Bir kanunun uzun ömrü
Cumhuriyet döneminde çıkarılan kanunların çoğu birkaç on yıl içinde değiştirildi ya da yerini yenilerine bıraktı. 1580 sayılı Belediye Kanunu ise 1930'dan 2005'e kadar, tam yetmiş beş yıl yürürlükte kaldı. Nisan 1930'da kabul edilen kanun 14 Nisan 1930'da 1471 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı ve 1 Eylül 1930'da yürürlüğe girdi. Yerini ancak 3 Temmuz 2005 tarihli 5393 sayılı Belediye Kanunu'na bıraktı.Bu yazıda kanunun belediyeyi nasıl tanımladığını, kimlere seçme ve seçilme hakkı tanıdığını, belediye başkanının nasıl seçildiğini, Ankara ve İstanbul için koyduğu özel hükümleri ve kanunun belediyelere yüklediği görevleri anlatıyoruz.

Belediye nedir?
Kanunun birinci maddesi belediyeyi şöyle tanımlıyordu: Belediye, "beldenin ve belde sakinlerinin mahallî mahiyette müşterek ve medenî ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef hükmî bir şahsiyet"ti. Bu tanım, belediyeyi devletin bir şubesi olarak değil, kendi tüzel kişiliği olan bir yerel yönetim birimi olarak ortaya koyuyordu.İkinci madde, belediye kurulmasının hangi yerlerde zorunlu olduğunu belirledi: nüfusu ne olursa olsun bütün il ve ilçe merkezlerinde ve nüfusu iki binden fazla olan yerlerde belediye teşkilatı zorunluydu. Üçüncü madde belediye idaresini belediye meclisi, belediye encümeni, belediye reisi ve yardımcılarına bıraktı.
Tarih notu
1580 sayılı kanundan önce belediyeler Osmanlı döneminden kalma dağınık düzenlemelerle yönetiliyordu. Kanunun son maddeleri, bu eski düzenlemelerin yanında 1924 tarihli Ankara Şehremaneti Kanunu'nu da yürürlükten kaldırdı.
Hemşehrilik hukuku
On üçüncü madde "hemşehri" kavramını kanuna soktu: Her Türk, nüfus kütüğüne yerli olarak yazıldığı beldenin hemşehrisiydi. Hemşehrilerin belediye işlerinde oy kullanma, belediye yönetimine katılma ve belediyenin sürekli yardımlarından yararlanma hakkı vardı. On dördüncü madde ise belediye sınırı içinde oturan herkesi belediyenin emirlerine uymak ve vergi, harç ve ücretlerini ödemekle yükümlü tuttu.Kimler oy verebilirdi?
Kanunun en çok anılan hükümleri seçimlerle ilgilidir. Yirmi üçüncü madde, belediye seçimlerinde oy kullanabilmek için şu şartları saydı: Türk olmak, seçimden önce en az altı aydır o beldede oturmak, on sekiz yaşını bitirmiş olmak, ağır hapis cezasına ve yüz kızartıcı suçlara mahkûm olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak. Silah altındaki askerler, jandarmalar ve polisler seçime katılamıyordu.Yirmi dördüncü madde belediye meclisine üye seçilebilmek için yirmi beş yaşını bitirmiş olmayı ve Türkçe okuryazar olmayı da şart koştu.
Ek bilgi
Kanunun seçme ve seçilme maddelerinde "erkek" ya da "kadın" kelimesi geçmez. Şart yalnızca "Türk olmak"tır. Bu yalın ifade, kadınların belediye seçimlerinde hem oy kullanmasının hem de aday olmasının önünü açtı. 1930 sonbaharında yapılan belediye seçimleri, Türkiye'de kadınların sandığa gittiği ilk seçimler oldu.

Meclis ve reis
Yirminci madde, belediye meclislerinin dört yıllık dönemler için hemşehriler tarafından doğrudan seçileceğini belirledi. Yirmi birinci madde ise meclis üye sayısını nüfusa bağladı: Nüfusu üç bine kadar olan beldelerde meclis on iki üyeden oluşuyordu. Nüfus arttıkça, belirli aralıklarla ek üyelikler ekleniyordu.Belediye reisinin seçimi ise doğrudan halk tarafından değil, meclis tarafından yapılıyordu. Seksen dokuzuncu madde açıktı: Reis, meclis üyelerinden ya da seçilme hakkına sahip hemşehriler arasından dört yıl için, gizli oyla ve üye tam sayısının çoğunluğuyla seçilirdi. İlk turda çoğunluk sağlanamazsa en çok oy alan üç aday yeniden oylanırdı.
Reis seçiminde meclise en yaşlı üye başkanlık ediyordu. Belediye reislerinin yeniden seçilmesi de mümkündü.
Seçim, il merkezi olmayan yerlerde valinin, il merkezlerinde ise Dahiliye Vekili'nin önerisi ve Cumhurreisi'nin onayıyla kesinleşiyordu. Valinin on beş gün, Dahiliye Vekili'nin bir ay içinde ret kararı bildirmemesi hâlinde seçim onaylanmış sayılıyordu. İl merkezlerinde Dahiliye Vekili ret kararında ısrar ederse meclis başka bir adayı seçmek zorundaydı.
Kanun belediye reislerinin görevden uzaklaştırılmasını da sınırlı hâllere bağladı. Doksan birinci maddeye bakılırsa reis, seçim dönemi içinde ancak göreviyle ilgili bir suçtan hapis cezası alırsa ya da meclis üyeliğine engel bir durum doğarsa reislikten düşüyordu.
Ankara ve İstanbul için özel hükümler
Doksan dördüncü madde Ankara için ayrı bir usul koydu: Ankara belediye reisi Dahiliye Vekâleti'nin seçimi ve önerisi, Cumhurreisi'nin onayıyla atanıyordu. Aynı madde bazı il merkezlerinde ve il merkezi olmayan yerlerde de belediye reislerinin atanabilmesine imkân tanıyordu.İstanbul için ise sekizinci fasılda bambaşka bir düzen kuruldu. Yüz kırk dokuzuncu madde İstanbul belediyesi ile İstanbul vilâyetinin mahallî idaresini birleştirdi. Yüz ellinci maddenin cümlesi kısaydı: "İstanbul belediye reisliğini İstanbul valisi ifa eder." Vali ve belediye başkanlığının tek kişide birleştiği bu düzen İstanbul'da 1957'ye kadar sürdü.
Dikkat: yanlış bilinen
Temizlikten sinemaya: belediyenin görevleri
On beşinci madde belediyenin görevlerini uzun bir liste hâlinde saydı. Bu liste umuma açık yerlerin temizliğinden yiyecek ve içeceklerin denetimine, lokanta, kahvehane, otel, hamam, sinema ve tiyatro gibi yerlerin ruhsatlandırılmasından yolların, suyun ve aydınlatmanın düzenlenmesine kadar uzanıyordu. Listede ev kadını ve çırak okulları açmak gibi eğitim görevleri de yer alıyordu.On altıncı madde bu görevlerin bir kısmını belediyenin gelirine bağladı. Bazı görevler bütün belediyeler için zorunluydu, bazıları ise ancak geliri belirli bir sınırı aşan belediyelere yükleniyordu. On yedinci madde bir grup görevi isteğe bağlı saydı.

Sınırlar ve şubeler
Kanun belediye sınırlarının nasıl çizileceğini de ayrıntılı biçimde düzenledi. Öteden beri beldeye ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, zeytinlik ve otlak gibi yerler sınır içinde kalacaktı. Sınır doğal işaretlerle belirlenemiyorsa büyük taşlar dikilerek gösterilecekti. Beşinci madde, seksen binden az nüfuslu beldelerde sınırların vilâyet idare heyetinin, daha kalabalık beldelerde ise İcra Vekilleri Heyeti'nin onayıyla kesinleşeceğini hükme bağladı. Onuncu madde, nüfusu seksen bini geçen beldelerde belediye şubeleri kurulmasına imkân tanıdı.2005'e kadar
1580 sayılı kanun yetmiş beş yıl içinde pek çok kez değiştirildi. Belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi gibi köklü değişiklikler sonraki dönemlerde geldi. Kanun 3 Temmuz 2005'te kabul edilen 5393 sayılı Belediye Kanunu ile yürürlükten kalktı.1580'in mirası: hemşehri, meclis ve sandık
1580 sayılı kanunu okurken bizi en çok etkileyen şey, belediyeyi yalnızca bir hizmet dairesi olarak değil, hemşehrilerin ortak ihtiyaçlarını karşılayan bir tüzel kişilik olarak tarif etmesi oldu. "Hemşehri hukuku" ifadesi, şehirde yaşayan insanı yalnızca vergi ödeyen biri olarak değil, yönetime katılan bir yurttaş olarak görüyordu.Kanunun seçme şartlarında yalnızca "Türk olmak" demesi de küçük ama büyük sonuçlu bir tercihti. Bu yalın ifade sayesinde kadınlar, 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmalarından dört yıl önce, belediye sandığına gitti.
Ankara ve İstanbul için konan istisnalar ise dönemin merkeziyetçi yönünü saklamıyor. Bizce bu kanunu değerli kılan, iki eğilimi birlikte taşımasıdır: bir yanda yerel seçim ve hemşehri katılımı, öbür yanda başkentin ve en büyük şehrin sıkı denetimi. Yetmiş beş yıllık ömrü, bu dengenin uzun süre işe yaradığını gösteriyor.