1638 Bağdat Seferi, IV. Murad'ın saltanatının doruk noktası ve on dört yıl Safevî yönetiminde kalan Bağdat'ın yeniden Osmanlı'ya bağlandığı seferdir. Padişah bizzat ordunun başında İstanbul'dan Irak'a kadar yürüdü, şehri 15 Kasım 1638'de kuşattı ve kırk günlük bir mücadelenin ardından 25 Aralık 1638'de ele geçirdi. Bu zafer, birkaç ay sonra imzalanacak Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın yolunu açtı ve Bağdat, I. Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı şehri olarak kaldı. 1638'de Bağdat'ın Osmanlılarca alınışını gösteren Hollanda gravürüGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Rijksmuseum. Dosya sayfası
Kaybedilen şehir
Bağdat'ı Osmanlı topraklarına ilk katan, 1534'teki Irakeyn Seferi'yle Kanuni Sultan Süleyman'dı. Şehir doksan yıl boyunca Osmanlı'nın doğudaki en önemli merkezlerinden biri oldu. 1624'te, İstanbul'daki taht karışıklıkları ve Bağdat'taki asker ayaklanması sırasında Şah I. Abbas şehri aldı. Sonraki on dört yılda Osmanlı ordusu iki kez büyük kuşatma denedi: 1625–1626'da Hâfız Ahmed Paşa, 1630'da Hüsrev Paşa şehrin surları önünden eli boş döndü. Bu iki başarısızlık hem orduyu hem de İstanbul'daki halkı derinden etkiledi. Halk arasında Bağdat'ı ancak padişahın kendisinin alabileceği yolunda bir inanış bile yayılmıştı.
Uzun yürüyüş
IV. Murad, 1635'teki Revan Seferi'nden kazandığı tecrübeyle bu kez daha dikkatli hazırlandı. Ordu 1638 baharında Üsküdar'dan yola çıktı. Anadolu'yu boydan boya geçen yürüyüş aylarca sürdü; Konya, Halep ve Musul üzerinden Dicle boyuna inildi. Yolda büyük bir kayıp yaşandı: sadrazam Bayram PaşaAğustos 1638'de sefer sırasında öldü, yerine Tayyar Mehmed Paşa getirildi. Seferde bulunan görevlilerden birinin aktardığı yoklama rakamlarına göre ordunun mevcudu yüz bini aşıyordu; bunun yaklaşık üçte biri piyade, geri kalanı süvariydi. Bu rakamların kesinliği tartışılabilir, ama seferin devletin bütün gücünü seferber eden bir girişim olduğu açıktır. Tavernier'nin eserinde yer alan Bağdat görünümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean-Baptiste Tavernier. Dosya sayfası
Kırk gün
Kuşatma 15 Kasım 1638'de başladı. Safevî komutanı Bektaş Han, şehrin surlarını önceden onarmış ve garnizonu birkaç kat büyütmüştü. Bir Osmanlı gözlemcisinin tarifine göre surlar yaklaşık yirmi beş metre yüksekliğindeydi; topçu ateşine dayanmak için toprak tabyalarla güçlendirilmiş, önünde geniş ve derin bir hendek bulunuyordu. Şehrin dört ana kapısı vardı: kuzeyde İmam-ı Azam Kapısı, güneyde Karanlık Kapı, Ak Kapı ve Köprü Kapısı. Sadrazam, ilk iki kapının çok sağlam olduğunu görünce saldırının ağırlığını daha zayıf görünen Ak Kapı tarafına verdi.
Safevî savunması aktif bir savunmaydı. Kuşatılanlar binlerce kişilik birliklerle sık sık dışarı çıkıyor, Osmanlı siperlerine saldırıp geri çekiliyor, ardından taze bir birlik aynı saldırıyı tekrarlıyordu. Bu taktik Osmanlı tarafına ağır kayıplar verdirdi. Topçu ateşi haftalarca sürdü, lağımlar kazıldı, surlarda gedikler açıldı. Kuşatmanın sonlarına doğru sabırsızlanan padişah genel saldırı emri verdi.
Ordunun arkasındaki lojistik
Bir Osmanlı ordusunun İstanbul'dan Bağdat'a kadar yürümesi yalnızca askerî değil, büyük bir idari başarıydı. Güzergâh boyunca menzil noktalarında zahire, arpa ve odun önceden toplanır; köprüler ve yollar onarılır, deve ve katır kiralanırdı. Bu işler için Anadolu ve Suriye'deki kadılara, sancak beylerine ve eyalet valilerine aylar önceden hükümler gönderilirdi. Ağır kuşatma topları ise mümkün olan yerlerde nehir yoluyla taşınırdı; Fırat ve Dicle üzerindeki gemi ve sallar bu yüzden seferin görünmeyen kahramanlarıydı. Bu hazırlıkların izleri, merkezden taşraya gönderilen hükümlerin kaydedildiği defterlerde bugün de takip edilebilir. Bağdat'ın kırk günde alınabilmesinde, kuşatma sırasında ordunun aç kalmamasını sağlayan bu sessiz düzenin payı küçümsenemez.
Dikkat: yanlış bilinen
Sadrazamın ölümü: Genel saldırı sırasında, 24 Aralık 1638'de sadrazam Tayyar Mehmed Paşa gediğe hücum eden askerlerin önünde vurularak öldü. Böylece IV. Murad, tek bir seferde iki sadrazamını kaybetmiş oldu. Tayyar Mehmed Paşa, savaş meydanında hayatını kaybeden sayılı Osmanlı sadrazamlarından biridir. Yerine, barış görüşmelerini de yürütecek olan Kaptan-ı Derya Kemankeş Kara Mustafa Paşa getirildi.
Şehrin teslimi ve sonrası
Ertesi gün, 25 Aralık 1638'de Bağdat teslim oldu. Teslim şartlarına göre garnizona İran'a çekilme izni verildi. Ancak teslimin hemen ardından şehir içinde yeniden çatışmalar çıktı; Karanlık Kapı çevresinde silahını bırakmayan bir kısım askerle yaşanan bu çatışmalar ağır can kayıplarına yol açtı ve şehirde büyük tahribat oldu. Bu olay, dönemin hem Osmanlı hem İran kaynaklarında acı bir hatıra olarak yer alır. Savaşın sert kuralları, teslimden sonra bile sivil halkın yaşadığı acıları azaltmadı.
Padişah, zaferin ardından şehirde düzeni sağlamak için bir süre kaldı, İmam-ı Azam türbesini ziyaret etti, harap olan yapıların onarımını emretti ve Bağdat'a yeni bir vali atayarak İstanbul'a döndü. Dönüşü büyük bir zafer alayıyla kutlandı. Seferin anısına Topkapı Sarayı'nın dördüncü avlusunda yaptırılan Bağdat Köşkü, çini süslemeleri ve sedef kakmalı kapılarıyla klasik Osmanlı köşk mimarisinin en zarif örneklerinden biri olarak bugün de ayaktadır.
Ek bilgi
Rodos'la tesadüf: Bağdat'ın alındığı 25 Aralık, tam 116 yıl önce Kanuni'nin Rodos'u teslim aldığı günle aynı tarihe denk gelir. Bu tesadüf sonraki anlatılarda sıkça hatırlatılır. IV. Murad'ın Kanuni'yi örnek alan bir padişah olarak sefere bizzat çıkması da bu benzetmeyi güçlendirmiştir.
Avrupa'dan bakan gözler
Bağdat'ın düşüşü Avrupa'da kısa sürede duyuldu. Hollanda'da basılan gravürler, Osmanlı ordusunun şehrin önündeki çadırlarını, topçu bataryalarını ve surlardaki gedikleri tasvir ediyordu; bu yazıdaki ilk görsel de bunlardan biridir. Bu tür gravürler çoğunlukla görgü tanığı çizimi değil, gelen haberlere ve önceki şehir planlarına dayanan yorumlardı. Venedik balyosunun İstanbul'dan gönderdiği raporlar ise ordunun dönüşünü, padişahın zafer alayını ve İstanbul'daki kutlamaları ayrıntılı biçimde aktarır. Fransız gezgin Jean-Baptiste Tavernier, seferden birkaç yıl sonra Bağdat'tan geçerek şehrin durumunu, ticaretini ve surlarını anlatan notlar bıraktı; ikinci görseldeki şehir görünümü onun eseriyle birlikte yayımlanmıştır. Bu yabancı anlatılar, Osmanlı kronikleriyle birlikte okunduğunda seferin hem askerî hem de uluslararası yankısını daha iyi gösterir. 1638 Bağdat kuşatmasını canlandıran sonraki dönem resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: John Harris Valda. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1534: Kanuni, Bağdat'ı Osmanlı topraklarına katar. 1624: Şah I. AbbasBağdat'ı alır. 1625–1626 ve 1630: İki Osmanlı kuşatması sonuçsuz kalır. 1638 baharı: IV. MuradÜsküdar'dan sefere çıkar. Ağustos 1638: Sadrazam Bayram Paşa yolda ölür. 15 Kasım 1638: Kuşatma başlar. 24 Aralık 1638: Sadrazam Tayyar Mehmed Paşa genel saldırıda şehit düşer. 25 Aralık 1638: Bağdat teslim olur. 17 Mayıs 1639: Kasr-ı Şirin Antlaşması.
Seferin bıraktığı iz
Bağdat Seferi, IV. Murad'ın hayatındaki son büyük zaferdi; padişah İstanbul'a döndükten bir yıldan kısa bir süre sonra, 1640 şubatında henüz yirmi yedi yaşındayken öldü. Sefer, padişahın bizzat orduya kumanda etmesinin askerî disiplin ve moral üzerindeki etkisini açıkça gösterdi. Aynı zamanda büyük bir bedeli vardı: iki sadrazam, binlerce asker ve harap olmuş bir şehir. Bize göre bu seferin asıl önemi, Bağdat'ın kesin olarak Osmanlı'ya geçmesiyle Irak'ın sonraki üç yüz yılının çizilmiş olmasıdır. Bugünkü Irak'ın siyasi coğrafyası, 1638 kışında Dicle kıyısında verilen bu mücadelenin uzak bir yansımasını hâlâ taşır.