Mustafa Paşa Camii, Kuzey Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, Kale'nin hemen altındaki tepede yükselen ve şehrin en iyi korunmuş Osmanlı yapısı sayılan bir camidir. 1492'de, II. Bayezid döneminin vezirlerinden Mustafa Paşa tarafından yaptırıldı. Beş yüz yılı aşkın bir süre boyunca depremleri, yangınları, savaşları ve rejim değişikliklerini atlatan cami, 1963 Üsküp depreminde bile ayakta kaldı. 2006–2011 arasında Türkiye'nin desteğiyle kapsamlı bir restorasyondan geçti. Bu yazıda, caminin tarihini, mimarisini ve Avrupalı gezginlerin gözünden Osmanlı Üsküp'ünü ele alıyoruz. Üsküp'teki Mustafa Paşa Camii'nin dış görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Radosław Botev. Dosya sayfası
Üsküp'ün Osmanlı yüzyılları
Üsküp, 1392'de Osmanlı yönetimine geçti ve beş yüz yılı aşkın bir süre, 1912'deki Balkan Savaşı'na kadar Osmanlı şehri olarak kaldı. Şehir, Vardar Nehri'nin iki yakasına yayılmıştı; kuzey yakada Kale, çarşı ve camiler, güney yakada ise sonradan gelişen mahalleler bulunuyordu. Taş Köprü, iki yakayı birleştiren ana geçitti. 15. ve 16. yüzyıllarda Üsküp, Rumeli'nin en önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri haline geldi; şehirde onlarca cami, medrese, han, hamam ve bedesten inşa edildi.
Bu yapıların çoğu, 1689'da Avusturya generali Piccolomini'nin şehri yakmasıyla büyük zarar gördü. Piccolomini, salgın hastalık korkusu ve Osmanlı'nın geri dönüşünü engelleme amacıyla şehri ateşe verdi. Yangından sonra Üsküp uzun süre toparlanamadı; pek çok yapı onarılamadı ve zamanla yok oldu. MustafaPaşa Camii ise yangından nispeten az etkilenen yapılardan biri oldu ve bu sayede günümüze ulaştı.
Bani: Mustafa Paşa
Caminin banisi MustafaPaşa, II. Bayezid döneminde Rumelibeylerbeyliği ve vezirlik yapmış bir devlet adamıdır. Kaynaklarda farklı Mustafa Paşaların karıştırıldığı görülür; ancak caminin kitabesi, banisinin adını ve inşa tarihini açıkça kaydeder. Mustafa Paşa'nın türbesi, caminin bahçesinde yer alır. Türbenin yanında, kızı Ümmi Kadın'a ait olduğu kabul edilen bir lahit de bulunur. Paşa, caminin yanı sıra bir imaret, bir medrese ve bir hamam da yaptırmıştı; bunlardan bugün yalnızca kalıntılar ayaktadır.
Ek bilgi
Kitabe Caminin taç kapısı üzerindeki Arapça kitabe, yapının 898 (1492) yılında Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığını kaydeder. Kitabe, Üsküp'teki Osmanlı yapılarının tarihlenmesinde önemli bir referanstır. Caminin vakfiyesi ise İstanbul'daki Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde korunur; vakfiye, caminin gelir kaynaklarını, görevlilerini ve bakım düzenini ayrıntılı biçimde anlatır.
Mimari
MustafaPaşa Camii, kare planlı ve tek kubbeli bir yapıdır. Kubbe, yaklaşık 16 metre çapındadır ve pandantiflerle kare gövdeye oturur. Caminin önünde, dört sütunun taşıdığı üç kubbeli bir son cemaat yeri bulunur. Sütunlar, mermerdendir ve başlıkları mukarnaslıdır. Minare, yapının sağ köşesinde yükselir ve tek şerefelidir; 47 metre yüksekliğiyle Üsküp'ün en yüksek minarelerinden biridir.
Yapının duvarları, kesme taş ve tuğla sıralarıyla örülmüştür. Bu teknik, erken Osmanlı mimarisinin karakteristik bir özelliğidir ve Bursa ile Edirne'deki yapılarda da görülür. İç mekânda, mermer mihrap ve minber, kalem işi süslemeler ve pencere sıraları dikkat çeker. Caminin akustiği ve ışık düzeni, erken Osmanlı tek kubbeli camilerinin olgun bir örneği olarak değerlendirilir. Mustafa Paşa Camii'ni gösteren eski bir kartpostalGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Avrupalı gezginlerin Üsküp'ü
Üsküp, Belgrad ile Selanik arasındaki ana yol üzerinde bulunduğu için Avrupalı elçilerin ve gezginlerin sık uğradığı bir şehirdi. 16. yüzyılda Habsburg elçilik heyetleriyle seyahat eden Hans Dernschwam ve Stephan Gerlach'ın yanı sıra, 17. yüzyılda Evliya Çelebi de Üsküp'ü ayrıntılı biçimde betimledi. Evliya, şehirde yetmişten fazla cami sayar ve MustafaPaşa Camii'ni, "kale altında, kubbesi kurşunlu, nurlu bir cami" olarak anar.
19. yüzyılda Üsküp'ü ziyaret eden İngiliz ve Fransız gezginler, şehrin Osmanlı karakterini fotoğraf ve gravürlerle belgeledi. Bu dönemin kartpostalları, MustafaPaşa Camii'nin kale ile birlikte şehrin siluetini belirleyen ana yapı olduğunu gösterir. Bu kartpostalların önemli bir kısmı, bugün Üsküp'teki Kuzey Makedonya Devlet Arşivi'nde ve Viyana'daki Avusturya Ulusal Kütüphanesi'nin görsel arşivinde korunur.
1963 depremi ve sonrası
26 Temmuz 1963'te Üsküp'ü vuran deprem, şehrin yaklaşık yüzde sekseninin yıkılmasına ve bin kişiden fazlasının ölümüne yol açtı. MustafaPaşa Camii, bu depremde hasar gördü ama yıkılmadı; minaresi ve kubbesi ayakta kaldı. Depremden sonra şehir, Japon mimar Kenzo Tange'nin planıyla yeniden inşa edildi. Bu süreçte eski çarşının bir kısmı korunurken, pek çok Osmanlı yapısı yeni yapılaşmanın altında kaldı.
2006'da başlayan restorasyon, Türkiye'nin TİKA ve Vakıflar Genel Müdürlüğü aracılığıyla yürüttüğü projelerin bir parçasıydı. Restorasyon sırasında kubbenin kurşun kaplaması yenilendi, iç süslemeler temizlendi ve yapının statik güçlendirmesi yapıldı. Cami, 2011'de yeniden ibadete açıldı.
Dikkat: yanlış bilinen
Makedon ve Türk anlatılarıKuzey Makedonya'daki resmî anlatıda, Osmanlı dönemi uzun süre "Türk boyunduruğu" olarak anılmış ve bu dönemin yapıları ancak sınırlı ölçüde korunmuştur. Son yıllarda ise Osmanlı mirası, Üsküp'ün kültürel çeşitliliğinin bir parçası olarak daha olumlu biçimde değerlendirilmeye başlanmıştır. "Skopje 2014" adlı kentsel dönüşüm projesi, şehir merkezine çok sayıda neoklasik heykel ve yapı eklerken, Osmanlı çarşısının çevresindeki tartışmaları da alevlendirdi. Türk anlatısında ise MustafaPaşa Camii, Rumeli'deki Osmanlı varlığının en güzel tanıklarından biri olarak anılır ve Türkiye'nin restorasyon katkısı sıklıkla vurgulanır. Kuzey Makedonya Devlet Arşivi'ndeki Osmanlı belgeleri koleksiyonu, Türkçe belgelerin Makedonca çevirileriyle birlikte yayımlanmaya devam ediyor.
Eski Çarşı ve çevresi
MustafaPaşa Camii, Üsküp'ün Eski Çarşı'sının (Stara Čaršija) kuzey ucunda yer alır. Çarşı, Balkanlar'daki en büyük ve en iyi korunmuş Osmanlı çarşılarından biridir. Kapan Han, Suli Han ve Kuršumli Han gibi hanlar, Davud Paşa Hamamı ve Çifte Hamam gibi hamamlar, çarşının tarihî dokusunu oluşturur. Bugün hamamlar sanat galerisi olarak kullanılır; hanlar ise restoran ve kültür mekânlarına dönüştürülmüştür. Mustafa Paşa Camii, bu dokunun en üst noktasında, Kale'nin eteğinde, çarşıya ve Vardar vadisine bakan bir konumdadır. Mustafa Paşa Camii'nin iç mekânıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Diego Delso. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1392: Üsküp Osmanlı yönetimine geçti. 1492: Mustafa Paşa Camii inşa edildi. 1660: Evliya Çelebi Üsküp'ü ziyaret etti. 1689: Avusturya generali Piccolomini Üsküp'ü yaktırdı. 1912: Balkan Savaşı'nda Üsküp Sırbistan'a geçti. 1963: Üsküp depremi; cami hasar gördü ama ayakta kaldı. 2006–2011: Kapsamlı restorasyon yapıldı.
2011: Cami yeniden ibadete açıldı.
Sonuç: Kalenin gölgesinde bir kubbe
MustafaPaşa Camii, beş yüzyıl boyunca Üsküp'ün yükselişine, yangınına, depremine ve yeniden doğuşuna tanıklık etti. Kubbesi, minaresi ve kitabesiyle, Osmanlı'nın Rumeli'deki şehirciliğinin en dayanıklı örneklerinden biri olarak bugün de ayakta.
Bize göre MustafaPaşa Camii, Balkan şehirlerinin tarihini Osmanlı katmanından bağımsız okumanın mümkün olmadığını hatırlatır. Caminin restorasyonu, iki ülke arasındaki kültürel iş birliğinin değerli bir örneğidir; ama asıl önemlisi, yapının kendisinin ve onu çevreleyen çarşının, Üsküp halkının gündelik hayatının canlı bir parçası olarak korunmasıdır.