İçeriğe geç
Giriş yap
0

Ahmed Vâsıf Efendi'nin Madrid elçiliği (1787–1788): İspanya sarayında bir vakanüvis

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt7 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
Ahmed Vâsıf Efendi (y. 1730–1806), Osmanlı tarih yazımının en tanınmış vakanüvislerinden biridir. Vakanüvis, devletin resmî tarihçisi demektir; Vâsıf, bu görevle yazdığı Mehâsinü'l-Âsâr ve Hakâikü'l-Ahbâr adlı eseriyle bilinir. Ancak hayatının en sıra dışı bölümlerinden biri, 1787–1788'de İspanya'ya yaptığı elçiliktir. Osmanlı Devleti ile İspanya, yüzyıllar boyunca Akdeniz'de birbirine karşı savaşmış iki güçtü. 1782'de iki devlet arasında ilk kez bir barış ve ticaret antlaşması imzalandı. Vâsıf'ın Madrid yolculuğu, bu yeni dönemin ilk resmî ziyaretlerinden biriydi. Bu yazıda, Vâsıf'ın elçiliğini, arkasındaki antlaşmayı ve İspanyol arşivlerinde bıraktığı izleri anlatıyoruz.
Vakanüvis Ahmed Vâsıf Efendi'nin mezar taşı
Vakanüvis Ahmed Vâsıf Efendi'nin mezar taşıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Nidayi. Dosya sayfası

Bağdat'tan esarete, esaretten vakanüvisliğe

Ahmed Vâsıf, 1730'lu yıllarda Bağdat'ta doğdu. Gençliğinde bölgedeki Osmanlı yöneticilerinin yanında kâtip olarak çalıştı, sonra İstanbul'a geldi. 1768'de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Tuna cephesinde görevliydi. Bu savaşta Rus ordusuna esir düştü ve Rusya'ya götürüldü. Esaret yılları, onun hayatında önemli bir deneyim oldu: Rus devlet adamlarıyla temas kurdu ve barış görüşmeleri için aracı olarak kullanıldı. Serbest bırakıldıktan sonra Osmanlı yönetimine barış tekliflerini ileten bir haberci oldu.

Savaştan sonra kalemiye içinde yükseldi. 1780'lerde vakanüvis olarak atandı ve devletin resmî tarihini yazmaya başladı. Arapça ve Farsçaya hâkimiyeti, üslubunun inceliği ve olaylara dair keskin yorumlarıyla tanındı. Bu birikim, onu bir elçilik görevi için uygun bir aday yaptı.

1782: Akdeniz'de bir barış

İspanya ile Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda İnebahtı, Cerbe, Malta ve Tunus gibi büyük deniz savaşlarında karşı karşıya gelmişti. İki devlet arasında uzun süre resmî bir barış yoktu; Akdeniz'de korsanlık ve karşılıklı baskınlar sürüp gidiyordu. 18. yüzyılın sonunda İspanya kralı III. Carlos, Akdeniz ticaretini canlandırmak ve Kuzey Afrika kıyılarındaki baskıları azaltmak için Osmanlı ile bir antlaşma yapmayı istedi. İspanyol diplomat Juan de Bouligny, İstanbul'da uzun müzakereler yürüttü. Sonunda 1782'de iki devlet arasında bir barış ve ticaret antlaşması imzalandı.

Antlaşma, İspanyol gemilerine Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkı tanıyor, İspanya'nın İstanbul'da bir elçi bulundurmasına izin veriyor ve Akdeniz'deki saldırıların sona erdirilmesini öngörüyordu. Bouligny, antlaşmanın ardından İstanbul'daki ilk İspanyol elçisi oldu. Osmanlı tarafı da bu yeni dostluğu teyit etmek için Madrid'e bir elçi göndermeye karar verdi. Seçilen isim, Ahmed Vâsıf Efendi oldu.
Ek bilgi
Antlaşmanın sınırları 1782 antlaşması Osmanlı merkezi ile İspanya arasında imzalandı; ancak Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gibi Osmanlı'ya bağlı Garp Ocakları, kendi iç işlerinde geniş bir özerkliğe sahipti. İspanya, bu ocaklarla ayrıca anlaşmak zorunda kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'daki bağlı yönetimlerle ilişkisinin, Avrupa devletlerinin gözünde ne kadar karmaşık olduğunu gösterir.

Madrid yolculuğu

Vâsıf ve maiyeti, 1787'de İstanbul'dan deniz yoluyla yola çıktı. Akdeniz'i geçen heyet, İspanya'nın doğu kıyısına ulaştı ve oradan karayoluyla Madrid'e gitti. Yol boyunca İspanyol yetkilileri heyeti ağırladı; geçtikleri kasabalarda halk Osmanlı elçisini görmek için toplandı. Yüzyıllardır "Türk" adının bir tehdit olarak anıldığı İspanya'da, bir Osmanlı elçisinin dostluk mesajıyla gelmesi dikkat çekici bir olaydı.

