Beyoğlu'nun ortasında bir okul
İstanbul'un Beyoğlu yakasında, İstiklal Caddesi'nin ortasındaki büyük demir kapının ardında Türkiye'nin en eski eğitim kurumlarından biri yer alır. Galatasaray Lisesi'nin kökleri on beşinci yüzyıldaki bir saray okuluna uzanır. Ancak bugünkü kurumun asıl kuruluşu, 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz'in katıldığı bir törenle açılan Mekteb-i Sultanî'dir. Tanzimat'ın Batılı eğitim arayışının simgesi olan bu okul, 1927'de Galatasaray Lisesi adını alarak Cumhuriyet'in eğitim düzenine katıldı.Bu yazı, okulun saray mektebi kökenlerinden 1868'deki yeniden kuruluşuna, Meşrutiyet dönemindeki reformlardan Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki dönüşümüne kadar uzanan seyrini ele alıyor.

Tarih notu
Kronoloji: 1481 II. Bayezid döneminde Galata Sarayı Mektebi'nin kuruluşu; 1675 kurumun bir süre için tasfiyesi; 1715 yeniden açılış; 1820'ler kurumun tıbbiye ve kışla olarak kullanılması; 1 Eylül 1868 Mekteb-i Sultanî'nin açılışı; 1870 binada çıkan yangın; 1905 Ali Sami Yen ve arkadaşlarının Galatasaray Spor Kulübü'nü kurması; 1908 İkinci Meşrutiyet'ten sonra Tevfik Fikret'in reformları; 1927 okulun Galatasaray Lisesi adını alması; 1934 ilk mezunlar pilav günü.
Saray mektebinden Tanzimat okuluna
Osmanlı sarayının Enderun mektebi, devletin üst düzey görevlilerini yetiştiren bir eğitim kurumuydu. Bu kurumun alt kademelerine öğrenci yetiştirmek amacıyla II. Bayezid döneminde, 1481'de Galata'da bir saray mektebi kuruldu. Kurum Galata Sarayı Mektebi ve Galata Sarayı Ocağı gibi adlarla anıldı. Evliya Çelebi'nin aktardığı bir rivayet, okulun kuruluşunu II. Bayezid'in Galata sırtlarında karşılaştığı Gül Baba adlı bir bahçıvana bağlar. Bu hikâye, okul geleneğinde yaşamaya devam etmiştir.On yedinci yüzyılın sonunda kurum bir süre için tasfiye edildi, 1715'te yeniden açıldı. On dokuzuncu yüzyılın başında ise binalar tıbbiye ve kışla olarak kullanılmaya başlandı.
On dokuzuncu yüzyılın ortasında Osmanlı Devleti'nin, hukuk, yönetim ve diplomasi alanındaki yenilikleri yürütecek Batı eğitimi almış kadrolara ihtiyacı vardı. İstanbul'da Fransızca öğretim yapan Saint-Benoît ve Notre Dame de Sion gibi okullar bulunuyordu. Ancak bu okullar Osmanlı'dan çok Fransa'nın denetimindeydi ve öğrencilerinin büyük bölümü yabancılar ile gayrimüslim Osmanlılardı. Amaç, Osmanlı devletinin denetiminde, Fransız lisesi düzeyinde eğitim veren bir kurum kurmaktı.
1 Eylül 1868: Mekteb-i Sultanî
Paris Büyükelçisi Mehmed Cemil Paşa ile Hariciye Nazırı Fuad Paşa'nın çabalarıyla hazırlanan proje, 1 Eylül 1868'de Abdülaziz'in katıldığı törenle hayata geçti. Mekteb-i Sultanî, Fransa'daki liselerle aynı düzeyde öğrenci yetiştirmeyi hedefliyordu. Öğretim dili Fransızcaydı ve programda Fransız lise müfredatı esas alınmıştı.Okulun en dikkat çekici yanı, farklı din ve topluluklardan öğrencileri bir araya getirmesiydi. Müslüman öğrencilerin yanında Katolik, Ortodoks ve Yahudi öğrenciler de vardı. Bu yapı, Tanzimat'ın bütün Osmanlı tebaasını ortak bir kimlikte birleştirme hedefini yansıtıyordu. Dokuz ile on iki yaş arasında okula başlayan öğrenciler, dil bilgileri doğrultusunda Fransızca ya da Türkçe hazırlık sınıflarına alınıyordu.

Ek bilgi
Mekteb-i Sultanî, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı yönetiminde, diplomaside ve edebiyatta önemli rol oynayan bir kuşağı yetiştirdi. Okulun Fransızca öğretimi, mezunlarına Avrupa'nın düşünce dünyasına doğrudan erişim imkânı sağlıyordu. Hariciye Nezareti'nin kadrolarında Mekteb-i Sultanî mezunlarının sayısı giderek arttı.
Tevfik Fikret'in müdürlüğü
1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra okulun müdürlüğüne şair Tevfik Fikret getirildi. Tevfik Fikret, okulun eğitim düzeninde önemli yenilikler yaptı. İlk, orta ve lise kısımları için üçer yıllık programlar hazırlanarak eğitim süresi dokuz yıla çıkarıldı. Farsça, Arapça, İtalyanca, Latince, Rumca, Ermenice ve Almanca seçmeli dersler olarak programa alındı. Piyano ve keman dersleri de müfredata eklendi.Tevfik Fikret'in müdürlüğü kısa sürdü, ancak bıraktığı iz kalıcı oldu. Okulun 1870'teki yangında hasar gören binası da bu yıllarda tamamlanan onarımla yenilendi. Bugün binanın çatısındaki saatin bu onarım sırasında eklendiği düşünülmektedir.
Bir kulübün doğuşu
1905'te Ali Sami Yen ve sınıf arkadaşlarından oluşan bir grup öğrenci, okulda Galatasaray Spor Kulübü'nü kurdu. Kulüp kısa sürede İstanbul'un en güçlü futbol takımlarından biri oldu. Okul ile kulüp arasındaki bağ, bugün de iki kurumun ortak geleneğinin bir parçasıdır.1927: Galatasaray Lisesi
Cumhuriyet'in ilanından sonra okul, yeni devletin eğitim politikalarına uyum sağladı. 1924'teki Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün eğitim kurumları Maarif Vekâleti'ne bağlandı. 1927'de okul, Galatasaray Lisesi adıyla ve Cumhuriyet devrimlerine uygun olarak eğitime başladı.Bu dönüşümün en somut iki göstergesi vardı. Teneffüslerde Fransızca konuşma zorunluluğu kaldırıldı ve genel kültür dersleri Türkçe okutulmaya başlandı. Böylece okul, Fransızca eğitim geleneğini sürdürürken Türk dilini ve kültürünü öğretimin merkezine yerleştirdi. Okulun Osmanlıca adı olan Mekteb-i Sultanî, yani Sultan'ın okulu, yerini semtin adını taşıyan Galatasaray Lisesi'ne bıraktı.

Dikkat: yanlış bilinen
Galatasaray Lisesi'nin kuruluş tarihi olarak bazen 1481, bazen 1868 verilir. 1481, kurumun saray mektebi olarak kuruluşunu; 1868 ise bugünkü Fransızca eğitim veren lisenin doğrudan kökeni olan Mekteb-i Sultanî'nin açılışını ifade eder. İki kurum arasında yer ve gelenek bakımından süreklilik vardır, ancak eğitim içerikleri birbirinden farklıdır.
Mezunlar ve pilav günü
Galatasaray Lisesi'nin mezunları arasında güçlü bir dayanışma geleneği gelişti. Mezunların haziran ve aralık aylarında bir araya geldiği pilav günleri bu geleneğin simgesi oldu. Okul yemekhanesinde yapılan pilavın ilk ikramı 1930'lara dayanır, mezunlar pilav günü ise 1934'te başladı.İki dönemi birbirine bağlayan okul
Galatasaray Lisesi'nin hikâyesi, Osmanlı'nın Batılılaşma çabasından Cumhuriyet'in ulusal eğitim düzenine uzanan bir köprü gibidir. Mekteb-i Sultanî, Tanzimat devlet adamlarının Fransa ile kurduğu ilişkinin ve Osmanlı'nın Batı eğitimini kendi denetiminde verme kararlılığının ürünüydü. Farklı dinlerden öğrencileri aynı sıralarda buluşturması, döneminin en cesur eğitim deneylerinden biriydi.Cumhuriyet bu mirası reddetmedi, ancak onu ulusal bir çerçeveye yerleştirdi. 1927'deki düzenlemelerle Türkçe, genel kültür derslerinin dili oldu; Fransızca ise yabancı dil ve bilim dili olarak korunarak okulun ayırt edici özelliği olmaya devam etti. Bu denge, Cumhuriyet'in yabancı dilde eğitime yaklaşımının bir örneğiydi: dünyaya açık, ama ulusal kimliği merkeze alan bir eğitim.
Okul sonraki on yıllarda da gelişimini sürdürdü. 1965'te kız öğrenciler okula kabul edildi, 1992'de ise Türk ve Fransız hükûmetleri arasında imzalanan protokolle Galatasaray Üniversitesi kuruldu. Beyoğlu'ndaki demir kapının ardındaki okul, beş yüz yılı aşkın geçmişiyle İstanbul'un eğitim tarihinin yaşayan bir tanığıdır.