İçeriğe geç
Giriş yap
0

Yeniçerilere evlenmek hep yasak mıydı? Bekâr odalarından aile ocağına

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt1 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Yeniçeri Ocağı hakkında anlatılan en yaygın bilgilerden biri, yeniçerilerin evlenmesinin yasak olduğudur. Bu anlatıya göre yeniçeriler, ocağın kuruluşundan kaldırılışına kadar hiçbir zaman evlenemezdi; bütün hayatlarını kışlada, bekâr olarak geçirirlerdi. Bazı anlatılarda ise ocağın bozulmasının tek nedeni, bu yasağın bir gün aniden kaldırılmasıdır. Her iki anlatı da gerçeğin bir parçasını içerir; ancak yüzyıllara yayılan bir sürecin tek bir kurala ya da tek bir kararla açıklanması, tarihî tabloyu bulanıklaştırır. Bu yazıda yeniçerilerin evliliğiyle ilgili kuralların nasıl doğduğunu, ne zaman ve nasıl gevşediğini, kul oğullarının ocağa alınmasını ve bu değişimin ocağın yapısına etkisini inceliyoruz.
Kaynaklar
Belge: YENİÇERİ — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Kemal Beydilli. Tarih: 2013.
Vanmour'un tablosunda bir yeniçeri ağası
Vanmour'un tablosunda bir yeniçeri ağasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean Baptiste Vanmour. Dosya sayfası

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

Bu iddia, son haftalarda tarihli ve öne çıkan bir sosyal medya gönderisiyle gündeme gelmedi. Daha çok popüler tarih kitaplarında, belgesellerde, dizilerde ve okul sıralarında anlatılan bir bilgi olarak dolaşır. Sohbet ortamlarında ve tarih forumlarında ise genellikle şu iki cümleyle karşımıza çıkar: Yeniçeriler hiç evlenemezdi ve ocak, evlenme serbest bırakılınca bozuldu.

Bu iki cümle, kökeni eski olan bir anlatının kısaltılmış biçimidir. On yedinci yüzyılda kaleme alınan bazı ıslahat risalelerinde, ocağın eski düzeninin bozulması anlatılırken yeniçerilerin evlenip şehirlere dağılması da bozulmanın işaretleri arasında sayılır. Sonraki dönemlerde bu eleştiri, yeniçerilerin hiçbir zaman evlenemediği şeklinde genelleştirildi.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Yeniçerilerin evlenmesi, ocağın kuruluşundan kaldırılışına kadar kesin olarak yasaktı. Yeniçeriler bütün hayatlarını kışlada bekâr geçirdi. Bu yasak bir gün kaldırılınca ocak bozuldu.

Kuralın doğuşu

Yeniçeri Ocağı, on dördüncü yüzyılın ikinci yarısında kuruldu. Ocağın askerleri, başlangıçta savaş esirlerinden, sonra da devşirme yoluyla toplanan Hristiyan ailelerin çocuklarından oluşuyordu. Bu çocuklar, önce Türk ailelerinin yanına verilerek dili ve dini öğreniyor, ardından acemi oğlanlar ocağında eğitiliyor, sonra da yeniçeri olarak ocağa kaydediliyordu.

Yeniçeriler, padişahın kulu sayılıyordu. Kışlalarda, ortalar ve odalar hâlinde birlikte yaşıyor, aynı kazandan yemek yiyor ve sürekli talim yapıyorlardı. Bu düzende yeniçerinin evlenip ayrı bir ev kurması, ocağın disiplinine ve sefere her an hazır olma ilkesine aykırı görülüyordu. Bu nedenle aktif hizmetteki yeniçerilerin bekâr kalması bir gelenek ve kural olarak yerleşti.

Ancak bu kural, yazılı bir kanunname maddesinden çok, ocağın yerleşik düzeninin bir parçasıydı. Yaşlanan, yaralanan ya da hizmetten ayrılan yeniçerilerin, yani oturak denilen emeklilerin evlenmesine izin veriliyordu. Bazı subayların da evlenebildiği bilinir. Yani kural, en baştan beri istisnasız bir yasak değildi.
Bir yeniçeri tasviri
Bir yeniçeri tasviriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Pink Flojd. Dosya sayfası

Kural ne zaman gevşedi?

On altıncı yüzyıl boyunca yeniçerilerin evlenmesine yönelik izinler yavaş yavaş genişledi. Tarih kitaplarında sıkça aktarılan bir rivayete göre Yavuz Sultan Selim, bazı yeniçerilere evlenme izni verdi. Kanuni döneminde de evli yeniçerilerin sayısı arttı. Bu süreç, tek bir fermanla değil, adım adım ilerledi.

On altıncı yüzyılın sonlarında, özellikle III. Murad döneminde, yeniçerilerin evlenmesi ve kışla dışında yaşaması yaygınlaştı. Aynı dönemde ocağın mevcudu da hızla arttı. Uzun süren Avusturya ve İran savaşları, daha fazla askere ihtiyaç doğurdu. Devşirme yoluyla yetişen asker sayısı bu ihtiyacı karşılamadığı için ocağa dışarıdan da asker alınmaya başlandı.

Ocağın genişlemesiyle birlikte yeniçerilerin önemli bir kısmı, kışlalar yerine şehirlerdeki evlerinde yaşamaya başladı. Evli yeniçeriler, aile geçimini sağlamak için esnaflık ve ticaret de yapıyordu. Böylece yeniçeriler, on yedinci yüzyılda İstanbul'un ve taşra şehirlerinin esnaf ve zanaatkâr toplumuyla iç içe geçti.

