Bir tarih, çok sayıda yanlış beklenti
Türk Boğazları'ndan geçiş rejimini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi hakkında son yıllarda sık tekrarlanan bir iddia var: Sözleşme 2036'da "bitecek", Boğazlar Türkiye'nin elinden çıkacak ya da uluslararası bir yönetime devredilecek. Bu iddia, sözleşmenin süreyle ilgili maddesinin yanlış okunmasından doğar. Montrö'nün kendiliğinden sona ereceği bir tarih yoktur. Sözleşme, taraflardan biri usulüne uygun olarak feshini bildirmedikçe yürürlükte kalmaya devam eder.Montrö Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936'da İsviçre'nin Montrö kentinde imzalandı ve 9 Kasım 1936'da yürürlüğe girdi. Atatürk döneminin en başarılı diplomatik kazanımlarından biri sayılır, çünkü Lozan'da Türkiye'nin aleyhine kurulan Boğazlar düzenini barışçı yoldan, masa başında değiştirdi. Bu nedenle sözleşmenin geleceğine dair yanlış bilgiler, hem tarihin hem de bugünün doğru anlaşılmasını zorlaştırıyor.

Lozan'daki Boğazlar düzeni
24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması ile birlikte ayrı bir Boğazlar Sözleşmesi de imzalanmıştı. Bu sözleşme, Boğazların iki yakasında belirli bir genişlikte askerden arındırılmış bölgeler öngörüyordu. Türkiye bu bölgelerde asker bulunduramıyor, tahkimat yapamıyordu. Boğazlardan geçişi denetlemek için de başkanı Türk olan, ama üyeleri farklı devletlerden oluşan uluslararası bir Boğazlar Komisyonu kurulmuştu. Komisyon, çalışmalarını Milletler Cemiyeti gözetiminde sürdürüyordu.Bu düzen, Türkiye'nin güvenliğini büyük ölçüde Milletler Cemiyeti'nin ve büyük devletlerin güvencesine bağlıyordu. 1930'ların ortasında bu güvence anlamını yitirmeye başladı. Japonya'nın Mançurya'yı işgali, İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı ve Almanya'nın silahlanması, Milletler Cemiyeti'nin saldırgan devletleri durduramadığını gösterdi. İtalya'nın Onikiadalar'daki askerî hazırlıkları da Türkiye'nin Ege'deki güvenlik kaygısını artırıyordu.
Tarih notu
24 Temmuz 1923: Lozan Boğazlar Sözleşmesi.
10 Nisan 1936: Türkiye'nin sözleşmeye taraf devletlere değişiklik talebini bildiren notası.
22 Haziran 1936: Montrö Konferansı'nın açılışı.
20 Temmuz 1936: Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanması.
9 Kasım 1936: Sözleşmenin yürürlüğe girmesi.
2 Mayıs 1938: İtalya'nın sözleşmeye katılması.
10 Nisan 1936: Türkiye'nin sözleşmeye taraf devletlere değişiklik talebini bildiren notası.
22 Haziran 1936: Montrö Konferansı'nın açılışı.
20 Temmuz 1936: Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanması.
9 Kasım 1936: Sözleşmenin yürürlüğe girmesi.
2 Mayıs 1938: İtalya'nın sözleşmeye katılması.
1936: Masa başında kazanılan egemenlik
Türkiye, 10 Nisan 1936'da Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne taraf olan devletlere bir nota gönderdi. Notada uluslararası durumun 1923'ten bu yana tamamen değiştiği, Türkiye'nin güvenliğini sağlayan güvencelerin işlemez hâle geldiği belirtiliyor ve Boğazlar rejiminin yeniden görüşülmesi isteniyordu. Türkiye'nin bu talebi tek taraflı bir oldubitti yerine uluslararası hukukun yollarını izleyerek dile getirmesi, büyük devletlerin çoğunda olumlu karşılandı.Konferans 22 Haziran 1936'da Montrö'de toplandı. Türk heyetine Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras başkanlık ediyordu. Görüşmeler yaklaşık bir ay sürdü. 20 Temmuz 1936'da imzalanan sözleşmeyle Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, komisyonun yetkileri Türkiye'ye devredildi. Türkiye, Boğazlar bölgesini yeniden silahlandırma ve tahkim etme hakkını kazandı. Sözleşmenin imzalanmasının ardından Türk askerî birlikleri Boğazlar bölgesine girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi sözleşmeyi 31 Temmuz 1936'da onayladı.
Sözleşmeyi Türkiye'nin yanı sıra Bulgaristan, Fransa, Birleşik Krallık, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya imzaladı. Konferansa katılmayan İtalya ise 1938'de sözleşmeye katıldı.

Sözleşme neleri düzenler?
Montrö, Boğazlardan geçişi barış ve savaş zamanına göre ayrı ayrı düzenler. Barış zamanında ticaret gemileri, bayrağı ve yükü ne olursa olsun, Boğazlardan serbestçe geçer. Türkiye bu gemilerden yalnızca sağlık denetimi ve fener, kurtarma gibi hizmetler için belirlenen ücretleri alabilir.Savaş gemileri için ise daha ayrıntılı kurallar vardır. Geçişten önce Türk hükûmetine diplomatik yoldan bildirim yapılması gerekir. Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin Karadeniz'de aynı anda bulundurabileceği savaş gemilerinin toplam tonajı sınırlandırılmıştır. Bu gemiler Karadeniz'de en fazla 21 gün kalabilir. Karadeniz'e kıyısı olan devletler ise belirli koşullarla büyük savaş gemilerini de Boğazlardan geçirebilir.
Sözleşmenin en önemli hükümleri savaş zamanına dairdir. Türkiye savaşta taraf değilse, savaşan devletlerin savaş gemileri Boğazlardan geçemez. Türkiye savaşta tarafsa ya da yakın bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünürse, savaş gemilerinin geçişine dair karar tamamen Türkiye'ye aittir. Bu hükümler, İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin savaş dışı kalmasına büyük katkı sağladı. 2022'de Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın başlamasından sonra Türkiye, sözleşmenin ilgili hükmünü uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini durdurdu.
Süre maddesi ne diyor?
2036 iddiasının kaynağı, sözleşmenin 28. maddesidir. Bu madde, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yirmi yıl süreyle geçerli olacağını söyler. Ancak aynı madde iki önemli kural daha içerir. Birincisi, sözleşmenin 1. maddesinde yer alan geçiş ve seyrüsefer serbestliği ilkesi süresizdir. İkincisi, yirmi yıllık sürenin bitiminden en az iki yıl önce taraflardan hiçbiri fesih bildiriminde bulunmazsa, sözleşme yürürlükte kalmaya devam eder ve bir taraf fesih bildirimi yapana kadar geçerliliğini korur. Fesih bildirimi yapılırsa sözleşme, bildirimden iki yıl sonra sona erer.Sözleşme 9 Kasım 1936'da yürürlüğe girdiği için ilk yirmi yıllık süre 1956'da dolmuştu. O tarihe kadar hiçbir taraf fesih bildiriminde bulunmadı. Bu nedenle sözleşme 1956'dan bu yana süresiz olarak yürürlüktedir. Dolayısıyla 2036, sözleşmenin hukuki bakımdan sona ereceği bir yıl değildir. Yalnızca 1936'dan itibaren yüz yılın dolacağı yıldır.
Ek bilgi
Sözleşmenin 29. maddesi, taraflara her beş yıllık dönemin sonunda değişiklik önerme imkânı tanır. Değişiklik yapılabilmesi için ise ayrıntılı bir usul ve geniş bir uzlaşma gerekir. Sözleşme imzalandığı günden bu yana metni değiştirilmeden uygulanmaktadır.
