İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kalyoncular: kadırgadan kalyona geçen Osmanlı donanmasının denizcileri

Arda Yamaçlı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Arda YamaçlıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı donanması, on altıncı yüzyılda Akdeniz'in en güçlü donanmalarından biriydi. Bu dönemde donanmanın ana gemisi, kürekle ve yelkenle yürüyen kadırgaydı. Ancak on yedinci yüzyılda Atlantik'te gelişen büyük yelkenli savaş gemileri, deniz savaşlarının karakterini değiştirdi. Osmanlı donanması da bu değişime ayak uydurmak için kadırgadan kalyon adı verilen büyük yelkenli gemilere geçti. Bu geçiş, donanmanın insan gücünü de değiştirdi. Kürekçilerin yerini, yelken kullanmayı bilen denizciler aldı. Bu denizcilere kalyoncu deniyordu. Bu yazıda kalyoncuların kim olduğunu, kadırgadan kalyona geçişi, kalyoncuların nasıl toplandığını, İstanbul'daki hayatlarını, Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın reformlarını ve kalyoncu ocağının sonunu anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: KALYONCU — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Ali Fuat Örenç. Tarih: 2019.
1829'da denize indirilen Mahmudiye kalyonu
1829'da denize indirilen Mahmudiye kalyonuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Historic image from the archives of the Turkish Navy. Dosya sayfası

Kadırga çağı

On altıncı yüzyılda Akdeniz'deki deniz savaşları, büyük ölçüde kadırgalarla yapılıyordu. Kadırgalar, uzun ve dar gemilerdi. Gemilerin hareketini kürekçiler sağlıyordu. Bir kadırgada yüzlerce kürekçi bulunabiliyordu. Kürekçiler, bazen esirler ve mahkûmlardan, bazen de ücretli ya da zorunlu olarak toplanan kişilerden oluşuyordu.

Kadırgalar, kıyı boyunca hareket etmek ve rüzgârın olmadığı zamanlarda manevra yapmak için uygundu. Ancak açık denizde ve fırtınalı havalarda yetersiz kalıyordu. Ayrıca kadırgaların taşıyabildiği top sayısı sınırlıydı. Bu durum, büyük yelkenli gemilerin gelişmesiyle birlikte kadırgaları dezavantajlı bir konuma düşürdü.

Kalyona geçiş

On yedinci yüzyılda Avrupa'da, özellikle İngiltere ve Hollanda'da, çok sayıda topla donatılmış büyük yelkenli savaş gemileri geliştirildi. Bu gemiler, açık denizde kadırgalardan çok daha güçlüydü. Osmanlı donanması, bu gelişmelere karşı uzun süre kadırgaya bağlı kaldı. Ancak 1645'te başlayan ve yaklaşık yirmi dört yıl süren Girit Savaşı, Osmanlı donanmasının Venedik'in yelkenli gemileri karşısında zorlandığını gösterdi.

Bu savaşın deneyimleri, Osmanlı yönetimini donanmayı yeniden düzenlemeye yöneltti. On yedinci yüzyılın sonlarında, özellikle 1680'li yıllardan itibaren, Osmanlı donanmasında kalyonlar giderek daha önemli bir yer tutmaya başladı. Bu dönemde Mezamorta Hüseyin Paşa gibi Kuzey Afrikalı denizciler, kalyonların donanmada yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Osmanlı donanmasının kadırgadan kalyona geçişi, bir günde gerçekleşmedi. Bu geçiş, on yedinci yüzyılın ikinci yarısından on sekizinci yüzyılın başına kadar uzanan uzun bir süreçti. Bu süreçte kadırgalar ve kalyonlar bir süre birlikte kullanıldı. Kadırgalar, özellikle kıyı savunması ve nakliye için on sekizinci yüzyılda da kullanılmaya devam etti.

Kalyoncular kimlerdi?

Kalyonlar, kadırgalardan farklı bir insan gücüne ihtiyaç duyuyordu. Kalyonlarda kürekçilere gerek yoktu; bunun yerine yelkenleri kullanmayı, halatları çekmeyi ve topları ateşlemeyi bilen denizcilere ihtiyaç vardı. Bu denizcilere kalyoncu deniyordu. Kalyoncular, ücretli askerler olarak donanmada görev yapıyordu.

Kalyoncular, genellikle Ege adalarından, Anadolu'nun ve Rumeli'nin kıyı bölgelerinden toplanıyordu. Bu bölgelerin halkı, denizcilik konusunda deneyimliydi. Ayrıca Kuzey Afrika'daki Cezayir, Tunus ve Trablusgarp'tan gelen denizciler de kalyoncular arasında önemli bir yer tutuyordu.

Kalyoncuların toplanması, her yıl donanmanın sefere çıkmadan önce yapılıyordu. Devlet, kıyı bölgelerinin kadılarına emir göndererek belirli sayıda denizci toplanmasını istiyordu. Toplanan denizciler, İstanbul'a getiriliyor ve donanmaya katılıyordu. Sefer sona erdiğinde, kalyoncuların bir kısmı evlerine dönüyordu.
İstanbul Deniz Müzesi'ndeki Mahmudiye maketi
İstanbul Deniz Müzesi'ndeki Mahmudiye maketiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: VikiPicture. Dosya sayfası

Tersane ve Kasımpaşa

Osmanlı donanmasının merkezi, İstanbul'daki Tersane-i Amire'ydi. Haliç kıyısındaki bu büyük tersanede gemiler yapılıyor, onarılıyor ve donatılıyordu. Tersanenin çevresindeki Kasımpaşa semti, denizcilerin ve tersane işçilerinin yaşadığı bir semt hâline geldi.

Kalyoncular, İstanbul'da bulundukları süre boyunca Kasımpaşa ve Galata çevresinde kalıyordu. Bu semtlerin kahvehaneleri ve meyhaneleri, kalyoncuların buluşma yerleriydi. Kalyoncuların kavgacı ve gürültücü oldukları, dönemin kaynaklarında sıkça anlatılır. Bu durum, zaman zaman İstanbul'un asayişi için bir sorun oluşturuyordu.

Kalyoncu kullukları

On sekizinci yüzyılda İstanbul'un bazı semtlerinde kalyoncuların görev yaptığı karakollar bulunuyordu. Bu karakollara kalyoncu kulluğu deniyordu. Kalyoncular, bu karakollarda asayiş görevi de yapıyordu. Bugün Beyoğlu'ndaki Kalyoncu Kulluğu Caddesi, bu karakollardan birinin adını taşır.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Osmanlı donanmasının on yedinci yüzyıldan sonra tamamen güçsüzleştiği sıkça söylenir. Oysa Osmanlı donanması, kalyona geçişten sonra da Akdeniz'de önemli bir güç olmaya devam etti. On sekizinci yüzyılın başında Osmanlı donanması, Venedik'e karşı Mora'yı geri almak için başarılı seferler düzenledi. Donanmanın asıl büyük kaybı, 1770'teki Çeşme baskınıydı.

Çeşme felaketi

1768'de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus donanması Baltık Denizi'nden yola çıkarak Akdeniz'e geldi. Bu donanma, 1770'te Çeşme Limanı'nda demirli olan Osmanlı donanmasına bir gece baskını düzenledi. Rus gemileri, ateş gemileri kullanarak Osmanlı donanmasının büyük bir kısmını yaktı. Bu baskında binlerce Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti.

Çeşme felaketi, Osmanlı donanmasının en büyük kayıplarından biriydi. Bu felaket, donanmanın yeniden düzenlenmesi gerektiğini açıkça gösterdi. Çeşme'den kurtulan denizcilerden biri, sonradan Osmanlı donanmasının en önemli reformcularından biri olacak olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa'ydı.

Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın reformları

Cezayirli Gazi Hasan Paşa, 1770'te Rus donanmasının Limni Adası'na yaptığı saldırıyı püskürterek gazi unvanını aldı. Ardından kaptan-ı derya, yani donanma komutanı oldu. Hasan Paşa, donanmayı yeniden düzenlemek için çeşitli reformlar yaptı.

Hasan Paşa'nın reformlarının en önemlilerinden biri, kalyoncuların düzenli bir ocak hâline getirilmesiydi. Hasan Paşa, kalyoncuların her yıl toplanıp dağıtılması yerine, sürekli olarak donanmada görev yapmalarını sağlamaya çalıştı. Bu amaçla Kasımpaşa'da kalyoncular için bir kışla yaptırdı. Ayrıca kalyoncuların eğitimine ve disiplinine önem verdi.

Hasan Paşa döneminde, denizcilik eğitimi için de önemli adımlar atıldı. 1773'te Haliç'te bir mühendishane açıldı. Bu okul, sonradan Mühendishane-i Bahri-i Hümayun adını aldı ve Osmanlı'nın ilk modern denizcilik okullarından biri oldu.
1766 tarihli, hat ile oluşturulmuş bir kalyon resmi
1766 tarihli, hat ile oluşturulmuş bir kalyon resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdul Qadir Hisari. Dosya sayfası

Kalyoncu ocağının sonu

On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı donanması, yeniden köklü bir değişim geçirdi. 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra, donanma da yeni bir düzene kavuştu. Kalyoncuların yerini, düzenli olarak askere alınan ve eğitilen denizciler aldı. Buharlı gemilerin donanmaya katılmasıyla birlikte, yelkenli gemilerin ve kalyoncuların dönemi sona erdi.
Tarih notu
Kronoloji
1645–1669: Girit Savaşı
1680'ler: Kalyonların donanmada yaygınlaşmaya başlaması
1770: Çeşme baskını ve Osmanlı donanmasının yakılması
1770: Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Limni zaferi
1773: Haliç'te deniz mühendishanesinin açılması
1826: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ve donanmanın yeniden düzenlenmesi

Kürekten yelkene geçen bir donanmanın insanları

Kalyoncuların hikâyesi, Osmanlı donanmasının teknolojik değişimlere nasıl uyum sağladığını gösterir. Kadırgadan kalyona geçiş, yalnızca gemilerin değişmesi değil, aynı zamanda donanmanın insan gücünün de değişmesi anlamına geliyordu. Kürekçilerin yerini, yelken kullanmayı ve top ateşlemeyi bilen denizciler aldı. Bu değişim, donanmanın toplanma düzenini, eğitimini ve İstanbul'daki toplumsal hayatını da etkiledi.

Kalyoncular, Ege adalarından, Anadolu ve Rumeli kıyılarından ve Kuzey Afrika'dan gelen denizcilerden oluşuyordu. Bu çeşitlilik, Osmanlı donanmasının Akdeniz dünyasının farklı bölgelerinden beslendiğini gösterir. Kalyoncuların Kasımpaşa ve Galata'daki hayatı ise İstanbul'un denizci kültürünün önemli bir parçasıydı.

Çeşme felaketi, kalyoncu düzeninin zayıflıklarını açıkça ortaya koydu. Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın reformları, bu zayıflıkları gidermeye yönelik önemli bir adımdı. Kalyoncuların sürekli bir ocak hâline getirilmesi, kışlaların yapılması ve denizcilik eğitiminin başlaması, Osmanlı donanmasının modernleşmesinin ilk adımları oldu. Bugün Beyoğlu'ndaki Kalyoncu Kulluğu Caddesi ve Kasımpaşa'daki tarihî yapılar, bu denizcilerin İstanbul'da bıraktığı izleri yaşatıyor. Haliç'te yükselen kışla duvarları, kürek mahkûmlarının çağından ücretli ve eğitimli denizcilerin çağına geçişin taş tanıklarıdır. Kalyoncuların hikâyesi, bir donanmanın yalnızca gemilerden değil, o gemileri yürüten insanlardan oluştuğunu da hatırlatıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap