İçeriğe geç
Giriş yap
0

Cebelü: tımarlı sipahinin yanında sefere giden zırhlı atlı

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı ordusunun klasik döneminde en kalabalık birliği, eyaletlerden sefere katılan tımarlı sipahilerdi. Ancak bir tımar sahibi sefere çoğu zaman tek başına gitmezdi. Tımarının gelirine bağlı olarak, yanında silahlı ve donanımlı atlılar götürmekle yükümlüydü. Bu atlılara cebelü denirdi. Kelime, zırh anlamına gelen cebe kelimesinden türemiştir ve zırhlı asker demektir. Cebelüler, Osmanlı eyalet ordusunun gerçek sayısını belirleyen önemli bir unsurdu. 1609 yılında Ayn Ali Efendi'nin kaleme aldığı risale, tımar sisteminin bu yükümlülükleriyle birlikte eyalet kuvvetlerini ayrıntılı biçimde sayan başlıca eserlerdendir. Bu yazıda cebelü yükümlülüğünün nasıl belirlendiğini, cebelülerin kimlerden oluştuğunu, savaştaki yerini ve tımar sisteminin çözülmesiyle birlikte nasıl ortadan kalktığını ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: CEBELÜ — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Feridun Emecen. Tarih: 1993.
On yedinci yüzyıla ait bir albümde Rumeli sipahisi tasviri
On yedinci yüzyıla ait bir albümde Rumeli sipahisi tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Hans Sloane. Dosya sayfası

Tımar sistemi ve askerî yükümlülük

Tımar sistemi, devletin belirli bir bölgenin vergi gelirini bir askere bırakması, bunun karşılığında o askerin sefere hazır bulunması esasına dayanıyordu. Tımar sahibi sipahi, kendisine bağlanan köylerin öşür ve diğer vergilerini toplar, bu gelirle kendisini, atını ve silahlarını donatırdı. Barış zamanında tımarının bulunduğu bölgede yaşar, köylülerin güvenliğini sağlar ve asayişe yardım ederdi. Sefer ilan edildiğinde ise sancakbeyinin bayrağı altında toplanarak orduya katılırdı.

Dirlikler, gelirlerinin büyüklüğüne göre üç gruba ayrılıyordu. Yıllık geliri yirmi bin akçeye kadar olanlara tımar, yirmi bin ile yüz bin akçe arasında olanlara zeamet, yüz bin akçeden fazla olanlara ise has denirdi. Tımar sahipleri genellikle sipahi, zeamet sahipleri zaim, has sahipleri ise sancakbeyi, beylerbeyi ve vezir gibi üst düzey yöneticilerdi. Her dirlik sahibinin götüreceği cebelü sayısı, dirliğinin gelirine göre hesaplanırdı.

Cebelü sayısı nasıl belirlenirdi?

Bir tımarın gelirinin belirli bir kısmı, kılıç adı verilen asıl pay olarak kabul edilirdi. Kılıç, tımar sahibinin kendisinin sefere katılması karşılığında aldığı paydı. Kılıç payının üzerindeki gelir ise ek askerî yükümlülük doğururdu. Kanunnamelerde, tımar sahiplerinin kılıç payının üzerindeki her üç bin akçe için bir cebelü götürmesi öngörülürdü. Zeamet ve has sahipleri için bu oran daha yüksek gelir dilimleri üzerinden hesaplanırdı; zeamet ve has sahipleri her beş bin akçe için bir cebelü götürmekle yükümlüydü. Böylece büyük dirlik sahipleri, onlarca hatta yüzlerce cebelüyle sefere katılabiliyordu.

Bu düzen, devletin asker sayısını önceden hesaplamasını sağlıyordu. Tahrir defterlerinde her tımarın geliri kayıtlı olduğundan, bir sancaktan kaç sipahinin ve kaç cebelünün sefere çıkacağı yaklaşık olarak bilinebiliyordu. Sefere katılmayan ya da yükümlü olduğu cebelüleri götürmeyen dirlik sahiplerinin tımarları ellerinden alınabilirdi. Yoklama sırasında eksik cebelü tespit edildiğinde, dirlik sahibine ceza verilir ya da dirliği başkasına verilirdi.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Tımarlı sipahi, sefere yalnızca kendi atı ve silahıyla tek başına katılan bir askerdi.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Kılıç payının üzerinde geliri olan tımar sahipleri, gelirlerine göre bir ya da daha fazla cebelü götürmekle yükümlüydü. Zeamet ve has sahipleri ise çok daha kalabalık cebelü birlikleriyle sefere katılırdı. Eyalet ordusunun gerçek gücü, sipahilerle birlikte bu cebelülerin sayısıyla ölçülürdü.
Melchior Lorch'un on altıncı yüzyılda çizdiği Osmanlı sipahisi
Melchior Lorch'un on altıncı yüzyılda çizdiği Osmanlı sipahisiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Melchior Lorck. Dosya sayfası

Cebelüler kimlerdi?

Cebelüler, dirlik sahibinin kendi hanesinden ya da çevresinden seçtiği kişilerdi. Bunlar arasında dirlik sahibinin gulâmları, yani hizmetindeki köleler ya da azatlılar, akrabaları, tımar beklentisi taşıyan genç erkekler ve çevredeki köylerden gönüllüler bulunabiliyordu. Cebelülük, bir gencin askerî kariyerine başlaması için önemli bir yoldu. Seferde yararlılık gösteren bir cebelü, ileride kendisi de tımar sahibi olabilirdi. Bu nedenle cebelülük, tımar sistemine girmenin kapılarından biri olarak görülüyordu.

Cebelülerin donanımı, kanunnamelerde belirtilen kurallara uygun olmak zorundaydı. Adlarının da gösterdiği gibi, cebelüler zırhlı olmalıydı. Zırh, miğfer, kalkan, kılıç, mızrak ve ok-yay, bir cebelünün taşıması beklenen başlıca silahlardı. Donanımın masrafını dirlik sahibi karşılardı. Bu nedenle cebelü götürmek, dirlik sahibi için önemli bir mali yükümlülüktü. Ayrıca büyük dirlik sahipleri, seferde çadır, yük hayvanı ve erzak taşıyan hizmetkârları da yanlarında götürürdü.

Savaş meydanında cebelüler

Seferde tımarlı sipahiler ve cebelüleri, kendi sancakbeylerinin komutasında birlikler oluştururdu. Sancakbeyleri ise beylerbeylerine bağlıydı. Savaş düzeninde Rumeli ve Anadolu eyaletlerinin kuvvetleri, ordunun sağ ve sol kanatlarını oluştururdu. Merkezde ise padişah ya da serdar ile kapıkulu birlikleri yer alırdı. Sipahiler ve cebelüler, düşmanı kanatlardan kuşatmak, takip etmek ve geri çekilmesini engellemek gibi görevler üstlenirdi.

Cebelülerin savaştaki rolü, sipahilerden farklı değildi. Onlar da atlı olarak savaşır, ok atar, mızrakla saldırır ve kılıçla göğüs göğüse çarpışırdı. On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Osmanlı'nın büyük meydan savaşlarında eyalet süvarisi, ordunun en kalabalık kısmını oluşturuyordu. Bu kalabalığın önemli bir bölümünü de cebelüler meydana getiriyordu.

