Macaristan'ın kuzeyindeki Eğri (Eger) şehrinin ortasında, 40 metreye yaklaşan ince ve on dört köşeli bir minare yükselir. Bu yapı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki en kuzey minarelerinden biridir. Minare, Osmanlı'nın 1596'da Eğri'yi fethetmesinden sonra inşa edilen bir caminin parçasıydı; cami yıkılmış, minare ise üç yüz yılı aşkın bir süre ayakta kalmıştır. Bugün ziyaretçiler, dar spiral merdivenle şerefeye çıkıp şehri yukarıdan seyredebilir. Bu yazıda, Eğri minaresinin tarihini, Eğri kuşatmalarının Macar ve Türk belleğindeki yerini ve Osmanlı dönemi Eğri'sinin izlerini ele alıyoruz. Macaristan'ın Eğri şehrindeki Osmanlı minaresiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Globetrotter19. Dosya sayfası
1552: Macar belleğinin destanı
Eğri, Macar tarihinde özel bir yere sahiptir. 1552'de Kara AhmedPaşa ve SokolluMehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, kaleyi kuşattı. Kale komutanı Dobó István, yaklaşık iki bin kişilik bir savunma kuvvetiyle, çok daha büyük bir Osmanlı ordusuna karşı otuz dokuz gün direndi. Kuşatma sırasında kadınların da surları savunduğu, düşmanın üzerine kaynar su ve ziftli maddeler döktüğü anlatılır. Osmanlı ordusu, kış yaklaşınca kuşatmayı kaldırdı.
Bu kuşatma, 19. yüzyılda Macar romancı Gárdonyi Géza'nın "Egri csillagok" (Eğri Yıldızları) adlı romanıyla Macar ulusal kimliğinin vazgeçilmez bir parçası oldu. Roman, 1901'de yayımlandı; bugün Macar okullarında zorunlu okumalar arasındadır ve 1968'de sinemaya uyarlandı. Eğri, bu romanın etkisiyle Macar direnişinin simgesi haline geldi.
1596: Osmanlı fethi
Eğri, 1596'da III. Mehmed'in bizzat katıldığı seferle Osmanlı yönetimine geçti. Padişah, Eğri Kalesi'ni kuşattı; kale 12 Ekim 1596'da teslim oldu. Birkaç gün sonra Haçova'da (Mezőkeresztes) Habsburg ve Transilvanya kuvvetlerine karşı büyük bir meydan muharebesi kazanıldı. III. Mehmed'e "Eğri Fatihi" unvanı verildi. Eğri, 1596'dan 1687'ye kadar yaklaşık doksan yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı ve bir eyalet merkezi oldu.
Bu dönemde şehirde camiler, hamamlar, medreseler ve çeşmeler inşa edildi. Evliya Çelebi, 1664'te Eğri'yi ziyaret etti ve şehirde on dört cami, birkaç hamam ve çok sayıda dükkân olduğunu kaydetti. Minare, bu camilerden birine aitti; bazı araştırmacılar onu Kethüda Camii ile, bazıları ise başka bir yapıyla ilişkilendirir.
Ek bilgi
Eğri'nin Osmanlı defterleri Eğri eyaletinin tahrir defterleri ve mühimme kayıtları, İstanbul'daki Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri'nde korunur. Macar Osmanlı tarihçiler, Fekete Lajos ve Dávid Géza gibi isimler, bu defterleri Macarcaya çevirerek yayımlamış ve Osmanlı dönemi Macaristan'ının toplumsal ve ekonomik yapısını incelemiştir. Budapeşte'deki Macar Ulusal Arşivi ve Macar Bilimler Akademisi Kütüphanesi'nin Doğu Koleksiyonu da Eğri'nin Osmanlı dönemine ait belgeleri ve haritaları saklar.
Eğri minaresinin sokaktan görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: h_laca. Dosya sayfası
Minarenin mimarisi
Eğri minaresi, yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve on dört köşeli bir gövdeye sahiptir. Kırmızımsı kumtaşından inşa edilmiştir. Minarenin içinde, 97 basamaklı dar bir spiral merdiven vardır; merdivenin genişliği, bir insanın zorla geçebileceği kadar dardır. Şerefe, gövdenin üst kısmında yer alır ve demir korkuluklarla çevrilidir. Minarenin tepesindeki külah, 19. yüzyılda bir haçla taçlandırılmıştı; bugün ise tepede bir hilal bulunur.
Osmanlı'nın 1687'de Eğri'yi kaybetmesinden sonra, şehirdeki camilerin çoğu kiliseye dönüştürüldü ya da yıkıldı. Minareye bağlı cami de 1841'de yıkıldı. Şehir yönetimi, minareyi de yıkmak istedi; ancak yapının sağlamlığı nedeniyle bu girişim başarısız oldu. Anlatılan bir hikâyede, minareyi yıkmak için yüz atın halatlarla çekmesi denendi ama minare yerinden oynamadı. Bu anlatının doğruluğu belgelenemese de minarenin hayatta kalması, Eğri'nin tarihine ilginç bir hikâye ekledi.
Macar ve Türk belleğinde Eğri
Macar belleğinde Eğri, 1552'deki zaferle anılır; şehrin ana meydanı Dobó István Meydanı'dır ve meydanda Dobó'nun heykeli yükselir. Kalenin içindeki müze, kuşatmanın hikâyesini silahlar, maketler ve resimlerle anlatır. Buna karşılık Osmanlı dönemi, şehrin anlatısında uzun süre bir "işgal" dönemi olarak görüldü. Son yıllarda ise minare, Gül Baba Türbesi gibi Macaristan'daki diğer Osmanlı yapılarıyla birlikte, iki ülke arasındaki kültürel bağların bir simgesi olarak daha olumlu biçimde değerlendirilmeye başlandı.
Dikkat: yanlış bilinen
Macar ve Türk anlatıları Macar anlatısında Eğri kuşatması, ulusal direnişin destanı olarak anlatılır; Gárdonyi'nin romanı bu anlatının ana kaynağıdır. Osmanlı tarafının kayıtları ise 1552 kuşatmasını büyük bir yenilgi olarak değil, sefer sezonunun sona ermesiyle kaldırılan bir kuşatma olarak sunar. Türk anlatısında ise Eğri, daha çok 1596 fethiyle ve III. Mehmed'in Haçova zaferiyle anılır; 1552'deki başarısız kuşatma pek bilinmez. İki anlatı, aynı şehrin farklı yıllarını öne çıkarır. Osmanlı kronikleri (Peçevî, Selânikî) ile Macar kaynakları (Tinódi Lantos Sebestyén'in 1554 tarihli manzum kroniği) yan yana okunduğunda, kuşatmaların daha dengeli bir tablosu ortaya çıkar.
Eğri'deki diğer Osmanlı izleri
Minarenin yanı sıra, Eğri'de Osmanlı döneminden kalan bir hamam da günümüze ulaşmıştır. Eski Türk hamamı, 17. yüzyılda inşa edilmiş ve bugün restore edilerek kaplıca olarak hizmet vermektedir. Eğri'nin termal suları, Osmanlı döneminde de kullanılıyordu. Ayrıca şehrin bazı evlerinin bodrumlarında ve alt katlarında Osmanlı dönemi kalıntıları tespit edilmiştir. Eğri Kalesi'nin içinde, Osmanlı döneminde yapılan tahkimat eklemeleri de görülebilir.
Gül Baba ve Macaristan'daki diğer Osmanlı izleri
Eğri minaresi, Macaristan'daki Osmanlı mirasının bir parçasıdır. Budapeşte'deki Gül Baba Türbesi, Kanuni döneminde Budin'in fethine katılan ve 1541'de ölen bir Bektaşi dervişine aittir; türbe, Türkiye ile Macaristan arasındaki dostluğun simgesi olarak restore edilmiştir. Pécs'teki Gazi Kasım Paşa Camii, bugün bir kilise olarak kullanılsa da kubbesi ve mihrabıyla Osmanlı izlerini taşır. Pécs'teki Yakovalı HasanPaşa Camii ise minaresiyle birlikte ayakta kalan nadir yapılardan biridir. Budapeşte'nin termal hamamları, Rudas ve Király, Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve bugün de kullanılmaktadır. Bu yapılar, Macaristan'ın yaklaşık 150 yıllık Osmanlı döneminin, ülkenin mimari dokusunda kalıcı izler bıraktığını gösterir. Macar Kültür Bakanlığı, bu yapıları ulusal kültür mirası olarak korur. Eğri minaresinin şerefesinden şehrin görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Qasinka. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1552: Kara Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Eğri'yi kuşattı; Dobó István'ın savunması başarılı oldu. 1554: Tinódi Lantos Sebestyén kuşatmayı manzum bir kronikte anlattı. 12 Ekim 1596: Eğri, III. Mehmed'in seferiyle Osmanlı yönetimine geçti. 1596: Haçova Meydan Muharebesi. 1664: Evliya Çelebi Eğri'yi ziyaret etti. 1687: Eğri Habsburg kuvvetlerine teslim oldu. 1841: Minareye bağlı cami yıkıldı. 1901: Gárdonyi Géza'nın "Egri csillagok" romanı yayımlandı.
Sonuç: Kuzeyin minaresi
Eğri minaresi, Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki doksan yıllık varlığının en görünür tanığıdır. Camisi yıkılmış, şehri el değiştirmiş, ama kendisi ayakta kalmıştır. Bugün turistler, Macar direnişinin simgesi olan kalenin hemen yanında, bir Osmanlı minaresinin dar merdivenlerini tırmanıyor.
Bize göre Eğri, aynı şehirde iki farklı zaferin ve iki farklı belleğin yan yana yaşayabileceğini gösterir. Dobó'nun heykeli ile Osmanlı minaresi arasındaki birkaç yüz metrelik mesafe, Macar ve Türk tarihlerinin ne kadar iç içe geçtiğinin somut bir ifadesidir. Bu iki yapıyı birlikte ziyaret etmek, tarihin tek bir kahramanlık anlatısından ibaret olmadığını anlamanın en güzel yoludur.