Yusuf Agâh Efendi (1744–1824), Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da açtığı ilk daimi elçiliğin başındaki isimdir. Sultan III. Selim, 1793'te Londra'ya sürekli bir elçi göndermeye karar verdi. Bu karar, Osmanlı diplomasisinde bir dönüm noktasıydı: O güne kadar Osmanlı elçileri Avrupa başkentlerine belirli bir görev için gidip dönerdi; artık bir başkentte kalıcı bir temsilcilik kuruluyordu. Yusuf Agâh Efendi, Aralık 1793'te Londra'ya vardı ve yaklaşık dört yıl burada kaldı. Bu yazıda bu ilk daimi elçiliğin nasıl kurulduğunu, Londra'da nasıl karşılandığını ve İngiliz arşivlerinin bu dönemi nasıl kaydettiğini anlatıyoruz. Carl Frederik von Breda'nın Londra'da yaptığı Yusuf Agâh Efendi portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Carl Frederik von Breda (1759 - 1818) (Swedish) Born in Stockholm, Sweden. Died in Sweden. Details on Google Art Project. Dosya sayfası
Neden daimi elçilik?
Osmanlı Devleti, yüzyıllar boyunca diplomasiyi tek taraflı bir düzende yürüttü. Avrupa devletleri İstanbul'da daimi elçiler bulundururdu; Venedik balyosu, Fransız, İngiliz ve Habsburg elçileri Galata ve Pera'da yaşar, Osmanlı yönetimiyle sürekli temas hâlinde olurdu. Osmanlı ise yurt dışına yalnızca belirli durumlarda, örneğin bir cülusu bildirmek, bir barışı teyit etmek ya da bir hediye sunmak için geçici elçiler gönderirdi. Bu düzen, Osmanlı'nın büyük bir güç olduğu dönemlerde işe yaradı. Ancak 18. yüzyılın sonunda Avrupa'daki gelişmeleri doğrudan izlemek, ittifakları ve rekabetleri yakından anlamak zorunlu hâle geldi.
III. Selim, tahta çıktığı 1789'dan itibaren devletin askerî, mali ve idari yapısını yenilemek için kapsamlı bir program başlattı. Nizam-ı Cedid adıyla bilinen bu program, yalnızca orduyu değil, diplomasiyi de kapsıyordu. Avrupa'daki büyük başkentlerde daimi elçilikler açmak, bu programın bir parçasıydı. Londra ilk seçildi; ardından Viyana, Berlin ve Paris geldi.
Yusuf Agâh Efendi kimdi?
Yusuf Agâh Efendi, Osmanlı kalemiye geleneğinde yetişmiş bir devlet adamıydı. Elçilikten önce maliye ve saray hizmetinde çeşitli görevlerde bulundu. Bir Avrupa dili bilmiyordu; bu, dönemin Osmanlı devlet adamları için olağan bir durumdu. Bu nedenle yanında bir tercüman ve bir sır kâtibi ile gitti. Heyette yer alan kâtip Mahmud Râif Efendi, daha sonra Fransızca yazdığı ve III. Selim'in yeni düzenlerini Avrupa'ya tanıtan bir eserle tanınacaktı.
Heyet, 1793 sonbaharında İstanbul'dan yola çıktı ve Avrupa üzerinden Londra'ya ulaştı. Elçi, Aralık 1793'te İngiltere'ye vardı. Londra'da ilk iş olarak konaklayacağı bir ev kiraladı ve kabul törenine hazırlandı.
Ek bilgi
Elçinin portresi Yukarıdaki portre, İsveçli ressam Carl Frederik von Breda tarafından Londra'da yapılmıştır. Portre, elçinin İngiliz kamuoyunda uyandırdığı merakı da yansıtır: Londra'nın sanat çevreleri, uzun zamandır yalnızca kitaplardan ve gravürlerden tanıdıkları bir Osmanlı devlet adamını yakından görme fırsatı buldu. Portre, kürklü kaftanı, kavuğu ve sakalıyla bir Osmanlı efendisinin resmî görünümünü gösterir.
Saint James sarayında kabul
Yusuf Agâh Efendi, İngiltere kralı III. George tarafından Saint James sarayında kabul edildi. Elçi, III. Selim'in mektubunu ve hediyelerini sundu. Londra basını, kabul törenini ve elçinin kıyafetlerini geniş biçimde yazdı. Elçinin şehirde dolaşması, tiyatroya gitmesi, bazı resmî davetlere katılması gazetelerde haber oldu.
Elçiliğin işleyişi ise kolay değildi. Yusuf Agâh Efendi İngilizce ve Fransızca bilmediği için yazışmalar ve görüşmeler tercümanlar aracılığıyla yürütüldü. Dönemin uygulamasında Osmanlı elçiliklerinin tercümanları, çoğunlukla İstanbul'daki Rum ailelerden yetişmiş dil bilen görevlilerdi. Bu durum, Osmanlı yönetiminin dışarıdaki bilgi akışında aracılara bağımlı kalmasına yol açtı. Bu eksiklik, sonraki on yıllarda Tercüme Odası'nın kurulmasıyla giderilmeye çalışılacaktı. Yusuf Agâh Efendi'yi gösteren bir başka resimGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Carl Fredrik van Breda. Dosya sayfası
Londra'dan İstanbul'a raporlar
Yusuf Agâh Efendi, Londra'da kaldığı süre boyunca İstanbul'a düzenli raporlar gönderdi. Bu raporlarda İngiltere'nin siyasetini, Fransa ile süren savaşı, Avrupa'daki ittifakları ve Londra'daki gelişmeleri aktardı. Fransız Devrimi'nin ardından Avrupa savaş hâlindeydi; İngiltere Fransa'ya karşı koalisyonun başında yer alıyordu. Osmanlı yönetimi, bu savaşta tarafsız kalmayı tercih etti; ama gelişmeleri yakından izlemek zorundaydı. Elçinin raporları, bu nedenle İstanbul için değerli bir bilgi kaynağıydı.
Elçinin raporları bugün İstanbul'daki Devlet Arşivleri'nde, Hatt-ı Hümayun ve Hariciye ile ilgili fonlarda incelenebilir. İngiliz tarafında ise The National Archives'ın Dışişleri koleksiyonunda (FO 78, Osmanlı ile yazışmalar) elçinin kabulüne, ikametine ve masraflarına dair kayıtlar korunur. İki taraftaki belgeler, aynı dönemin farklı yüzlerini gösterir: Osmanlı raporları Avrupa siyasetine odaklanırken, İngiliz kayıtları daha çok tören, protokol ve elçinin şehirdeki varlığı üzerinde durur.
Dikkat: yanlış bilinen
İngiliz ve Türk anlatısı İngiliz tarih yazımında bu elçilik, çoğu zaman Osmanlı'nın Avrupa diplomatik sistemine "katılışının" başlangıcı olarak anlatılır. Türk tarih yazımı ise daha çok III. Selim'in reform programındaki yerine ve elçilerin getirdiği bilgilere odaklanır. İki anlatı birbirini dışlamaz. Ancak "Osmanlı ilk kez Avrupa'yı tanıdı" türünden ifadeler yanıltıcıdır: Osmanlı, yüzyıllardır Avrupa ile yoğun temas içindeydi; değişen, temasın biçimi ve kalıcılığıydı.
Elçiliğin sonu ve ardılları
Yusuf Agâh Efendi, 1797'de görevini tamamlayarak İstanbul'a döndü. Yerine İsmail Ferruh EfendiLondra elçisi olarak atandı. Aynı dönemde Viyana, Berlin ve Paris'te de daimi elçilikler açıldı. Bu ilk daimi elçilik dönemi, 1820'lere kadar sürdü; ancak Yunan isyanı sırasında yaşanan gerginlikler ve tercümanların güvenilirliğine dair kaygılar nedeniyle bir süre kesintiye uğradı. II. Mahmud döneminde, 1830'larda daimi elçilikler yeniden ve daha sağlam bir yapıyla kuruldu.
Yusuf Agâh Efendi, dönüşünden sonra devlet hizmetinde çeşitli görevlerde bulundu ve 1824'te vefat etti. İstanbul'daki kabri, üçüncü görselde görülmektedir. Mahmud Râif Efendi ise 1798'de İstanbul'da Fransızca bir eser yayımlayarak III. Selim'in askerî ve idari yeniliklerini Avrupa okuruna tanıttı; eser, Üsküdar'daki matbaada basıldı. Râif Efendi, 1807'deki Kabakçı Mustafa isyanı sırasında hayatını kaybetti. Yusuf Agâh Efendi'nin İstanbul'daki kabriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Nidayi. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1744: Yusuf Agâh Efendi doğar. 1789: III. Selim tahta çıkar; Nizam-ı Cedid programı başlar. 1793: Londra'ya daimi elçi gönderilmesine karar verilir. Aralık 1793: Yusuf Agâh Efendi Londra'ya varır. 1794: III. George tarafından kabul edilir; elçilik çalışmaya başlar. 1797: Görevini tamamlayarak İstanbul'a döner; yerine İsmail Ferruh Efendi atanır. 1798: Mahmud Râif Efendi'nin Fransızca eseri İstanbul'da basılır. 1824: Yusuf Agâh Efendi vefat eder.
Daimi temsilin ilk adımı
Yusuf Agâh Efendi'nin Londra elçiliği, büyük siyasi sonuçlar doğurmadı; ama Osmanlı diplomasisinin yapısını değiştiren bir başlangıçtı. Bu elçilikle birlikte Osmanlı, Avrupa başkentlerinde kalıcı gözler ve kulaklar edinmeye başladı. Elçilerin gönderdiği raporlar, Osmanlı yönetiminin Avrupa'yı daha yakından tanımasını sağladı.
Bize göre bu elçiliğin asıl önemi, kurulan düzenin kendisindedir. Yusuf Agâh Efendi'nin dil bilmemesi, tercümanlara bağımlılık ve kısa süreli kalış gibi eksiklikler, sonraki yıllarda düzeltilecek sorunları ortaya çıkardı. Tercüme Odası'nın kurulması, Fransızca bilen Osmanlı diplomatlarının yetişmesi ve Hariciye Nezareti'nin oluşumu, bu ilk deneyimin derslerinden doğdu. Londra'daki kiralık bir evde başlayan bu deneme, Osmanlı'nın modern dışişleri teşkilatının ilk taşı oldu.