1623–1639 Osmanlı-Safevî Savaşı, iki büyük Müslüman devleti on altı yıl boyunca Irak, Kafkasya ve Azerbaycan cephelerinde karşı karşıya getiren uzun ve yıpratıcı bir mücadeledir. Savaş, Safevî hükümdarı Şah I. Abbas'ın Osmanlı'daki iç karışıklıktan yararlanarak Bağdat'ı ele geçirmesiyle başladı; IV. Murad'ın Revan ve Bağdat seferleriyle sürdü ve 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'yla sona erdi. Bu antlaşmanın çizdiği sınır, küçük değişikliklerle bugünkü Türkiye–İran ve Irak–İran sınırlarının da atası sayılır. IV. Murad'ın 1635 Revan seferinin güzergâhını gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Bakayna. Dosya sayfası
Savaşın arka planı: kargaşa içinde bir başkent
1622'de II. Osman'ın öldürülmesi ve ardından gelen I. Mustafa'nın kısa ve çalkantılı saltanatı, Osmanlı yönetimini derin bir bunalıma sürüklemişti. Taşrada valiler merkezin otoritesini tanımıyor, Erzurum'da Abaza Mehmed PaşaII. Osman'ın intikamını almak adına yeniçerilere karşı ayaklanıyordu. Bağdat'ta ise subaşı Bekir adlı bir asker şehrin yönetimini ele geçirmiş, İstanbul'un gönderdiği kuvvetlere karşı direnmek için Şah Abbas'tan yardım istemişti. Şah bu daveti fırsat bildi. Bekir Subaşı daha sonra Osmanlı tarafına dönmeye çalışsa da artık iş işten geçmişti: Safevî ordusu Ocak 1624'te Bağdat'a girdi. Şehrin Sünni halkı bu sırada ağır kayıplar verdi; İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Abdülkadir Geylani türbeleri zarar gördü. Kısa süre içinde Musul ve Kerkük de Safevî eline geçti.
Bağdat'ı geri alma çabaları
IV. Murad tahta çıktığında henüz on bir yaşındaydı ve devleti annesi Kösem Sultan ile sadrazamlar yönetiyordu. Bağdat'ın kaybı İstanbul'da büyük yankı uyandırdı. Sadrazam Hâfız Ahmed Paşa, 1625–1626'da şehri aylarca kuşattı. Kuşatma sırasında Şah Abbas büyük bir orduyla yardıma geldi; Osmanlı ordusu ikmal sıkıntısı, salgın ve kış koşulları nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldı. 1629'da Şah Abbas'ın ölümü, Safevî tarafında da bir dönemin kapanması demekti; yerine torunu Şah Safi geçti.
Bu fırsatı değerlendirmek isteyen sadrazam Hüsrev Paşa, 1630'da İran içlerine yürüdü. Mihriban yakınlarında Safevî ordusunu yendi ve Hemedan'ı aldı. Ardından Bağdat'ı kuşattıysa da şehri düşüremedi. Bu başarısızlık, İstanbul'daki kapıkulu ayaklanmalarının fitilini ateşledi. Hüsrev Paşa azledildi, ardından yaşanan isyanlarda sadrazam Hâfız Ahmed Paşa öldürüldü. Genç padişah ancak 1632'de bu isyanların elebaşlarını cezalandırarak yönetimi eline alabildi.
Ek bilgi
Neden Bağdat? Bağdat, Osmanlılar için yalnızca zengin bir eyalet merkezi değildi. Ehl-i sünnet imamlarından Ebu Hanife'nin türbesi oradaydı ve şehir, Abbasi halifeliğinin eski başkenti olarak sembolik bir değer taşıyordu. Safevîler açısından ise Necef ve Kerbelâ'ya açılan kapıydı. Bu yüzden iki taraf da Bağdat'ı bir prestij meselesi olarak görüyordu. Savaş boyunca diplomatik yazışmalarda Bağdat'ın adı, sınır pazarlıklarının en çetin maddesi olarak kaldı.
Revan Seferi (1635)
Yönetimi tam olarak eline alan IV. Murad, padişahların bizzat sefere çıkması geleneğini yeniden canlandırdı. 1635 baharında İstanbul'dan yola çıkarak Kafkasya cephesine yöneldi. Ordu Erzurum ve Kars üzerinden ilerleyip Revan kalesini kuşattı. Kale, ağır topçu ateşinin ardından Ağustos 1635'te teslim oldu. Padişah buradan güneye inerek Tebriz'e girdi ve şehri yıktırdı. Revan zaferinin anısına İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın dördüncü avlusunda Revan Köşkü yaptırıldı. Bu köşk bugün de ayaktadır ve seferin en somut hatırası olarak ziyaret edilir.