Madrid'de Vâsıf, III. Carlos tarafından kabul edildi. Kabul töreni, Madrid Kraliyet Sarayı'nda yapıldı. Elçi, I. Abdülhamid'in mektubunu ve hediyelerini sundu. Yukarıdaki ikinci görsel, kralın portresini, üçüncü görsel ise sarayın taht salonunu göstermektedir. Vâsıf, kralın nezaketinden, sarayın ihtişamından ve kendisine gösterilen ilgiden etkilendiğini sefaretnamesinde anlatır.
Osmanlı elçisini Madrid'de kabul eden İspanya kralı III. Carlos'un portresi
Osmanlı elçisini Madrid'de kabul eden İspanya kralı III. Carlos'un portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Not stated. Dosya sayfası

Sefaretnamede İspanya

Vâsıf'ın İspanya Sefaretnamesi, Osmanlı elçilik raporlarının kısa ama canlı örneklerinden biridir. Elçi, İspanya'nın coğrafyasını, şehirlerini, sarayını ve halkının yaşayışını anlatır. Dikkatini en çok çeken konulardan biri, Endülüs'ün İslam dönemi mirasıdır. Vâsıf, İspanya'da Arapça kökenli yer adlarını, eski yapıları ve Endülüs'ün hatırasını görmekten duyduğu duyguları dile getirir. Bu, bir Osmanlı aydınının, kaybedilmiş bir İslam medeniyetinin topraklarında yaşadığı ilginç bir karşılaşmadır.

Vâsıf ayrıca İspanyol yönetiminin işleyişine, kralın günlük düzenine, sarayın törenlerine ve ülkenin ticaretine dair gözlemler aktarır. Kralın, ülkesinin bayındırlığı için yaptığı yollar, kanallar ve yapılar dikkatini çeker. Bu gözlemler, 18. yüzyıl sonunda Osmanlı yönetiminin Avrupa'daki yenilikleri tanımaya olan ilgisinin bir parçasıdır.

İspanyol arşivlerindeki izler

Elçiliğin İspanya'daki izleri, Madrid'deki Archivo Histórico Nacional'in Estado (Dışişleri) bölümünde ve Simancas'taki Archivo General'de korunan yazışmalarda takip edilebilir. Bouligny'nin İstanbul'dan gönderdiği raporlar, antlaşma müzakerelerini ve Osmanlı elçisinin gönderilme sürecini ayrıntılı biçimde anlatır. Bu raporlar, Osmanlı kaynaklarında görünmeyen ayrıntıları içerir: elçinin maiyetinin sayısı, hediyelerin listesi, yolculuğun masrafları ve Madrid'deki ağırlama hazırlıkları.

İspanyol tarihçiler, 20. yüzyılda bu belgeleri yayımlayarak İspanya-Osmanlı ilişkilerinin 18. yüzyıldaki yeni dönemini incelediler. Türk araştırmacılar ise Vâsıf'ın sefaretnamesini ve Devlet Arşivleri'ndeki ilgili kayıtları yayımladı. İki taraftaki belgeler bir araya getirildiğinde, iki eski düşmanın nasıl temkinli bir dostluk kurduğu açıkça görülür.
Dikkat: yanlış bilinen
İspanyol ve Türk bakışı İspanyol tarih yazımında 1782 antlaşması, çoğu zaman III. Carlos'un Akdeniz ticaretini canlandırma politikasının bir parçası olarak anlatılır. Türk tarih yazımında ise antlaşma ve Vâsıf'ın elçiliği, Osmanlı'nın 18. yüzyıl sonunda Avrupa ile ilişkilerini çeşitlendirme çabasının örneği olarak görülür. İki anlatı birbirini tamamlar. Ancak İspanyol kaynakları, Garp Ocakları ile yaşanan sorunlar nedeniyle antlaşmanın sınırlı kaldığını da vurgular.

Dönüş ve sonraki yıllar

Vâsıf, 1788'de İstanbul'a döndü. Aynı yıl, Aralık 1788'de III. Carlos öldü. Vâsıf, dönüşünden sonra vakanüvislik görevine devam etti ve eserini genişletti. III. Selim döneminde de devlet hizmetinde kaldı; yeniliklere sempatiyle bakan, ancak temkinli bir devlet adamı olarak tanındı. Hayatının son yıllarında reisülküttaplık görevine getirildi ve 1806'da vefat etti.

Vâsıf'ın Mehâsinü'l-Âsâr'ı, 18. yüzyıl sonu Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından biri olarak bugün de kullanılmaktadır. Elçilik deneyimi ise onun Avrupa'ya bakışını zenginleştirdi ve tarih yazımına yeni bir boyut kattı.
Madrid Kraliyet Sarayı'ndaki III. Carlos dönemine ait taht salonu
Madrid Kraliyet Sarayı'ndaki III. Carlos dönemine ait taht salonuGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Jebulon for photograph. Gennaro di Fiore, Naples, for sculpture. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1730'lar: Ahmed Vâsıf Bağdat'ta doğar.
1768–1774: Osmanlı-Rus Savaşı; Vâsıf Rus ordusuna esir düşer.
1782: Osmanlı-İspanya barış ve ticaret antlaşması imzalanır.
1787: Vâsıf, elçi olarak Madrid'e gönderilir.
1787–1788: III. Carlos tarafından kabul edilir; sefaretnamesini kaleme alır.
1788: İstanbul'a döner; Aralık ayında III. Carlos ölür.
1806: Vâsıf vefat eder.

İki eski düşman, bir masa

Ahmed Vâsıf Efendi'nin Madrid elçiliği, Akdeniz'in iki eski rakibinin barış masasında buluştuğu bir dönemin simgesidir. İnebahtı ve Malta gibi büyük savaşların hatırası henüz silinmemişken, bir Osmanlı vakanüvisinin İspanya sarayında ağırlanması, 18. yüzyılın değişen dengelerini gösterir.

Bize göre bu elçiliğin en dokunaklı yanı, Vâsıf'ın Endülüs topraklarında yaşadığı karşılaşmadır. Bir Osmanlı tarihçisi, kaybedilmiş bir İslam medeniyetinin izlerini, o medeniyeti yıkan krallığın sarayına giden yolda gördü. Bu karşılaşma, tarih yazımında barış ile hatıranın aynı anda nasıl var olabildiğini anlatan küçük ama anlamlı bir sahnedir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap