinin bu karma yapısını, Osmanlı'nın 19. yüzyılda Avrupa devletleriyle ilişkilerinin bir yansıması olarak değerlendirir. Meclisin tutanakları ve yazışmaları, bugün İstanbul'daki Osmanlı arşivinde saklanmaktadır. Fransız ve İngiliz diplomatik arşivlerinde de meclisle ilgili raporlar bulunur. 1913'te yayımlanan bir kitapta kolera hastalarının getirilişini gösteren fotoğrafGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Yabancı arşivlerdeki karantina belgeleri
Osmanlı karantinasına dair belgeler yalnızca İstanbul'daki Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde değil, Londra'daki İngiliz Ulusal Arşivi'nde, Paris'teki Fransız diplomatik arşivlerinde ve Viyana'daki Avusturya Devlet Arşivi'nde de bulunur. Bu arşivlerde, karantina meclisindeki yabancı temsilcilerin raporları, liman kayıtları ve salgın bildirimleri yer alır. Tarihçiler, bu belgeleri birlikte okuyarak karantina uygulamasının hem Osmanlı'daki hem de Avrupa'daki etkilerini inceler. 1866 konferansının tutanakları ise Fransızca olarak basılmış ve Avrupa kütüphanelerine dağıtılmıştır.
Tarih notu
Kronoloji 1831: İstanbul'da kolera salgını 1838: Hamdan bin Osman Hoca'nın karantina risalesi 1838: Osmanlı'da karantina uygulamasının başlaması 1838–1840: Karantina meclisinin kurulması, Kavak ve Çanakkale karantinahaneleri 1865: Hicaz'dan yayılan kolera salgını 1866: İstanbul Uluslararası Sağlık Konferansı
Kader ile tedbir arasında
Bize göre Osmanlı karantinasının hikâyesi, bir toplumun hastalığa karşı tutumunu nasıl değiştirdiğini gösteren öğretici bir örnektir. Kader ile tedbir arasındaki tartışma, Hamdan Hoca gibi âlimlerin dinî açıdan yaptığı açıklamalarla çözüme kavuştu. Karantina meclisine yabancı temsilcilerin katılması ise sağlığın artık uluslararası bir mesele olduğunu gösterdi. Bugün salgınlarla mücadele ederken yaşanan tartışmalar, 1838'deki tartışmalarla şaşırtıcı ölçüde benzerlik gösterir.
1838'de karantinanın kabul edilmesi, yalnızca bir sağlık düzenlemesi değil, devletin halkın gündelik hayatına yeni bir biçimde müdahale etmesinin de başlangıcıydı. Gemilerin bekletilmesi, yolcuların tecrit edilmesi ve tahaffuzhanelerin kurulması, ticaret çevrelerinden dindarlara kadar pek çok kesimden itiraz gördü. Bu itirazların dinî gerekçelerle aşılmaya çalışılması, reformların toplum tarafından kabul görmesi için meşruiyet dilinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Karantina meclisinde yabancı temsilcilerin bulunması ise egemenlik açısından tartışmalı bir durum yarattı; sağlık, diplomasinin bir parçası hâline geldi. 1866İstanbul konferansı, kolera salgınlarının uluslararası iş birliği gerektirdiğini kabul eden ilk büyük toplantılardan biriydi. Bu süreç, modern halk sağlığının Osmanlı topraklarında nasıl doğduğunu anlamak için vazgeçilmez bir örnektir.