Bir patoloğun yön değiştirdiği yaz
Philipp Schwartz, 1933 yazında Türkiye'ye gelen Alman bilim insanlarının yolunu açan kişidir. Frankfurt Üniversitesi'nde patoloji profesörüyken Nazi yönetiminin çıkardığı memurluk kanunuyla görevinden atıldı. İsviçre'ye geçti, orada işsiz kalan akademisyenler için bir dayanışma örgütü kurdu ve birkaç hafta içinde Ankara'da Maarif Vekili Reşit Galip'le masaya oturdu. Bu görüşmelerin sonunda, Darülfünun'un yerine açılan İstanbul Üniversitesi'nin pek çok kürsüsüne Almanya'dan gelen profesörler yerleşti.Bu yazıda Schwartz'ın Frankfurt'tan Zürih'e uzanan yolunu, 1933 Temmuz'undaki Ankara görüşmelerini ve İstanbul'daki yirmi yıllık çalışmasını anlatıyoruz.

Banat'tan Frankfurt'a
Philipp Schwartz 19 Temmuz 1894'te o zaman Avusturya-Macaristan sınırları içinde kalan Werschetz'te (bugün Sırbistan'daki Vršac) doğdu. Babası tüccardı. Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya-Macaristan ordusunda asker olarak bulundu. Tıp öğrenimini Budapeşte'de tamamladı.1919'da Frankfurt'a geçti ve üniversitenin patolojik anatomi enstitüsünde Bernhard Fischer'in asistanı oldu. 1923'te doçentlik tezini verdi. 1927'de olağanüstü profesörlüğe getirildi. Bir süre Belgrad Üniversitesi'nde de çalıştı.
7 Nisan 1933'te Almanya'da "Meslekî Memurluğun Yeniden Düzenlenmesi Kanunu" yürürlüğe girdi. Bu kanun Yahudi kökenli ve rejime muhalif görülen memurların, üniversite hocaları dâhil, görevden atılmasının yolunu açtı. Schwartz bu kanunla görevinden uzaklaştırıldı. Ancak kanun çıkmadan önce, 23 Mart 1933 gecesi ailesiyle birlikte Zürih'e giden trene binmişti. Kayınpederi Sinai Tschulok Zürih'te bir özel okul yönetiyordu.
Zürih'te bir danışma bürosu
Schwartz, Almanya'da yüzlerce bilim insanının aynı açmaza düştüğünü gördü. 1933 baharında Zürih'te "Alman Bilginleri için Merkezî Danışma Bürosu" adıyla bir yapı kurdu. Bu yapı kısa süre sonra "Yurt Dışındaki Alman Bilim İnsanları Yardımlaşma Örgütü" (Notgemeinschaft deutscher Wissenschaftler im Ausland) adıyla tanındı. Amacı, görevinden atılan akademisyenleri yabancı üniversitelere yerleştirmekti.Schwartz'ın dikkati çok geçmeden Türkiye'ye yöneldi. Cenevreli eğitimbilimci Albert Malche, 1932'den beri Türk hükümetinin daveti üzerine Darülfünun'u incelemiş ve yükseköğretimin yeniden düzenlenmesi için bir rapor hazırlamıştı. Türk hükümeti, Darülfünun'u kapatıp yerine yeni bir üniversite açmaya karar vermişti. Bu karar, yeni kürsüler için çok sayıda öğretim üyesine ihtiyaç doğurdu.
Tarih notu
Darülfünun'u kapatan ve İstanbul Üniversitesi'ni kuran 2252 sayılı kanun 31 Mayıs 1933'te kabul edildi. Yeni üniversite 1 Ağustos 1933'te faaliyete geçti. Darülfünun'daki öğretim kadrosunun önemli bir bölümü yeni üniversiteye alınmadı.
5-7 Temmuz 1933: İstanbul ve Ankara
Schwartz 5 Temmuz 1933'te İstanbul'a geldi. Onu Fen Fakültesi dekanı Kerim Erim karşıladı. Ardından Ankara'ya geçti. 6 Temmuz'da Maarif Vekili Reşit Galip ile görüştü. Bu görüşmede Almanya'dan ayrılmak zorunda kalan yeterli sayıda nitelikli aday bulunduğunu anlattı. Görüşmenin sonunda yardımlaşma örgütü aracılığıyla İstanbul'daki otuz kadar ordinaryüs kürsüsünün doldurulması kararlaştırıldı.7 Temmuz'da Ankara'da ikinci bir görüşme yapıldı. Reşit Galip, Schwartz'a Atatürk'ün görüşmelerin sonucundan memnun olduğunu ve yeni üniversitenin 1 Ağustos'ta açılmasının planlandığını bildirdi. Türk hükümeti sözleşmelerin hızla imzalanmasını ve Schwartz'ın kısa sürede geri dönmesini istiyordu.
Schwartz bu görüşmeleri sonradan "Notgemeinschaft" başlıklı bir yazısında anlattı. Görüşmelerde konuşulan kürsü sayısıyla ilgili anlattıkları, Türkiye'nin istediği hocaların sayısının beklenenden çok daha yüksek çıktığını gösterir.

Bir liste ve bir cerrah
Schwartz İsviçre'ye döndü ve Zürih'ten Almanya'daki profesörlerle temasa geçti. Bazı adaylardan, toplama kampında tutulanlar dâhil, olumlu yanıt aldı. 25 Temmuz'da yeniden Türkiye'ye geldi ve Reşit Galip'e yeni üniversitenin kürsüleri için önerilen Alman profesörlerin listesini teslim etti. Bu yolculukta yanında cerrah Rudolf Nissen vardı. Nissen, Türk hükümetinin davet ettiği ama Berlin'den ayrılmayan Ferdinand Sauerbruch'un yerine İstanbul'a geliyordu.Reşit Galip Ağustos 1933'te vekâletten ayrıldı. Yerine vekâleten bakan olarak bulunan Refik Saydam, imzalanmış bütün sözleşmelerin geçerli olduğunu Schwartz ve Nissen'e teyit etti. 27 Ekim 1933'te Yusuf Hikmet Bayur Maarif Vekili oldu.
1933-1934 öğretim yılı
1933-1934 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi'nde kırk iki Alman profesör çalışmaya başlamıştı. Schwartz'ın kendi anlatımında, Ekim ve Kasım 1933'te sözleşmeli profesörler aileleri ve asistanlarıyla İstanbul'a geldi. Toplam sayı yüz elli kişi civarındaydı. Schwartz da 27 Ekim'de vapurla İstanbul'a ulaştı.Gelen isimler arasında kimyager Fritz Arndt, fizyolog Hans Winterstein ve cerrah Rudolf Nissen gibi alanlarının önde gelen bilim insanları vardı. 1933-1953 arasında Türkiye'de çalışan yabancı profesörlerin toplamı iki yüz yirmi kadardı ve bunların yüz altmış altısı Almandı.
Ek bilgi
Schwartz, Ekim 1933'te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin patoloji enstitüsünün başına geçti. Bu görevi yaklaşık yirmi yıl, 1952'ye kadar sürdürdü. Tıp fakültesinin yeniden kurulmasında örgütleyici olarak da çalıştı.
İstanbul'dan sonra
Savaştan sonra Almanya'da 1951'de kendisine Frankfurt Üniversitesi'nde ordinaryüs profesör unvanı tanındı, ama bir kadro verilmedi. 1953'te birkaç ay Frankfurt'taki eski enstitüsünde çalıştı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri'ne geçti ve 1954'ten itibaren Pennsylvania'daki Warren State Hospital'da patolog olarak çalıştı. 1957'de Frankfurt'a dönmek istediğinde fakülte altmış üç yaşında olduğunu öne sürerek bu isteği geri çevirdi.Schwartz 1 Aralık 1977'de Florida'da öldü. Bugün Almanya'daki Alexander von Humboldt Vakfı'nın, tehlike altındaki bilim insanlarını destekleyen programı onun adını taşıyor.
Dikkat: yanlış bilinen
1933 göçü bazen "Türkiye Alman profesörleri kurtardı" ya da "Alman profesörler Türk üniversitesini kurdu" gibi tek yönlü cümlelerle anlatılır. Gerçekte iki tarafın ihtiyacı aynı anda karşılandı: hocalar sığınacak bir kürsü, Türkiye ise yeni üniversitesi için kadro buldu. Sözleşmelerde Türkçe ders vermek ve Türk asistan yetiştirmek gibi yükümlülükler de vardı.
Schwartz örneği: bir masadaki iki ihtiyaç
Philipp Schwartz'ın 1933 yazındaki yolculuğu, dönemin en verimli tesadüflerinden biri gibi görünse de aslında iki ayrı planın kesiştiği noktadır. Türkiye, Malche raporundan sonra Darülfünun'u kapatma ve yeni bir üniversite kurma kararını çoktan vermişti. Schwartz ise Zürih'te elinde yerleştirilmeyi bekleyen uzun bir isim listesiyle oturuyordu.Bizce bu hikâyenin en dikkat çekici yanı hızıdır. 5 Temmuz'da İstanbul'a gelen bir patolog, iki gün sonra Ankara'da onlarca kürsünün geleceğini konuşmuş ve Ekim'de bu kürsülerde ders başlamıştı. Böyle bir hız ancak hükümetin kararlı olması ve iki tarafın da beklemeye tahammülünün olmamasıyla açıklanabilir.
Schwartz'ın kendisi de İstanbul'da yirmi yıl kaldı ve patoloji kürsüsünü yönetti. Bu yüzden onu yalnızca bir aracı olarak değil, yeni üniversitenin ilk kuşak hocalarından biri olarak da hatırlamak gerekir. Bugün onun adını taşıyan bir bilim programının varlığı, 1933'te Ankara'da kurulan bağın hâlâ bir örnek olarak görüldüğünü gösteriyor.