İçeriğe geç
Giriş yap
0

Tütün yasağı: Osmanlı'da tütünün gelişi, IV. Murad'ın sert yasağı ve vergilendirilen keyif

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Tütün Osmanlı topraklarına XVII. yüzyılın hemen başında girdi ve birkaç on yıl içinde İstanbul'un en tartışmalı alışkanlıklarından biri oldu. Kahvehanelerde, kışlalarda, tekkelerde ve evlerde hızla yayılan bu yeni keyif, bir yandan dinî tartışmalara, bir yandan da devletin kamu düzeni kaygılarına konu oldu. Tartışmanın zirvesi IV. Murad'ın 1633'te büyük Cibali yangınının ardından koyduğu ve ölüm cezasıyla desteklediği yasaktır. Ancak bu sert yasak bile alışkanlığı yok edemedi; yüzyılın ortasında devlet tütünü yasaklamaktan vazgeçip vergilendirmeye yöneldi.
Bir Osmanlı kahvehanesini gösteren tasvir
Bir Osmanlı kahvehanesini gösteren tasvirGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Antoine-Ignace Melling (Life time: 19th Century). Dosya sayfası

Tütünün gelişi

Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevî, tütünün İngiliz tüccarlar tarafından H. 1009 (1600–1601) yılında getirildiğini ve kısa sürede halk arasında yayıldığını yazar. Peçevî, dumanın kokusundan ve tiryakilerin hâlinden şikâyet ederken, kendi döneminde tütünün nasıl bir moda hâline geldiğini de anlatır. Amerika'dan Avrupa'ya geçen bitki, Akdeniz ticareti üzerinden Osmanlı limanlarına ulaşmıştı. İngiliz Levant Kumpanyası'nın ve Hollandalı tüccarların bu dönemde İstanbul ve İzmir'de güçlenmesi, tütünün yayılmasıyla aynı zamana denk gelir. Kısa süre sonra tütün Balkanlar'da ve Anadolu'da da ekilmeye başlandı.

Tütünün yanında aynı yüzyılda kahvehaneler de yaygınlaşmıştı. Bu mekânlar sohbet, oyun, meddah hikâyeleri ve siyasi dedikodu yeriydi. Devletin gözünde tütün meselesi tam da bu yüzden yalnızca sağlık ya da ahlak meselesi değildi; kalabalıkların toplandığı ve hükümetin eleştirildiği yerlerle ilgili bir güvenlik meselesiydi.

Yasağın ilk adımları

Tütüne karşı ilk sert tutum I. Ahmed döneminde görüldü. 1609 tarihli fermanda, bir iki yıldır İngiltere'den "tabaga" adlı bir yaprağın getirildiği, köy ve kasabalarda ekilip pazarlarda satıldığı, insanların bununla meşgul olup işlerinden geri kaldığı anlatılır; ekimi, ticareti ve içimi yasaklanır. Bu ferman 1610, 1614 ve 1618'de yenilendi; 1619 fermanında yasağa dair fetva da alındığı belirtilir. Ancak yasaklar kalıcı bir sonuç vermedi. Tütün tartışması özellikle dinî çevrelerde sürdü. Vaiz Kadızâde Mehmed Efendi ve onu izleyen Kadızâdeliler, tütünü ve kahveyi bid'at sayıp haram olduğunu savundular. Karşı tarafta ise bazı alimler, tütünün haramlığına dair açık bir dayanak olmadığını, bu yüzden mubah sayılması gerektiğini ileri sürdüler.
IV. Murad'ın tebaasının saygılarını kabul edişini gösteren minyatür
IV. Murad'ın tebaasının saygılarını kabul edişini gösteren minyatürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Nevizade Atayi. Dosya sayfası

IV. Murad'ın yasağı

IV. Murad, 1632'de yönetimi tamamen eline aldıktan sonra kamu düzenine yönelik bir dizi sert önlem aldı. 1633 yazında Cibali'de çıkan yangın şehrin büyük bir kısmını yakınca, yangının sorumluluğu kahvehanelerde ve tütün içilen yerlerde toplanan kalabalıklara yüklendi. Kahvehaneler kapatıldı, tütün ve afyon içimi yasaklandı. Yasağı çiğneyenlere verilen ceza ölümdü. Padişahın kılık değiştirerek geceleri sokaklarda dolaştığı ve yasağa uymayanları bizzat yakalattığı anlatıları dönemin kroniklerinde ve Evliya Çelebi'de yer alır.
Dikkat: yanlış bilinen
Sayılar ve rivayetler: IV. Murad döneminde tütün yasağı yüzünden çok sayıda kişinin idam edildiği bilinir; ancak kroniklerde ve sonraki anlatılarda verilen rakamlar birbirinden çok farklıdır ve kesin bir sayı belirlemek mümkün değildir. Seferlerde, ordu konaklarında bile tütün içtiği için askerlerin cezalandırıldığı anlatılır. Bu anlatıların bir kısmı padişahın sertliğini vurgulamak için abartılmış olabilir; ama yasağın uygulamada son derece acımasız olduğu konusunda kaynaklar birleşir.

Kâtip Çelebi'nin itirazı

Yasak döneminin en akılcı değerlendirmelerinden biri, yüzyılın ortasında yazan Kâtip Çelebi'ye aittir. Son eseri Mîzânü'l-hak fî ihtiyâri'l-ehak'ta, toplumda tartışılan meseleleri tek tek ele alır ve tütün bahsine geniş yer ayırır. Kâtip Çelebi, tütünün yayılışını, yasakların neden işe yaramadığını ve insanların yasağa rağmen gizlice içmeye devam ettiğini anlatır. Ona göre zorla yasak koymak, halkın alışkanlıklarını değiştirmez; aksine yasağı çiğneme isteğini artırır. Bu yüzden tütünü mubah saymak ve kötü sonuçlarına karşı öğütle yetinmek daha doğrudur. Bu görüş, döneminin sert tartışmaları içinde dikkat çekici derecede ölçülü bir sestir.

Yasaktan vergiye

IV. Murad'ın 1640'taki ölümünden sonra yasağın etkisi azaldı. Tütün içtiği gerekçesiyle bir dönem Halep kadılığından azledilip Kıbrıs'a sürülmüş olan Bahâî Mehmed Efendi, 1649'da şeyhülislam olunca tütünün mubahlığına dair fetva verdi ve yasak fiilen gevşedi; yasağı kaldıran ayrı bir ferman ise çıkmadı. 1688'de tütünün resmen vergiye bağlanması, devletin onu kabullendiğini gösterir. Devlet zamanla tütünü yasaklamak yerine gümrük ve vergi kaynağı olarak görmeye başladı. Sonraki yüzyıllarda tütün, Osmanlı'nın en önemli tarım ve ticaret ürünlerinden biri hâline geldi; XIX. yüzyılda tütün gelirleri, Düyûn-ı Umûmiye'ye bırakılan gelirler arasında yer aldı ve Reji İdaresi kuruldu.
Nargile içen bir kadını gösteren sonraki dönem resmi
Nargile içen bir kadını gösteren sonraki dönem resmiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: Luigi Morante from Paris, France. Dosya sayfası
Ek bilgi
Avrupalı gözlemciler: İstanbul'daki Venedik, İngiliz ve Fransız elçilerinin yazışmaları, yasak döneminde şehirdeki havayı dışarıdan bir gözle kaydeder. İngiliz Levant Kumpanyası tüccarları için tütün yasağı, ticaretin seyrini doğrudan etkileyen bir gelişmeydi. Bu yazışmaların önemli bir kısmı bugün Londra'daki Ulusal Arşiv'in Türkiye yazışmaları dizisinde ve Venedik Devlet Arşivi'nde korunur.

Bir yasağın öğrettikleri

Tütün yasağının hikâyesi, devletin toplumun gündelik alışkanlıklarını zorla değiştirmeye çalıştığında nelerle karşılaştığını gösteren iyi bir örnektir. IV. Murad'ın yasağı, yangın ve isyan korkusunun yarattığı siyasi bir tepkiydi; dinî gerekçeler bu kaygıyı güçlendirdi. Ancak ölüm cezasıyla desteklenen yasak bile alışkanlığı söküp atamadı. Bizce asıl dikkat çekici olan, aynı yüzyıl içinde devletin tavrının tamamen değişmesidir: yasaklanan ürün, birkaç kuşak sonra hazinenin en güvenilir gelirlerinden biri oldu. Kâtip Çelebi'nin "zorla yasak işe yaramaz" uyarısı, tarihin akışı içinde haklı çıkmıştır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap