İçeriğe geç
Giriş yap
0

Subaşı: Osmanlı şehirlerinde asayişi ve cezaları yöneten görevli

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı şehirlerinde düzeni korumak, suçluları yakalamak ve kadının verdiği kararları uygulamak, uzun yüzyıllar boyunca subaşı adı verilen görevlilerin işiydi. Subaşı, bugünkü anlamda bir polis müdürü, bir zabıta amiri ve bir infaz görevlisinin işlerini bir arada yürüten bir memurdu. Bu makam, Osmanlı'dan önceki Türk devletlerinden devralınmıştı ve on dokuzuncu yüzyıla kadar farklı biçimlerde varlığını sürdürdü. Bu yazıda subaşının kökenini, görevlerini, kadı ile ilişkisini, gelir kaynaklarını ve bu makamın modern polis teşkilatına dönüşümünü anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: SUBAŞI — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Mücteba İlgürel. Tarih: 2009.
Gece bekçiliği yapan bir yeniçeri
Gece bekçiliği yapan bir yeniçeriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kelimenin kökeni

Subaşı kelimesi, Türkçe su, yani ordu ve baş kelimelerinden oluşur. Eski Türkçede su kelimesi, ordu ya da asker anlamına geliyordu. Bu nedenle subaşı, başlangıçta bir askerî birliğin komutanı anlamına geliyordu. Bu unvan, Selçuklular ve Anadolu beylikleri döneminde de kullanılmıştı.

Osmanlı'nın ilk dönemlerinde subaşı, bir bölgenin askerî ve idari yöneticisiydi. Kroniklerde, fethedilen bir kalenin ya da şehrin yönetiminin bir subaşıya verildiği sıkça anlatılır. Zamanla bu unvan, şehirlerde asayişi sağlayan görevlilere verilen bir ad hâline geldi.

Sancak düzeni içinde subaşı

Klasik Osmanlı taşra teşkilatında her sancak, bir sancakbeyi tarafından yönetiliyordu. Sancak, kendi içinde daha küçük birimlere ayrılmıştı. Bu birimlerin her birinde, sancakbeyinin adına asayişi sağlayan ve vergileri toplayan bir subaşı bulunuyordu. Subaşılar, genellikle zeamet sahibi, yani orta büyüklükte bir tımarın sahibi olan sipahilerdi.

Subaşı, sancakbeyinin bölgedeki temsilcisi olarak çalışıyordu. Bölgedeki suçluları yakalıyor, kadının mahkemesine getiriyor ve kadının verdiği cezaları uyguluyordu. Ayrıca bölgedeki bazı vergilerin ve cezaların toplanmasından da sorumluydu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Osmanlı'da subaşı unvanı, farklı dönemlerde ve farklı yerlerde farklı görevleri ifade etmiştir. Taşrada sancakbeyinin temsilcisi olan subaşı ile İstanbul'daki asayiş görevlisi subaşı aynı işi yapmazdı. Ayrıca bazı vakıfların ve büyük çiftliklerin yöneticilerine de subaşı denebiliyordu. Bu nedenle unvanın anlamı, her belgede bağlamına göre değerlendirilmelidir.

Kadı ile subaşı

Osmanlı şehirlerinde yargı yetkisi kadıya aitti. Kadı, davaları dinliyor, kararlar veriyor ve şehrin hukuki işlerini yönetiyordu. Ancak kadının kararlarını uygulayacak bir güce ihtiyacı vardı. Bu güç, subaşı ve onun emrindeki adamlardı.

Osmanlı yönetiminin önemli bir ilkesi, yargılama ile cezanın uygulanmasının farklı kişiler tarafından yapılmasıydı. Kadı yargılıyor, subaşı uyguluyordu. Subaşı, kadının kararı olmadan kimseyi cezalandıramazdı. Kadı da subaşının yardımı olmadan kararlarını uygulayamazdı. Bu karşılıklı bağımlılık, yetkilerin kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik bir denge sağlıyordu.
Pierre Paul Sevin'in çiziminde 1679'da İstanbul'da bir alay
Pierre Paul Sevin'in çiziminde 1679'da İstanbul'da bir alayGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Pierre Paul Sevin. Dosya sayfası

Subaşının gelirleri

Subaşı, görevi karşılığında devletten maaş almıyordu. Onun geliri, tımarından ve topladığı bazı vergilerden ve cezalardan geliyordu. Osmanlı kanunnamelerinde, suçlar için para cezaları belirlenmişti. Bu para cezalarına cürüm ve cinayet adı veriliyordu. Bu cezaların bir kısmı, subaşının geliri oluyordu.

Bu düzen, bazı sorunlara da yol açabiliyordu. Gelirin cezalara bağlı olması, bazı subaşıların halktan haksız yere ceza toplamasına neden olabiliyordu. Osmanlı kanunnameleri, bu tür kötüye kullanımları önlemek için ayrıntılı kurallar içeriyordu. Hangi suç için ne kadar ceza alınacağı, kişinin servetine göre belirlenmişti. Halk, haksızlığa uğradığında kadıya ya da İstanbul'a şikâyette bulunabiliyordu.

Kanunnamelerde subaşı

On beşinci ve on altıncı yüzyılda hazırlanan sancak kanunnameleri, subaşının hangi durumda ne kadar ceza alabileceğini tek tek sayar. Kavga, yaralama, hırsızlık ve sarhoşluk gibi suçlar için öngörülen para cezaları, suçlunun zengin, orta hâlli ya da yoksul olmasına göre farklı miktarlarda belirlenmişti. Kanunnameler, subaşının kadı hükmü olmadan kimseyi hapsedemeyeceğini ve kimseden para alamayacağını da açıkça yazar.

Bu kurallar, Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinde derlenen genel kanunnamelerde de yer aldı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde bu düzenlemeler genişletildi ve sancaklara göre ayrıntılandırıldı. Kanunnamelerin bu kadar ayrıntılı olması, subaşıların yetkilerini kötüye kullanmasından duyulan kaygının da bir göstergesidir. Halkın şikâyetleri üzerine İstanbul'dan gönderilen hükümler, kadılara kanunnamenin dışına çıkan subaşıları durdurmalarını emrediyordu.

İstanbul'un subaşısı

İstanbul'da asayişi sağlamak, birkaç farklı görevlinin işiydi. Şehrin farklı bölgelerinde farklı askerî ocaklar asayişten sorumluydu. Yeniçeri ağası, şehrin büyük kısmının güvenliğinden sorumluydu. Ayrıca İstanbul'un bir subaşısı da vardı ve bu görevli, şehirdeki suçluları yakalamak ve cezaları uygulamakla görevliydi.

İstanbul'un subaşısı, aynı zamanda şehrin gece güvenliğinden de sorumluydu. Geceleri sokaklarda devriye geziliyor, yatsı namazından sonra sokakta dolaşanlar sorgulanıyordu. Subaşının adamları, şehrin meyhanelerini ve kahvehanelerini de denetliyordu. Bu denetimler, zaman zaman yasakların uygulanmasıyla birlikte sertleşiyordu.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Osmanlı'da cezaların keyfî olarak verildiği sıkça söylenir. Oysa kanunnameler, birçok suç için verilecek cezaları ayrıntılı olarak belirlemişti. Para cezalarının miktarı, suçun türüne ve suçlunun servet durumuna göre farklılaşıyordu. Bu kuralların her zaman uygulanıp uygulanmadığı ayrı bir konudur; ancak sistemin kurallı bir yapısı vardı.

Asesbaşı ve diğer görevliler

Subaşının yanında, şehirlerde asayişten sorumlu başka görevliler de vardı. Asesbaşı, gece güvenliğinden sorumlu bir görevliydi ve emrindeki adamlarla geceleri sokaklarda devriye geziyordu. Muhtesip ise çarşı ve pazarları denetleyen, fiyatları ve ölçüleri kontrol eden bir görevliydi. Bu görevliler, subaşı ile birlikte şehrin düzenini sağlıyordu.

Bu çok başlı düzen, bazen görev çatışmalarına da yol açabiliyordu. Farklı görevlilerin yetki alanları her zaman net değildi. Ancak bu düzen, yüzyıllar boyunca Osmanlı şehirlerinin düzenini sağlamayı başardı.

Mahalle ve kefalet

Osmanlı şehirlerinde asayiş, yalnızca subaşıların ve adamlarının işi değildi. Mahalleler, kendi içlerinde de bir düzen sağlıyordu. Her mahallenin imamı, mahalle halkının durumunu biliyordu ve mahalleye yeni gelenleri kayıt altına alıyordu. Mahalle halkı, birbirlerine kefil oluyordu.

Bu kefalet sistemi, mahallede bir suç işlendiğinde mahalle halkının ortak sorumluluk taşıması anlamına geliyordu. Suçlu bulunamazsa, mahalle halkının ortak bir ceza ödemesi gerekebiliyordu. Bu sistem, mahalle halkını suçların önlenmesinde ve suçluların bulunmasında subaşıyla işbirliğine teşvik ediyordu.

Zabtiye Müşirliği'ne doğru

On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı'nın asayiş düzeni köklü bir değişim geçirdi. 1826'da yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla birlikte İstanbul'un asayişini sağlayan en büyük güç ortadan kalktı. Bu boşluğu doldurmak için yeni kurumlar kuruldu. 1845'te Zabtiye Müşirliği kuruldu ve İstanbul'un asayişi bu kuruma verildi.

Zabtiye Müşirliği, modern Türk polis teşkilatının ilk adımı olarak kabul edilir. Bu kurumun kurulmasıyla birlikte subaşı ve asesbaşı gibi geleneksel görevler zamanla ortadan kalktı. 1879'da Zabtiye Nezareti kuruldu ve polis teşkilatı daha da gelişti. Bugünkü Emniyet Genel Müdürlüğü, bu kurumların devamıdır.
Tarih notu
Kronoloji
Selçuklu dönemi: Subaşı unvanının askerî komutan anlamında kullanılması
14. yüzyıl: Osmanlı'da fethedilen yerlerin subaşılara verilmesi
15.–16. yüzyıl: Kanunnamelerde subaşının görev ve gelirlerinin düzenlenmesi
1826: Yeniçeri ocağının kaldırılması
1845: Zabtiye Müşirliği'nin kurulması
1879: Zabtiye Nezareti'nin kurulması

Bir komutan unvanının polis amirine dönüşmesi

Subaşının hikâyesi, bir unvanın yüzyıllar içinde nasıl farklı anlamlar kazanabileceğini gösterir. Başlangıçta bir askerî birliğin komutanını ifade eden subaşı, zamanla şehirlerde asayişi sağlayan bir görevliye dönüştü. Bu dönüşüm, Osmanlı'nın bir uç beyliğinden yerleşik bir devlete geçişinin de bir yansımasıydı. Savaşan bir topluluğun komutanları, zamanla şehirleri yöneten memurlara dönüştü.

Subaşının kadı ile ilişkisi, Osmanlı yönetim anlayışının önemli bir ilkesini yansıtır. Yargılama ve ceza uygulama yetkilerinin farklı kişilerde toplanması, gücün tek bir elde birikmesini önlemeye yönelikti. Bu ilke her zaman kusursuz işlemedi; ancak Osmanlı şehirlerinde yüzyıllar boyunca bir denge sağladı. Halkın kadıya ya da İstanbul'a şikâyet hakkı, bu dengeyi destekleyen önemli bir unsurdu.

On dokuzuncu yüzyılda subaşının yerini modern polis teşkilatı aldı. Bu değişim, Osmanlı'nın modernleşme sürecinin bir parçasıydı. Ancak modern polis teşkilatı, subaşının mirasını da bir ölçüde devraldı. Mahalle düzeni, kefalet ve gece devriyeleri gibi uygulamalar, farklı biçimlerde varlığını sürdürdü. Subaşı unvanı, bugün de bazı yer adlarında ve aile adlarında yaşamaya devam ediyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap