Cumhuriyet'in ilk yılında iki hastane
Cumhuriyet ilan edildiğinde Anadolu, on yıl süren savaşların ardından salgın hastalıklarla boğuşuyordu. Verem, sıtma, trahom ve frengi halk sağlığının en büyük düşmanlarıydı. Ruh hastalarının bakımı ise yüzyıllık bimarhane geleneğinin yetersiz koşullarında sürüyordu. 1924, bu iki alanda da yeni bir dönemin başladığı yıl oldu. İstanbul'da biri Marmara'nın bir adasında, diğeri Bakırköy'deki eski bir kışlada açılan iki hastane, Cumhuriyet'in sağlık politikasının ilk somut örnekleri arasında yer aldı.Heybeliada Sanatoryumu verem hastaları için, Bakırköy'deki hastane ise ruh ve sinir hastaları için kuruldu. İkisi de on yıllar boyunca kendi alanlarında ülkenin en tanınmış kurumları oldu ve Türk tıbbının önemli isimlerini yetiştirdi.

Tarih notu
Kronoloji: 1924 Heybeliada'nın güneyindeki Çam Limanı mevkiinde 16 yataklı sanatoryumun açılması; 1924 Toptaşı Bimarhanesi'nin Bakırköy'e taşınmasına karar verilmesi ve Reşadiye Kışlası'nın hastaneye dönüştürülmeye başlanması; 1927 Bakırköy'deki hastanenin kuruluş sürecinin tamamlanması; 1933 Mazhar Osman'ın İstanbul Üniversitesi'nde ordinaryüs profesör olması; 1940'lar sanatoryuma yeni binaların eklenmesi; 1941 Mazhar Osman'ın başhekimlikten ayrılması; 31 Ağustos 1951 Mazhar Osman'ın ölümü.
Verem ve sanatoryum fikri
Yirminci yüzyılın başında verem için etkili bir ilaç yoktu. Dünyada kabul gören tedavi, hastayı şehirden uzak, temiz havalı bir yerde dinlendirmek ve iyi beslemekti. Avrupa'da, özellikle İsviçre'nin dağlarında kurulan sanatoryumlar bu anlayışın ürünüydü. Türkiye'de de verem, savaş yıllarının yoksulluğu ve kalabalık yaşam koşulları yüzünden yaygınlaşmıştı.Heybeliada Sanatoryumu
1924'te Heybeliada'nın güney tarafında, Çam Limanı koyuna bakan bir tepede 16 yataklı bir sanatoryum açıldı. Bina, İsviçre'deki bir sanatoryum örnek alınarak inşa edilmişti. Çam ormanlarının içindeki konumu, dönemin tedavi anlayışına tam olarak uyuyordu: temiz hava, dinlenme ve güçlü beslenme.Hastaların balkonlarında da birer yatak bulunuyor, hastalar günün bir bölümünü açık havada geçiriyordu. Günde dört öğün yemeğin yanında et, süt ve bal veriliyordu. 1940'larda idare ve çalışanlar için ayrı binalar yapıldı, yeni bir hasta binası eklendi. Zamanla hemşire lojmanları ve başka yapılarla kapasite büyük ölçüde arttı. Hastane kapandığı 2005 yılında 660 yatağa ulaşmıştı.
Sanatoryum yalnızca bir tedavi yeri değil, aynı zamanda bir eğitim kurumuydu. Kalp ve damar cerrahisinin Türkiye'deki öncülerinden Prof. Dr. Siyami Ersek ve çok sayıda göğüs hastalıkları uzmanı burada yetişti. Dünya Sağlık Örgütü, sanatoryumu tüberküloz alanında eğitim ve araştırma hastanesi olarak tanıdı. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, yazar Rıfat Ilgaz ve şair Ece Ayhan da burada tedavi görenler arasındaydı.
Ek bilgi
Sanatoryumda hastalara ayakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, saatçilik ve daktilo gibi meslek kursları veriliyordu. Verem tedavisinin aylar, hatta yıllar sürebilmesi nedeniyle hastaların taburcu olduktan sonra iş bulabilmeleri önemli bir meseleydi. Kuruluşun ellinci yılında yapılan bir araştırmada, kurslara katılan yaklaşık bin kişinin yarısının meslek ve iş sahibi olduğu belirlendi. Haftada bir gün sinema gösterisi ya da konser düzenleniyordu.
Toptaşı'ndan Bakırköy'e
Osmanlı döneminde İstanbul'daki akıl hastalarının büyük bölümü Üsküdar'daki Toptaşı Bimarhanesi'nde tutuluyordu. Bu kurum, Cumhuriyet'in ilk yıllarında ihtiyaca cevap veremez hâle gelmişti. Kalabalık koğuşlar ve kötü koşullar yüzünden hasta ölümleri artıyordu.Bu durumu değiştirmek için en çok çaba gösteren isim, dönemin en tanınmış ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Mazhar Osman'dı. Mazhar Osman, Bakırköy'de terk edilmiş durumdaki Reşadiye Kışlası'nın arazisini ve binalarını devletten talep etti. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başvekil İsmet Paşa ve Sıhhiye Vekili Refik Bey'in, yani Refik Saydam'ın onayıyla süreç 1924'te başladı. Kışla binaları hastaneye dönüştürüldü, akıl hastalıkları ve sinir hastalıkları için ayrı klinikler açıldı.

Dikkat: yanlış bilinen
Bakırköy'deki hastanenin açılış tarihi kaynaklarda farklı verilir. Bazı kaynaklar hastanenin 15 Ekim 1924'te hizmete girdiğini yazarken, bazıları kuruluş sürecinin 15 Haziran 1927'de tamamlandığını belirtir. İki tarih birbiriyle çelişmez: 1924 taşınmanın başladığı ve ilk kliniklerin açıldığı, 1927 ise kurumun resmî olarak tamamlandığı yıl olarak anılır.
"Deli değil, ruh hastası"
Yeni hastanenin kurucuları yalnızca binaları değil, toplumun akıl hastalarına bakışını da değiştirmeye çalıştı. Hastane ilk yıllarında "Deli değil ruh hastası", "Tımarhane değil akıl hastanesi" gibi sloganlarla bir basın kampanyası başlattı. Bu kampanya, ruh hastalığının bir utanç değil, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu fikrini yaymayı amaçlıyordu.Mazhar Osman: Kraepelin'in öğrencisi
Mazhar Osman, 5 Mayıs 1884'te doğdu. 1904'te Askerî Tıbbiye'yi yüzbaşı rütbesiyle bitirerek hekim oldu ve Gülhane Askerî Hastanesi'nin akıl hastalıkları servisinde çalışmaya başladı. 1909 ve 1911'de iki kez Almanya'ya gitti. Münih'te modern psikiyatrinin kurucularından Emil Kraepelin ve hastalığa adını veren Alois Alzheimer ile, Berlin'de ise Theodor Ziehen ile çalıştı.Yurda döndükten sonra 1914'te Haseki'deki akıl hastalıkları gözlemevinin başhekimi oldu. Daha sonra Haydarpaşa Askerî Hastanesi'nde akıl ve sinir hastalıkları uzmanlığına getirildi. Bakırköy'deki hastanede uzun yıllar başhekimlik yaptı. 1933 üniversite reformuyla İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği'ne ordinaryüs profesör olarak atandı. 1941'de başhekimliği bıraktı, 1951'e kadar öğretim üyeliğini sürdürdü. 31 Ağustos 1951'de İstanbul'da öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
Türk Nöro-Psikiyatri Cemiyeti'nin ve İçki ile Mücadele Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Türkiye'de ilk kez seroloji, nöropatoloji ve deneysel psikoloji laboratuvarlarının kurulmasında önemli rol oynadı. "Akıl Hastalıkları", "Sinir Hastalıkları", "Keyif Veren Zehirler" ve "Lepra ile Mücadele" gibi kitaplar yazdı. Hamburg, Paris ve New York'taki meslek kuruluşları onu onur üyeliğine seçti. Bakırköy'deki hastane bugün onun adını taşır.

Sıhhiye Vekâleti'nin geniş planı
Bu iki hastane, Cumhuriyet'in ilk sağlık bakanı Refik Saydam'ın yönettiği daha geniş bir programın parçasıydı. Aynı yıllarda Ankara ve başka şehirlerde numune hastaneleri açıldı. Ankara'da 1881'de Gureba Hastanesi adıyla kurulan kurum, 1924'te Ankara Numune Hastanesi adını aldı. İstanbul'daki Haydarpaşa'da tıp fakültesi olarak kullanılan büyük bina, 1933 reformundan sonra 1936'da Sağlık Bakanlığı'na devredilerek halka açık bir hastaneye dönüştürüldü. Sıtma, trahom ve verem gibi salgınlarla mücadele için özel teşkilatlar kuruldu.Adada ve kışlada açılan iki kapı
Heybeliada Sanatoryumu ile Bakırköy'deki hastane, Cumhuriyet'in sağlığı bir devlet görevi olarak üstlenmesinin ilk somut örnekleridir. Verem hastalarını çam ormanlarına, akıl hastalarını bimarhanenin karanlık koğuşlarından geniş bahçeli bir kışlaya taşımak, dönemin tıbbi bilgisini kamu hizmetine dönüştürmek anlamına geliyordu.İki kurumun ortak yanı, yalnızca tedavi değil, eğitim ve toplumsal kabul hedefi de taşımalarıydı. Sanatoryum meslek kurslarıyla hastaları hayata hazırladı, uzman hekimler yetiştirdi. Bakırköy ise "deli değil ruh hastası" kampanyasıyla toplumun bakışını değiştirmeye çalıştı. Mazhar Osman'ın Kraepelin'in kliniğinden getirdiği bilimsel anlayış, bu dönüşümün düşünsel kaynağı oldu.
Sanatoryum 1980'lerden sonra ödeneklerin azalmasıyla zorlandı, 1999 depreminde hasar gördü ve 30 Eylül 2005'te kapatıldı. Ancak seksen yıl boyunca on binlerce hastaya umut olan kurum, Cumhuriyet'in halk sağlığı tarihinin önemli bir sayfası olarak hatırlanmaktadır.