12 Kasım 1920'de Giresun'dan gelen küçük bir silahlı grup Ankara'ya ulaştı. Başlarında, halk arasında Topal Osman ya da Osman Ağa diye bilinen Feridunzade Osman vardı. Mustafa Kemal Paşa'nın daveti üzerine gelen bu grup, Büyük Millet Meclisi'ni ve Mustafa Kemal'i korumakla görevlendirildi. On kişiyle başlayan birlik zamanla 250 kişiye ulaştı ve Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi adını aldı. Bu yazı birliğin kuruluşunu, Osman Ağa'nın Milli Mücadele'deki rolünü ve hakkındaki farklı değerlendirmeleri kaynaklarıyla aktarıyor. Giresun gönüllü müfrezesiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Osman Ağa kimdi?
Osman Ağa1883'te Giresun'da doğdu. Çepni boyundandı; babası fındık tüccarı Feridunzade Hacı Mehmet Efendi'ydi. Gençliğinde aile işlerine yardım etti ve bir kereste fabrikasına ortak oldu. Balkan Savaşı'nda babası askerlik bedelini ödemeyi önermesine rağmen gönüllü olarak orduya katıldı. 18 Kasım 1912'de Çorlu yakınında Bulgar kuvvetlerine karşı bir saldırıda sağ diz kapağından şarapnelle yaralandı; bacağının kesilmesini kabul etmedi ve topal kaldı. "Topal" lakabı buradan gelir.
Birinci Dünya Savaşı'nda Giresun'dan topladığı gönüllülerle Doğu Karadeniz'de Ruslara karşı savaştı. Nisan 1916'da Borçka'daki birliklere katıldı. Savaş sonrasında Giresun ve Şebinkarahisar çevresinde Pontus çeteleriyle çatıştı. Mondros Ateşkesi'nden sonra kimseye danışmadan kendini Giresun belediye reisi ilan etti.
Mustafa Kemal'le ilişkisi
Mustafa Kemal Paşa19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında, İstanbul Hükümeti'nin ona verdiği görevlerden biri Osman Ağa ve adamlarını yakalamaktı. Bazı kaynaklara göre ikisi 29 Mayıs 1919'da Havza'da gizlice görüştü ve Mustafa Kemal, Osman Ağa'yı serbest bıraktı. Osman Ağa hakkındaki tutuklama kararı 8 Temmuz 1919'da kaldırıldı. Osman Ağa Giresun'a dönerek yeniden belediye reisliğine oturdu, Şubat 1920'de Gedikkaya gazetesini çıkarmaya başladı ve Giresun gençlerinden gönüllü bir birlik kurdu.
Eylül 1920'de Doğu Cephesi'ndeki harekât için Kâzım Karabekir'in 15. Kolordusu'nun emrine bir gönüllü taburu gönderdi; tabur dört ay boyunca Karabekir'in komutasında kaldı. Giresun Kalesi'ndeki Osman Ağa anıt mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0, yazar: hüsamettin_alpaslan. Dosya sayfası
Ankara'daki muhafız birliği
12 Kasım 1920'de yakın adamlarıyla Ankara'ya gelen Osman Ağa, Çankaya'yı ve Büyük Millet Meclisi'ni korumakla görevlendirildi. Birliğe meclise silah ve mühimmatıyla girme ve oturumları dinleme ayrıcalığı verildi. Tamamı Giresunlulardan oluşan on kişilik birlik zamanla 250 kişiye ulaştı.
1921'de Osman Ağa, muhafız birliğinin komutasını Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan'a bırakarak Giresun'a döndü ve gönüllülerden 42. ve 47. alayları kurdu. Bu alaylar Mart 1921'de Koçgiri İsyanı'nın bastırılmasında görev aldı. Sakarya Meydan Muharebesi'nde Osman Ağa 47. Alay'ı komuta etti. Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 2000 kişilik 42. Alay'ın tamamına yakını hayatını kaybetti; 47. Alay'dan 285 kişi sağ kaldı. Osman Ağa, takviye edilen 47. Alay'ın komutanı olarak Büyük Taarruz'a da katıldı; zaferden sonra yarbaylık rütbesi ve İstiklal Madalyası aldı. 21 Aralık 1922'de Giresun'da coşkuyla karşılandı.
Tarih notu
Büyük Taarruz'dan sonra Osman Ağa, Ankara'da Ayrancı yakınında kendisine tahsis edilen ve Papaz'ın Bağı denilen yerde yaşadı ve Özel Muhafız Alayı'nın komutanı olarak görevine devam etti.
Ali Şükrü Bey cinayeti ve ölümü
27 Mart 1923'te Trabzon Mebusu Ali Şükrü BeyAnkara'da ortadan kayboldu. Osman Ağa'nın yardımcısı Mustafa Kaptan, Ali Şükrü Bey'in yemek bahanesiyle Osman Ağa'nın Samanpazarı'ndaki evine götürüldüğünü ve orada öldürüldüğünü itiraf etti. Ceset 1 Nisan'da Çankaya sırtlarında, Mühye köyü yakınında bulundu. Osman Ağa hakkında yakalama emri çıktı; çıkan çatışmada yaralı olarak ele geçirildi ve 2 Nisan 1923'te İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürüldü. Meclis'in kararıyla cesedi Meclis kapısında asıldı. Daha sonra kardeşlerinin ricası üzerine Giresun'a nakledildi ve Giresun Kalesi'ne gömüldü. 1925'te Atatürk'ün Giresun ziyaretinde verdiği emirle kalenin en yüksek noktasında yaptırılan anıt mezara taşındı. Giresun KalesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Girtab2828. Dosya sayfası
Ek bilgi
Osman Ağa hakkında 1971'den bu yana çok sayıda kitap yazıldı; Rıza Nur, Cemal Şener, Süleyman Beyoğlu ve Ömer Sami Coşar bu yazarlar arasındadır. Hayatı 1966'da ve 2013'te sinemaya aktarıldı; Giresun yöresinde hakkında türküler ve ağıtlar söylenir.
Dikkat: yanlış bilinen
1. Tartışmalı geçmiş: Osman Ağa, Türkiye'de birçok kaynakta Milli Mücadele kahramanı olarak anılır. Uluslararası literatürdeki birçok çalışma ise onu Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Pontus bölgesindeki Ermeni ve Rum halka yönelik katliamlardan sorumlu tutar. Aynı kaynaklar, kendisine karşı çıkan yerel Müslümanları da baskı altında tuttuğunu yazar.
2. Dönemin şikâyetleri: Giresun Reji Müdürü Nakiyüddin Efendi, 15 Ocak 1922'de Mustafa Kemal Paşa'ya yazdığı mektupta Osman Ağa'yı yolsuzluk ve arazi gaspıyla suçlamıştır. Bu mektup, Osman Ağa'nın dönemin yerel yöneticileriyle de çatıştığını gösterir.
3. Havza görüşmesi: 29 Mayıs 1919Havza görüşmesi "kimi kaynaklara göre" gerçekleşmiş bir buluşma olarak aktarılır; görüşmenin içeriğini gösteren bir belge yayımlanmamıştır.
4. Ölüm anlatıları: Osman Ağa'nın son saatlerine dair anlatılar farklıdır. Bir anlatıya göre Çankaya Köşkü'ne saldırmıştır; Çakıroğlu Hüseyin Çavuş'un tanıklığına dayanan başka bir anlatıya göre ise İsmail Hakkı Tekçe'nin kurduğu bir pusuda yaralanmıştır.
Değerlendirme
Giresun Gönüllü Maiyet Müfrezesi, Milli Mücadele'nin ilk yıllarında Ankara'daki meclisin ve Mustafa Kemal'in güvenliğini sağlayan ilk düzenli muhafız birliklerinden biridir. Osman Ağa'nın gönüllü alayları Sakarya ve Büyük Taarruz'da ağır kayıplar verdi. Aynı Osman Ağa, Pontus bölgesindeki sivillere yönelik şiddet ve Ali Şükrü Bey cinayeti nedeniyle de anılır. Bu nedenle Osman Ağa'nın Milli Mücadele'deki askerî rolü ile hakkındaki ağır suçlamaların birlikte bilinmesi, dönemi değerlendirmek için gereklidir.
Topal Osman Ağa ve Giresun gönüllüleri, Millî Mücadele tarihinin tek renkle anlatılamayacağını bize en açık gösteren konulardan biri. Bir yanda cephede ağır kayıplar veren ve Ankara'nın korunmasında görev alan bir birlik var; öte yanda aynı komutanın adının sivillere yönelik şiddet ve bir milletvekilinin öldürülmesiyle anılması. Bizce bu iki yönü birbirinden ayırarak birini yok saymak, tarihe haksızlık olur. Dönemin olağanüstü koşulları bazı olayları açıklamaya yardım eder, ama haklı çıkarmaz. Bu konuyu okurken hem gönüllü askerlerin fedakârlığını hem de suçlamaların ağırlığını aynı ciddiyetle kabul etmenin en sağlıklı yol olduğunu düşünüyoruz.