Kul oğulları ve ocağın yeni yüzü

Evliliğin yaygınlaşmasının en önemli sonuçlarından biri, yeniçerilerin çocuklarının da ocağa alınmasıydı. Bu çocuklara kul oğlu deniyordu. Başlangıçta ocağa yalnızca devşirme yoluyla gelenler alınırken, zamanla yeniçerilerin oğulları da ocağa kaydedildi. Bu uygulama, ocağın kapalı ve disiplinli bir askerî yapıdan, babadan oğula geçen bir meslek grubuna dönüşmesine katkıda bulundu.

On yedinci yüzyılda devşirme uygulaması seyrekleşti ve sonunda tamamen bırakıldı. Ocağın asker kaynağı, büyük ölçüde kul oğulları ve dışarıdan alınan gönüllüler oldu. Bu dönemde yeniçeri maaş defterlerine, yani esame kayıtlarına, hizmet etmeyen kişilerin de adları yazılmaya başlandı. Esame kâğıtları alınıp satılabilen bir gelir kaynağına dönüştü.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Aktif hizmetteki yeniçerilerin bekâr kalması, ocağın erken döneminde yerleşik bir kuraldı; ancak emeklilerin ve bazı subayların evlenmesine izin veriliyordu. Kural, on altıncı yüzyıl boyunca adım adım gevşedi ve yüzyılın sonunda evlilik yaygınlaştı. Ocağın değişimi tek bir kararla değil, savaşların, mevcut artışının, devşirmenin azalmasının ve esnaflaşmanın birlikte etkisiyle gerçekleşti.

Bozulma tek bir nedene bağlanabilir mi?

Ocağın on yedinci ve on sekizinci yüzyıllardaki sorunları, evlilik izniyle tek başına açıklanamaz. Askerî teknolojinin değişmesi, Avrupa ordularında düzenli talim ve ateşli silah kullanımının gelişmesi, Osmanlı maliyesinin sıkıntıları, esame ticareti ve ocağın siyasete karışması, bu sorunların başlıca kaynaklarıydı. Evlilik ve esnaflaşma, bu büyük değişimin bir parçasıydı, ama nedeni değil.

Ayrıca yeniçerilerin şehir hayatına karışması, yalnızca olumsuz sonuçlar doğurmadı. Yeniçeriler, mahalle güvenliğinde, yangın söndürmede ve esnaf loncalarında önemli roller üstlendi. Tarihçiler, on yedinci ve on sekizinci yüzyıl yeniçerilerini, yalnızca bozulmuş bir askerî grup olarak değil, şehir toplumunun bir parçası olarak da inceliyor.
1836 tarihli bir dergide Yanyalı bir yeniçeri
1836 tarihli bir dergide Yanyalı bir yeniçeriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Ocağın sonu

Yeniçeri Ocağı, 1826 yılında II. Mahmud tarafından kaldırıldı. Bu olay, Osmanlı tarihinde Vaka-i Hayriye olarak anılır. Ocağın yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kuruldu. Ocağın kaldırılmasıyla birlikte, yeniçerilerin evlilik ve esnaflık ilişkileriyle şehir hayatına yayılmış ağları da çözüldü.
Tarih notu
Kronoloji
14. yüzyılın ikinci yarısı: Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu
15. yüzyıl: Aktif hizmettekilerin bekâr kalması kuralının yerleşmesi
16. yüzyıl: Evlilik izinlerinin adım adım genişlemesi
16. yüzyılın sonu: III. Murad döneminde evliliğin ve kışla dışında yaşamanın yaygınlaşması
17. yüzyıl: Kul oğullarının ocağa alınması, devşirmenin seyrekleşmesi
1826: Vaka-i Hayriye ve ocağın kaldırılması

Bir yasaktan çok, değişen bir düzen

Yeniçerilerin evlenme yasağı, ocağın erken döneminde gerçekten var olan bir uygulamaya dayanır. Aktif hizmetteki yeniçerilerin kışlada bekâr yaşaması, ocağın disiplinini ve sefere hazır olma ilkesini koruyan bir düzendi. Ancak bu düzen, en baştan beri istisnasız değildi: Emeklilerin ve bazı subayların evlenmesine izin veriliyordu.

On altıncı yüzyıl boyunca bu kural adım adım gevşedi ve yüzyılın sonunda evlilik yaygınlaştı. Bu değişim, ocağın mevcudunun artmasıyla, devşirmenin azalmasıyla, kul oğullarının ocağa alınmasıyla ve yeniçerilerin şehir hayatına karışmasıyla birlikte gerçekleşti. Bu nedenle ocağın değişimini, tek bir yasağın kaldırılmasına bağlamak, karmaşık bir tarihî süreci aşırı sadeleştirir.

Yeniçerilerin hiçbir zaman evlenemediği iddiası, ocağın yüzyıllar içindeki değişimini görmezden gelir. Evlenme yasağının kaldırılmasıyla ocağın bir anda bozulduğu iddiası ise bu değişimin çok yönlü nedenlerini tek bir nedene indirger. Gerçek tablo, bir yasaktan çok, savaşlar, maliye, nüfus ve şehir hayatıyla birlikte değişen bir askerî düzenin hikâyesidir. Yeniçerilerin evleri, dükkânları ve mahalleleri, bu hikâyenin kışlalar kadar önemli sahneleridir. Maaş defterleri, kadı sicilleri ve tereke kayıtları, evli yeniçerilerin ailelerini, mallarını ve mahallelerini bugün de adım adım izlemeye imkân veriyor; böylece ocak, yalnızca bir ordu değil, kuşaklar boyunca şehirde yaşamış bir topluluk olarak da görünür hâle geliyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap