Bugün şehirlerde asayişi sağlayan polis teşkilatının Osmanlı'daki kökleri, Tanzimat yıllarına uzanır. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra başkentin güvenliğini yeniden örgütlemek gerekiyordu. 1845 yılında ilk polis düzenlemesi yapıldı; 1846 yılında ise asayiş işlerini ordudan ayıran Zaptiye Müşiriyeti kuruldu. Bu kurum, sonraki on yıllarda Zaptiye Nezareti adını aldı ve 1909 yılına kadar başkentin güvenlik teşkilatının merkezi oldu. Bu yazıda asayişin klasik dönemde nasıl sağlandığını, Zaptiye teşkilatının kuruluşunu, görevlerini ve dönüşümünü ele alıyoruz.
Sultanahmet'teki eski cezaevinin kapısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Vikiçizer. Dosya sayfası
Klasik dönemde asayiş
Klasik dönemde İstanbul'un güvenliği, tek bir kurum tarafından sağlanmıyordu. Şehrin farklı bölgelerinde farklı askerî birlikler görevliydi. Yeniçeri ağası, şehrin büyük bölümünde asayişten sorumluydu; subaşı ve asesbaşı gibi görevliler, gece devriyelerini ve suçluların yakalanmasını üstleniyordu. Boğaz kıyılarında bostancıbaşı, Galata'da topçubaşı ve tersane bölgesinde kaptanpaşa düzeni sağlıyordu. Mahallelerde ise imam ve mahalle ileri gelenleri, sakinlerin davranışlarından sorumlu tutuluyordu. Kefalet usulü, mahalle halkının birbirine kefil olmasını gerektiriyordu.
1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, bu düzenin önemli bir kısmını ortadan kaldırdı. Asayiş görevi, yeni kurulan Asâkir-i Mansûre ordusuna ve onun başındaki seraskere bırakıldı. Çarşı ve pazarların denetimi için İhtisab Nezareti kuruldu. Ancak ordunun hem savaşa hazırlanması hem de şehir güvenliğiyle uğraşması, her iki görevin de aksamasına yol açıyordu.
1845 düzenlemesi ve Zaptiye Müşiriyeti
Tanzimat Fermanı'nın 1839'da ilanından sonra, can ve mal güvenliği devletin başlıca taahhütlerinden biri hâline geldi. Bu taahhüdün yerine getirilmesi için düzenli bir güvenlik örgütüne ihtiyaç vardı. 1845 yılında İstanbul'da polis görevlerini tanımlayan ilk düzenleme yapıldı ve şehirde polis teşkilatı oluşturuldu. Bu tarih, bugün Türk polis teşkilatının kuruluş yılı olarak kabul edilir.
1846 yılında asayiş işleri seraskerlikten ayrılarak Zaptiye Müşiriyeti'ne bağlandı. Müşiriyet, başkentin güvenliği, suçluların yakalanması, hapishanelerin yönetimi ve yabancıların denetimi gibi görevleri üstlendi. Kurumun başındaki yöneticiye müşir deniyordu. Böylece Osmanlı yönetiminde ilk kez, ordudan ayrı ve doğrudan asayişle görevli bir merkezî birim ortaya çıktı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Osmanlı'da polis teşkilatı, Cumhuriyet döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü ile kurulmuştur.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Modern polis teşkilatının ilk adımları 1845'te atıldı ve 1846'da Zaptiye Müşiriyeti kuruldu. Cumhuriyet'in emniyet teşkilatı, 1909'da Zaptiye Nezareti'nin yerini alan Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nin devamıdır.
Bugün otel olarak kullanılan eski Sultanahmet Cezaevi binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Gryffindor. Dosya sayfası
Görevler ve örgütlenme
Zaptiye teşkilatı, İstanbul'u bölgelere ayırarak her bölgede karakollar kurdu. Karakollarda görevli polisler ve zaptiye askerleri, gece gündüz devriye geziyordu. Kurumun görevleri arasında suç soruşturması, şüphelilerin yakalanması, tutuklu ve mahkûmların korunması, yangın ve kargaşa anlarında düzenin sağlanması yer alıyordu. Şehre giren ve çıkanların denetimi için mürur tezkeresi adı verilen yol izin belgeleri kontrol ediliyordu. Yabancı uyrukluların ve şüpheli görülen kişilerin izlenmesi de kurumun işleri arasındaydı.
Taşrada ise asayiş, zaptiye askerleri tarafından sağlanıyordu. Vilayet ve sancaklarda görev yapan bu birlikler, eşkıya takibi, vergi tahsilatına yardım ve yol güvenliği gibi işler üstleniyordu. Zamanla taşra güvenlik birlikleri ayrı bir yapı olarak örgütlendi ve jandarma adını aldı. Başkentteki polis ile taşradaki jandarma arasındaki bu ayrım, Cumhuriyet döneminde de sürdü.
Zaptiye Nezareti dönemi
1879 yılında, II. Abdülhamid döneminde kurum Zaptiye Nezareti adını aldı ve bir nezaret düzeyine yükseltildi. Bu dönemde teşkilatın görevleri genişledi. Başkentteki siyasi faaliyetlerin izlenmesi, basının denetimi ve muhalif kişilerin takibi, nezaretin önemli işleri arasına girdi. Jurnal adı verilen ihbar raporları, bu dönemin siyasi atmosferinin bir parçası hâline geldi. Zaptiye Nezareti, Abdülhamid'in iç güvenlik politikasının en görünür araçlarından biri oldu.
Aynı dönemde polis mesleğinin düzenlenmesi için de adımlar atıldı. Polislerin eğitimi, kıyafetleri ve rütbeleri belirlendi. Avrupa'daki polis örgütlerinin uygulamaları incelendi; parmak izi ve fotoğraf gibi yeni kimlik belirleme yöntemleri, yirminci yüzyılın başlarında kullanılmaya başlandı. Hapishanelerin ıslahı da gündeme geldi; tutuklu ve mahkûmların ayrı yerlerde tutulması ve hapishanelerin sağlık koşullarının iyileştirilmesi için düzenlemeler yapıldı.
Meşrutiyet ve Emniyet-i Umumiye
1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Zaptiye Nezareti, eski rejimin baskı aracı olarak görüldü ve sert eleştirilere hedef oldu. 1909 yılında nezaret kaldırıldı; yerine Dahiliye Nezareti'ne bağlı Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti kuruldu. İstanbul'da ayrıca bir polis müdürlüğü oluşturuldu. Böylece polis teşkilatı, bağımsız bir nezaret olmaktan çıkarak iç işlerine bağlı bir genel müdürlük hâline geldi. Bu yapı, Cumhuriyet döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü olarak sürdü.
Sultanahmet'teki hapishane
Zaptiye teşkilatının görevlerinden biri de tutukluların korunmasıydı. Sultanahmet'te, Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasındaki bölgede, yirminci yüzyılın başlarında büyük bir tutukevi binası inşa edildi. Bu bina, uzun yıllar boyunca İstanbul'un bilinen hapishanelerinden biri olarak kullanıldı. Hapishane, sonraki yıllarda kapatıldı ve bina, iç avlusu korunarak bir otele dönüştürüldü. Binanın kapısı ve kuleleri, bugün de eski işlevini hatırlatır.
Zaptiye teşkilatının halkla ilişkisi karmaşıktı. Bir yandan karakollar, hırsızlık ve kavga gibi gündelik sorunlarda başvurulan yerler hâline geldi; mahalle bekçileri ile polisler arasında bir iş bölümü oluştu. Öte yandan mürur tezkeresi denetimleri, gece sokağa çıkma kısıtlamaları ve jurnaller, birçok kişi için kurumu korkulan bir yapıya dönüştürdü. Dönemin gazete ve hatıratlarında zaptiye memurlarının hem yardımsever hem de keyfî davranışlarına dair örnekler yer alır.
Zaptiye Nezareti'ni değerlendirmek: asayişten siyasete uzanan bir kurum
Zaptiye teşkilatının kuruluşu, Osmanlı yönetiminde güvenlik anlayışının köklü bir dönüşüm geçirdiğini gösterir. Klasik dönemde asayiş, farklı askerî birlikler, mahalle ileri gelenleri ve kefalet usulü arasında paylaşılıyordu. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması bu düzeni sarsınca, ordunun şehir güvenliğiyle uğraşmasının sakıncaları açıkça görüldü. 1846'da Zaptiye Müşiriyeti'nin kurulması, asayişi ordudan ayıran ve onu ayrı bir uzmanlık alanı olarak tanımlayan ilk adımdı. Tanzimat'ın can ve mal güvenliği vaadi, bu yeni kurumun varlık nedenini oluşturuyordu. Ancak II. Abdülhamid döneminde nezaretin siyasi gözetim ve jurnal düzeninin merkezine yerleşmesi, aynı kurumun halkın güvenliğini sağlarken bir baskı aracına da dönüşebileceğini gösterdi. Meşrutiyet'ten sonra nezaretin kaldırılarak Dahiliye'ye bağlı bir müdürlüğe çevrilmesi, bu tepkinin sonucuydu. Polis ile jandarma arasındaki ayrım ve emniyet teşkilatının kurumsal yapısı, Cumhuriyet'e bu dönemden miras kaldı. Karakollar, mürur tezkereleri ve devriyeler, gündelik hayatta devletin en yakından hissedilen yüzü oldu; halkın kuruma bakışı da bu gündelik temasların adil ya da keyfî olmasıyla biçimlendi. Hapishanelerin ıslahı ve yeni kimlik belirleme yöntemleri ise mesleğin giderek uzmanlaştığını gösterir. Zaptiye Nezareti'ni anlamak, güvenlik kurumlarının hem toplumu koruyan hem de siyasi iktidarın aracı olabilen iki yüzünü birlikte görmek demektir.