Ne var ki bu başarı uzun sürmedi. Padişah İstanbul'a döndükten sonra Şah Safi Revan'ı yeniden kuşattı ve 1636 baharında kaleyi geri aldı. Bu durum, Kafkasya'daki kalelerin uzaktan savunulmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyordu. Osmanlı ordusu her yıl yüzlerce kilometre yol yürüyerek cepheye ulaşıyor, kışın yaklaşmasıyla geri dönmek zorunda kalıyordu. Safevîler ise kendi topraklarında savaşmanın avantajını kullanıyordu. Safevî Devleti'nin sınırlarındaki değişimi gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.5, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Bağdat'ın geri alınması ve barışa giden yol
IV. Murad bu kez bütün gücünü Irak cephesine yöneltti. 1638'de bizzat çıktığı Bağdat seferi, savaşın kaderini belirledi. Kırk gün süren bir kuşatmanın ardından şehir Aralık 1638'de teslim oldu. Bağdat'ın geri alınması, iki tarafı da yorgun düşmüş hâlde masaya oturttu. Safevî elçileri İstanbul'a, Osmanlı temsilcileri İran'a gidip geldi. Sonunda 17 Mayıs 1639'da Kasr-ı Şirin yakınlarındaki Zuhab'da sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa ile Safevî temsilcisi arasında barış imzalandı. Antlaşmaya göre Bağdat ve Irak Osmanlı'da, Revan ve çevresi Safevîlerde kaldı; sınır Zagros dağları boyunca çizildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Mezhep vurgusunun abartılması: Bu savaş zaman zaman yalnızca bir "Sünni–Şii savaşı" olarak anlatılır. Mezhep farkı iki tarafın propagandasında gerçekten önemli bir yer tutuyordu; ama savaşın asıl itici güçleri sınır bölgelerindeki kalelerin, ticaret yollarının ve zengin eyalet gelirlerinin denetimiydi. Her iki devletin ordusunda da farklı inançlardan askerler, kumandanlar ve yerel beyler bulunuyordu. Kürt aşiret beylerinin hangi tarafı tutacağı, çoğu zaman savaşın seyrini mezhep tercihlerinden daha çok etkiledi. Bu yüzden olayı iki halkın ya da iki inancın düşmanlığı olarak okumak doğru olmaz.
Avrupa arşivlerinden bakış
Osmanlı–Safevî savaşları Avrupa başkentlerinde dikkatle izlenirdi; çünkü Osmanlı ordusunun doğuda meşgul olması, Habsburglar, Venedik ve Lehistan için bir nefes alma fırsatıydı. Venedik balyoslarının İstanbul'dan Senato'ya gönderdiği raporlar, ordunun hazırlıklarını, sefer güzergâhlarını ve İstanbul'daki ruh hâlini haftası haftasına aktarır. Bu raporlar bugün Venedik Devlet Arşivi'nde korunmaktadır. İngiliz Levant Kumpanyası'nın tüccarları ve İstanbul'daki İngiliz elçisi de savaşın İran ipeği ticaretine etkisini Londra'ya bildiriyordu; çünkü ipeğin Halep ve İzmir üzerinden Avrupa'ya akışı doğrudan cephenin durumuna bağlıydı. İran tarafında ise Avrupalı tüccar ve misyonerlerin İsfahan'dan gönderdiği mektuplar, Safevî sarayının gözünden savaşa ışık tutar. Gençlik yıllarındaki IV. Murad'ı gösteren yağlıboya portreGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Islam ansiklopedisi. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: Ocak 1624: Safevî ordusu Bağdat'a girer. 1625–1626: Hâfız Ahmed Paşa'nın Bağdat kuşatması sonuçsuz kalır. 1629: Şah I. Abbas ölür, yerine Şah Safi geçer. 1630: Hüsrev Paşa Mihriban'da kazanır, Hemedan'ı alır; Bağdat kuşatması başarısız olur. Ağustos 1635: IV. MuradRevan'ı alır, ardından Tebriz'e girer. 1636: Safevîler Revan'ı geri alır. Aralık 1638: Bağdat, IV. Murad'ın kuşatmasıyla teslim olur. 17 Mayıs 1639: Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalanır.
On altı yılın bilançosu
Bu savaşın en dikkat çekici yanı, büyük zaferlerden çok sonucun kalıcılığıdır. On altı yıl boyunca kaleler el değiştirdi, şehirler yıkıldı, binlerce asker ve sivil öldü; ama sonunda çizilen sınır, iki devlet arasındaki dengeyi doğru biçimde yansıttığı için uzun süre korunabildi. IV. Murad'ın bizzat sefere çıkması, Osmanlı ordusuna eski disiplinini kısmen geri kazandırdı ve padişah otoritesini güçlendirdi. Safevîler ise Bağdat'ı kaybetmekle birlikte Kafkasya'daki konumlarını korudu. Kanaatimizce bu savaş, iki imparatorluğun birbirini tamamen yenemeyeceğini kabullendiği bir dönüm noktasıdır; Kasr-ı Şirin'den sonra doğu sınırında yaklaşık bir asır sürecek görece bir sükûnet dönemi başlamıştır.