Feshedilirse ne olur?
İddianın bir başka yanlış varsayımı da sözleşme sona ererse Boğazların "uluslararası bir yönetime" geçeceğidir. Boğazlar, Türkiye'nin egemenlik alanındaki sulardır. Montrö, Türkiye'ye egemenlik vermiş bir belge değil, egemen Türkiye'nin Boğazlardan geçişi nasıl düzenleyeceğine dair bir uluslararası taahhüttür. Sözleşme feshedilse bile Boğazlar başka bir devlete ya da kuruluşa devredilmez. Aksine, Lozan'daki uluslararası komisyon düzenini ortadan kaldıran belge Montrö'nün kendisidir.Fesih durumunda ortaya çıkacak olan, geçiş rejiminin yeni bir düzenlemeyle ya da uluslararası teamül kurallarıyla belirlenmesi ihtiyacıdır. Bu da Türkiye'nin bugün sahip olduğu geniş takdir yetkisinin yeniden tartışmaya açılması anlamına gelebilir. Bu yüzden Türkiye'nin dış politikasında Montrö'nün korunması, on yıllardır değişmeyen bir ilke olarak savunulur.
Dikkat: yanlış bilinen

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
2036 iddiası, Boğazlar ve deniz yetki alanları gündeme geldikçe yeniden dolaşıma giriyor. 24 Ekim 2026'da X'te bir kullanıcı, Milli Savunma Bakanı'nın Doğu Akdeniz'e dair açıklamasını paylaşan bir habere verdiği yanıtta "2036 Montrö sözleşmesi bitiyor" diye yazdı ve Boğazların uluslararası bir kuruluşa devredileceğini öne sürdü. Bu paylaşım, iddianın iki ayrı yanlışı bir arada taşıdığını gösteriyor: sözleşmenin bir son tarihi olduğu düşüncesi ve sona ermesi hâlinde Boğazların başkasına geçeceği varsayımı.İddianın benzer biçimleri, Lozan Antlaşması'nın "yüz yıl sonra biteceği" yönündeki eski söylentiyle de yan yana dolaşır. Lozan için 2023'te dile getirilen bu söylenti gerçekleşmedi, çünkü Lozan'da da böyle bir süre hükmü yoktu. Montrö için ise 28. maddedeki yirmi yıllık ilk süre, metni okumadan aktaranlar tarafından yüz yıla dönüştürüldü. Böylece sözleşmenin imzalanmasının yüzüncü yılı, bir "bitiş tarihi" gibi anlatılmaya başlandı.
Montrö'nün asıl değeri
Montrö Sözleşmesi'ni değerli kılan, Türkiye'nin 1923'te kabul etmek zorunda kaldığı bir kısıtlamayı on üç yıl sonra silah kullanmadan, uluslararası hukuku ve diplomasiyi kullanarak kaldırmasıdır. Atatürk döneminin dış politikası, "yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışıyla, Türkiye'nin haklarını barışçı yollardan genişletmeyi amaçlıyordu. Montrö bu anlayışın somut bir ürünüdür. Türkiye, Lozan'daki askersizleştirme hükümlerini tek taraflı olarak çiğnemedi, önce taraflara gerekçeli bir nota verdi, sonra masaya oturdu ve istediğini imzayla aldı.Sözleşmenin doksan yıla yaklaşan ömrü de bu dengenin başarısını gösterir. Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletlerin çıkarları, ticaret gemilerinin serbestliği ve Türkiye'nin güvenliği tek bir metinde bir araya getirildi. Bu metin İkinci Dünya Savaşı'nda, Soğuk Savaş'ta ve 2022'den sonraki Karadeniz krizinde işlemeye devam etti. 2036 ile ilgili kaygıların yerine sözleşmenin bu sürekliliğini konuşmak, hem tarihî bir kazanımı doğru anmayı hem de bugünkü tartışmaları sağlam bir zemine oturtmayı sağlar.