Ceza davasının kuralları
4 Nisan 1929'da Büyük Millet Meclisi, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nu kabul etti. Üç yıl önce, 1 Mart 1926'da İtalyan kaynaklı Türk Ceza Kanunu kabul edilmişti; ceza kanunu hangi fiilin suç olduğunu ve cezasını belirliyordu. 1412 sayılı kanun ise bir suç işlendiğinde soruşturmanın nasıl yapılacağını, sanığın hangi haklara sahip olduğunu, delillerin nasıl toplanacağını, duruşmanın nasıl yürütüleceğini ve hükme nasıl itiraz edileceğini düzenliyordu. Kanun, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlandı.
Tarih notu
Kronoloji: 14 Şubat 1870 Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Dahili Nizamnamesi; 24 Şubat 1870 Dersaadet'teki nizamiye mahkemeleri hakkında nizamname; 25 Haziran 1879 Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkati; 1913 Edirne'de tek hâkim uygulaması; 1924 469 sayılı kanunla istinafın kaldırılması; 1 Mart 1926 Türk Ceza Kanunu; 4 Nisan 1929 1412 sayılı kanunun kabulü; 1946 ve 1951 yeni kanun tasarıları; 1992 savunma hakkını güçlendiren değişiklik; 1 Haziran 2005 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yürürlüğe girişi.
Tanzimat'tan kalan miras
1412 sayılı kanun boş bir alana gelmedi. Tanzimat'tan sonra Osmanlı'da, şer'iye mahkemelerinin yanında nizamiye mahkemeleri kurulmuştu. 1864'te Tuna vilayetinde kurulan nizamiye mahkemeleri bu düzenin ilk örneklerindendir. Ceza yargılamasına ilişkin ilk düzenlemeler, 14 Şubat 1870 tarihli Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Dahili Nizamnamesi ve 24 Şubat 1870 tarihli, Dersaadet'teki nizamiye mahkemelerine ilişkin nizamnameydi.Asıl ceza usulü metni, 25 Haziran 1879 tarihli Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkati'ydi. Bu geçici kanun, 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu'ndan alınmıştı. Adındaki "muvakkat", yani geçici sıfatına rağmen elli yıl uygulandı. Bu dönemde nizamiye mahkemelerinin bidayet, yani ilk derece mahkemelerine bir Müslüman ve bir Hristiyan üye, istinaf mahkemelerine ise iki Müslüman ve iki Hristiyan üye atanıyordu. 1913'te Edirne'de tek hâkimli mahkeme uygulaması denendi.

Fransız kaynağından Alman kaynağına
Cumhuriyet'in hukuk devriminde farklı alanlar için farklı ülkelerin kanunları seçildi: medeni hukuk ve medeni usul için İsviçre, ceza hukuku için İtalya, ceza usulü için Almanya. Bu tercih, ceza yargılamasında Fransız geleneğinden Alman geleneğine geçiş anlamına geliyordu. 1879 kanunu Fransız kaynaklıydı; 1412 sayılı kanun Alman kaynaklı oldu. Kanunun hazırlanmasında Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt'un başlattığı kanunlaştırma hareketi belirleyiciydi; aynı dönemde Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu da çıkarıldı.1412 sayılı kanun 426 madde ve 6 ek maddeden oluşuyordu. Kanun yürürlükte kaldığı süre içinde 27 kez değiştirildi.
Ek bilgi
Kanunun kaynak aldığı Alman kanununun yılı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tasarısının gerekçesi dahil farklı metinlerde farklı yıllarla anılır. Kesin olan, 1412 sayılı kanunun Alman Ceza Muhakemesi Kanunu esas alınarak hazırlandığıdır.
İstinafsız bir ceza yargılaması
1412 sayılı kanun kabul edildiğinde Türkiye'de istinaf mahkemeleri yoktu. 1924'te çıkarılan 469 sayılı kanunla istinaf mahkemeleri kaldırılmıştı. Gerekçeler belliydi: Ağır ceza işlerinin tamamı tutuklu olarak görüldüğü için cinayet davalarına öncelik veriliyor, istinaf davaları ihmal ediliyordu. İstinaf mahkemelerinde yetişmiş hâkim azdı; bu mahkemelerdeki hâkimlerin bir kısmı zabıt kâtipliğinden, hatta mübaşirlikten gelme eski hâkimlerdi. İlk derece mahkemelerinde ise hukuk mezunu genç hâkimler görev yapıyordu. Temyiz mercii, çoğunlukla ilk derece mahkemelerinin kararlarını doğru bulup istinaf mahkemelerinin kararlarını bozuyordu. İstinafta ilk yargılama tekrarlandığı için iş birikiyordu.Bu nedenle 1412 sayılı kanun, kaynak aldığı Alman kanunundaki istinaf yolunu içermeyen iki dereceli bir düzen kurdu: ilk derece mahkemesi ve temyiz. İstinafı yeniden kurmak için 1932'de ve 1948'de tasarılar hazırlandı, ancak bunlar kanunlaşmadı.

Değiştirme girişimleri
1412 sayılı kanunu yenilemek için 1946'da ve 1951'de yeni ceza muhakemesi kanunu tasarıları hazırlandı. İkisi de kanunlaşamadı. Kanun, değişikliklerle yaşamayı sürdürdü. Bu değişikliklerden en önemlilerinden biri 1992'de yapıldı: Bu değişiklikle şüpheli ve sanığın savunma hakkı güçlendirildi; gözaltındaki kişinin müdafi yardımından yararlanması gibi güvenceler genişletildi.1412 sayılı kanun, yetmiş altı yılı aşan bir uygulamanın ardından 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yürürlükten kaldırıldı. 5271 sayılı kanun da Alman ceza usulü geleneğini sürdürdü.
Dikkat: yanlış bilinen
1412 sayılı kanunla ilgili iki farklı 1929 tarihi karıştırılmamalıdır: 4 Nisan 1929 kabul tarihi, 20 Ağustos 1929 ise yürürlük tarihidir. Benzer biçimde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 4 Aralık 2004'te kabul edilmiş, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girmiştir; 1412 sayılı kanun bu ikinci tarihte yürürlükten kalkmıştır.
Değişikliklerin izi
1412 sayılı kanunda yapılan 27 değişikliğin bir kısmı, Cumhuriyet'in farklı dönemlerinin izlerini taşır. İlk önemli değişikliklerden biri, Atatürk döneminde 8 Haziran 1936 tarihli 3006 sayılı kanunla yapıldı. Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlük ve uygulama şeklini düzenleyen 29 Haziran 1956 tarihli 6763 sayılı kanun da ceza usulüne ilişkin bir maddeyi değiştirdi; bu kanun, ticaret mahkemeleriyle ilgili düzenlemeleriyle hukuk usulünü de etkiledi. 5 Mart 1973 tarihli 1696 sayılı kanun, 7 Ocak 1981 tarihli 2369 sayılı kanun ve 21 Mayıs 1985 tarihli 3206 sayılı kanun ile başka maddeler değiştirildi. 1 Aralık 1992 tarihli 3842 sayılı kanun ise gözaltı ve savunma hakkı alanındaki kapsamlı değişikliği getirdi. Son olarak 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı kanun, 1412 sayılı kanunu bütünüyle kaldırdı.Bu değişiklik listesi, kanunun yerinde durduğu yetmiş altı yıl boyunca ceza yargılamasının hep tartışma gündeminde kaldığını gösterir. Değişikliklerin çoğu belirli maddelerle sınırlı kaldı; kanunun Alman kaynaklı ana yapısı, yani soruşturma, son soruşturma ve kanun yolları düzeni 2005'e kadar korundu.
Leipzig'deki yüksek mahkeme
Kanunun kaynak aldığı Alman ceza usulü, 1870'lerde Alman İmparatorluğu'nun kuruluşunun ardından çıkarılan yargı kanunları dizisinin parçasıydı. Bu düzenin en yüksek mercii, Leipzig'de kurulan Reichsgericht, yani İmparatorluk Mahkemesi'ydi. Leipzig'deki bina bugün Federal İdare Mahkemesi tarafından kullanılıyor. Türk hukukçuları 1920'lerden itibaren Alman ceza usulü öğretisini ve bu mahkemenin içtihatlarını yakından izledi; Alman kaynaklı kanun, Alman hukuk literatürünün Türk ceza usulü öğretisine girmesini de kolaylaştırdı.Üç ülke, tek hukuk düzeni
1412 sayılı kanunun hikâyesi, Cumhuriyet'in hukuk devriminin parça parça değil, birbirini tamamlayan kanunlarla kurulduğunu gösterir. 1926'da Medeni Kanun ve Ceza Kanunu, 1927'de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 1929'da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kabul edildi. Kaynaklar farklı ülkelerden seçildi; ancak hepsi aynı hedefe hizmet ediyordu: dinî ve geleneksel kurallar yerine, herkese eşit uygulanan yazılı ve laik bir hukuk düzeni.Kanunun yetmiş altı yıl yürürlükte kalması, Alman kaynağının Türk yargı düzenine uyarlanabildiğini gösterir. İstinafın kaldırılmış olması ise kanunu kaynak aldığı modelden ayıran önemli bir farktı; bu fark, Türkiye'nin 1920'lerdeki hâkim yetersizliği ve iş yükü gerçeklerinden doğmuştu. 1946 ve 1951 tasarılarının başarısız olması, 1992'de savunma hakkının güçlendirilmesi ve 2005'te yeni kanuna geçilmesi, ceza usulünün her dönemde yeniden tartışıldığını ortaya koyar. 1929'da kurulan çerçeve ise yeni kanunun da içinde yaşadığı Alman ceza usulü geleneğini Türk hukukuna yerleştirdi.