Osmanlı askerî tarihinde sekban adı, birbirinden farklı üç ayrı grubu anlatmak için kullanılmıştır. İlk olarak sekbanlar, padişahın av köpeklerine bakan saray hizmetlileriydi. Daha sonra bu grup, Yeniçeri Ocağı'nın içine alınarak ocağın önemli bölüklerinden birini oluşturdu. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda ise sekban adı, taşrada valilerin ve sancakbeylerinin topladığı tüfekli paralı askerleri anlatmak için de kullanıldı. Son olarak 1808'de Alemdar Mustafa Paşa, yeni kurduğu orduya Sekban-ı Cedid adını verdi. Bu yazıda bu üç anlamı ve aralarındaki bağlantıları anlatıyoruz.
Bir sekbanbaşını gösteren Osmanlı dönemi resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Paspatēs, Alexandros Geōrgiou, 1814-1891. [from old catalog]. Dosya sayfası
Kelimenin kökeni
Sekban, Farsça "köpek bekçisi" anlamına gelen bir kelimedir. Selçuklu ve beylikler döneminde av köpeklerine bakan görevliler, saray hizmetlileri arasında yer alırdı. Av, hükümdarların hem eğlencesi hem de askerî eğitiminin bir parçası olduğu için av hizmetlerinde çalışanlar önemli bir konuma sahipti.
Osmanlı sarayında da padişahın av köpeklerine bakan sekbanlar vardı. Bunlar, doğancılar ve çakırcılar gibi diğer av hizmetlileriyle birlikte sarayın av teşkilatını oluşturuyordu. Bu hizmetliler, padişah ava çıktığında onunla birlikte giderdi.
Yeniçeri Ocağı'nda sekban bölükleri
On beşinci yüzyılda Sultan II. Mehmed döneminde sekbanlar, Yeniçeri Ocağı'na katıldı. Ocak, üç ana bölüme ayrılmıştı: yaya bölükleri olarak bilinen cemaat, ağa bölükleri ve sekban bölükleri. Sekban bölükleri, ocağın en eski ve en itibarlı bölümlerinden biri sayıldı.
Sekban bölüklerinin başında sekbanbaşı bulunurdu. Sekbanbaşı, yeniçeri ağasından sonra ocağın en yüksek rütbeli subaylarından biriydi. Yeniçeri ağası sefere çıktığında İstanbul'da kalan sekbanbaşı, ocağın başkentteki işlerini yönetirdi. Ağanın yokluğunda ona vekâlet etmesi, sekbanbaşılığı önemli bir makam hâline getiriyordu.
Ek bilgi
Sekban bölükleri, Yeniçeri Ocağı'nın belirli ortalarını kapsıyordu. Kaynaklarda bu bölüklerin sayısı genellikle otuz dört orta olarak verilir. Sekbanbaşının adı, İstanbul'daki bazı semt adlarında da yaşamıştır; örneğin Fatih'teki Sekbanbaşı Yakup Ağa mahallesi, adını bu makamdan bir kişiden alır.
Taşrada sekbanlar: tüfekli paralı askerler
On altıncı yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ordusu, Avrupa'daki savaşlarda tüfekli piyadenin önemini giderek daha fazla hissetti. Habsburglarla yapılan uzun savaşlar, kapıkulu askerlerinin yetmediğini gösterdi. Bunun üzerine devlet, taşradaki genç erkekleri tüfekli asker olarak toplamaya başladı. Bu askerlere sekban ya da sarıca denirdi.
Sekbanlar, bölükler hâlinde örgütlenir ve bir bölükbaşının komutasında savaşırdı. Seferler sırasında maaş alır, sefer bitince ise terhis edilirlerdi. Valiler ve sancakbeyleri de kendi kapı halkı içinde sekban bölükleri bulundururdu. Bu askerler, valinin hem güvenlik gücü hem de seferde getireceği askerî katkı oluyordu.
Celali isyanları ve sekbanlar
Seferlerden sonra terhis edilen sekbanlar, ellerindeki tüfeklerle köylerine dönerdi. Ancak çoğu zaman geçimlerini sağlayacak bir iş bulamaz, eşkıyalığa yönelirdi. On altıncı yüzyılın sonu ve on yedinci yüzyılın başında Anadolu'yu sarsan Celali isyanlarında sekbanlar önemli bir rol oynadı. Karayazıcı Abdülhalim ve kardeşi Deli Hasan gibi isyancı liderlerin kuvvetleri, büyük ölçüde sekban bölüklerinden oluşuyordu.
Devlet, isyanları bastırmak için zaman zaman yeni sekban bölükleri topladı; bu da sekbanların sayısını daha da artırdı. SadrazamKuyucu Murad Paşa, 1607–1609 yılları arasında yürüttüğü sert seferlerle Celali isyanlarını büyük ölçüde bastırdı. Ancak sekban sorunu, on yedinci yüzyıl boyunca devam etti. Yaklaşık 1630 tarihli bir paşaname yazmasında Osmanlı askerleriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Suleyman Pa$a. Dosya sayfası
Ek bilgi
DOĞRUSU
Celali isyanlarının nedenleri tarihçiler arasında uzun süre tartışılmıştır. Mustafa Akdağ, isyanları ekonomik bunalım ve nüfus artışıyla açıklamış; Halil İnalcık ise sekbanların silahlanmasına ve askerî dönüşüme dikkat çekmiştir. Karen Barkey, devletin isyancı liderleri devlet hizmetine alarak isyanları yönettiğini öne sürmüştür. Sam White ise on altıncı yüzyıl sonundaki iklim değişikliğinin ve kuraklıkların etkisini vurgulamıştır. Bu açıklamalar birbirini dışlamaz.
Ayanların sekbanları
On sekizinci yüzyılda taşrada güçlenen ayanlar, kendi güvenlik güçlerini oluşturmak için sekban bölükleri beslemeye başladı. Rumeli'de ve Anadolu'da büyük ayan aileleri, yüzlerce hatta binlerce kişilik silahlı kapı halkına sahipti. Bu kuvvetler, ayanın bölgesindeki vergi toplama işlerini korur, rakip ayanlara karşı savaşır ve gerektiğinde devletin seferlerine katılırdı. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa da gücünü büyük ölçüde bu tür bir kapı halkına borçluydu. Onun 1808'de İstanbul'a getirdiği kuvvetin önemli bir kısmı, Rumeli'den toplanmış bu silahlı adamlardan oluşuyordu. Böylece taşradaki sekban geleneği, başkentteki bir reform girişiminin dayanağına dönüştü.
Yeniçerilerin tepkisini çekmemek için yeni orduya, Yeniçeri Ocağı'nın eski bölüklerinden birinin adı olan Sekban-ı Cedid adı verildi. Böylece yeni ordu, ocağın bir parçasıymış gibi gösterilmek istendi. Sekban-ı Cedid, 14 Ekim 1808'de kuruldu ve kısa sürede birkaç bin askere ulaştı.
Ancak yeniçeriler bu girişimi kabul etmedi. Kasım 1808'de çıkan isyanda Alemdar Mustafa Paşa, Babıâli'de kuşatıldı ve barut deposunu ateşleyerek öldü. Sekban-ı Cedid dağıtıldı. II. Mahmud, ocağı kaldırmak için on sekiz yıl daha beklemek zorunda kaldı. Sekban-ı Cedid askerini gösteren resimGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Regateux Rationale. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
15. yüzyıl: Sekbanların Yeniçeri Ocağı'na katılması
16. yüzyıl sonu: Taşrada tüfekli sekban bölüklerinin yaygınlaşması 1607–1609: Kuyucu Murad Paşa'nın Celali seferleri 1807: Nizam-ı Cedid'in dağıtılması 14 Ekim 1808: Sekban-ı Cedid'in kuruluşu Kasım 1808: Yeniçeri isyanı ve Alemdar Mustafa Paşa'nın ölümü 1826: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması
Bir adın üç hayatı: sekban kelimesinin askerî tarihi
Sekban kelimesinin geçirdiği dönüşüm, Osmanlı askerî örgütünün nasıl değiştiğini özetler. Saraydaki av hizmetlilerinden başlayan bu ad, önce Yeniçeri Ocağı'nın itibarlı bölüklerine, sonra taşradaki tüfekli paralı askerlere ve en sonunda bir reform ordusuna verildi. Her aşama, devletin askerî ihtiyaçlarının ve sorunlarının bir yansımasıdır.
Taşradaki sekbanlar, özellikle Osmanlı ordusunun ateşli silahlara uyum sağlama sürecinde ortaya çıkan bir çözümün yan etkilerini gösterir. Tüfekli piyade ihtiyacını karşılamak için silahlandırılan köylüler, savaş bitince toplum için bir tehdit hâline geldi. Celali isyanları, bu sorunun ne kadar derin olduğunu ortaya koydu.
Sekban-ı Cedid ise reformun dili ile gerçeği arasındaki gerilimi yansıtır. Alemdar Mustafa Paşa, eski bir adı kullanarak yeni bir orduyu meşrulaştırmaya çalıştı; ancak bu çaba yeniçerileri ikna etmeye yetmedi. Bu başarısızlık, köklü bir askerî reformun ancak eski yapının tamamen kaldırılmasıyla mümkün olacağını gösterdi. II. Mahmud'un 1826'da yaptığı da tam olarak buydu. Sekbanların hikâyesi, bir kelimenin içinde yüzyıllık bir dönüşümün nasıl saklanabileceğini gösterir. Bu yüzden belgelerde sekban kelimesiyle karşılaşan bir okur, önce hangi dönemin ve hangi sekbanların söz konusu olduğunu sormalıdır.