Ayn Ali Efendi ve eyalet kuvvetlerinin sayımı

On yedinci yüzyılın başında Defter Emini Ayn Ali Efendi, tımar sisteminin durumunu ortaya koyan bir risale kaleme aldı. Kavânîn-i Âl-i Osman adıyla bilinen bu eserde, imparatorluğun eyaletleri, sancakları ve bu sancaklardaki zeamet ve tımar sayıları ayrıntılı biçimde sıralandı. Eser, dirlik sahiplerinin götürmekle yükümlü olduğu cebelülerle birlikte eyalet kuvvetlerinin toplam gücünü hesaplamaya yönelik verileri de içeriyordu. Ayn Ali'nin risalesi, tımar sisteminin klasik düzenini anlamak için en çok başvurulan kaynaklardan biridir.
Tarih notu
Kronoloji
14. yüzyıl: Tımar sisteminin oluşmaya başlaması.
15. ve 16. yüzyıllar: Kanunnamelerde cebelü yükümlülüğünün düzenlenmesi.
16. yüzyıl: Eyalet süvarisinin Osmanlı ordusunun en kalabalık kısmını oluşturması.
1609: Ayn Ali Efendi'nin eyalet kuvvetlerini sayan risalesi.
17. ve 18. yüzyıllar: Tımar sisteminin zayıflaması.
1831: Tımar sisteminin kaldırılması.

Tımar sisteminin çözülmesi

On altıncı yüzyılın sonlarından itibaren savaş teknolojisindeki değişimler, tımarlı sipahinin önemini azalttı. Ateşli silahların yaygınlaşması, piyade birliklerini ve tüfekli askerleri öne çıkardı. Uzun süren kuşatma savaşları ve Habsburglarla yapılan yıpratıcı muharebeler, devleti daha fazla maaşlı asker kullanmaya yöneltti. Tımarlı sipahiler ve cebelüleri, bu yeni savaş biçiminde eski etkinliklerini kaybetti.

Bunun yanında tımarların gelirlerinin düşmesi, enflasyon ve iltizam usulünün yaygınlaşması, sipahilerin cebelü götürme imkânını zayıflattı. Birçok tımar, sefere katılmayan kişilerin eline geçti ya da birleştirilerek iltizama verildi. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda eyalet kuvvetlerinin sayısı giderek azaldı. Sonunda 1831 yılında, II. Mahmud döneminde tımar sistemi resmen kaldırıldı. Böylece cebelü yükümlülüğü de tarihe karıştı.

Cebelüyü değerlendirmek: tımar ordusunun görünmeyen kalabalığı

Cebelü kurumu, Osmanlı eyalet ordusunun yalnızca tımar sahiplerinden ibaret olmadığını, onların yanında sefere giden kalabalık bir zırhlı süvari kitlesini de içerdiğini gösterir. Dirlik gelirine göre hesaplanan cebelü yükümlülüğü, devletin asker sayısını tahrir defterlerine dayanarak önceden bilmesini sağlayan akılcı bir düzendi. Bu düzende her dirlik sahibi, gelirinin büyüklüğüyle orantılı bir askerî yük taşıyordu. Cebelülük, gençler için askerî kariyerin ve tımar sahibi olmanın kapılarından biriydi; bu da tımar sisteminin kendi askerini yetiştiren bir yapı olduğunu ortaya koyar. Ayn Ali Efendi'nin risalesi gibi eserler, bu yükümlülüklerin hesaba katılmasıyla eyalet kuvvetlerinin ne kadar büyük bir güç oluşturduğunu anlamamıza yardım eder. Ancak ateşli silahların yaygınlaşması, tımar gelirlerinin erimesi ve maaşlı askere duyulan ihtiyaç, bu düzeni yavaş yavaş anlamsız kıldı. Cebelü götürme imkânını kaybeden sipahiler, eyalet ordusunun gücünün azalmasına yol açtı. 1831'de tımar sisteminin kaldırılması, yüzyıllardır süren bu askerî ve toplumsal yapının sona erdiğini resmen ilan etti. Cebelüleri anlamak, Osmanlı ordusunu yalnızca yeniçeriler ve kapıkulu birlikleri üzerinden değil, taşranın atlı kalabalığı üzerinden de düşünmek gerektiğini hatırlatır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap