Bir boş sandalyenin hikâyesi
Türk-Polonya ilişkileri söz konusu olduğunda, Polonya'da bugün de sıkça anlatılan bir öykü vardır. 18. yüzyılın sonunda Polonya-Litvanya Birliği, Rusya, Prusya ve Avusturya arasında paylaşılarak haritadan silinmişti. Osmanlı Devleti ise bu paylaşımı hiçbir zaman tanımadı. Anlatıda sahne şöyle kurulur: Padişahın yabancı diplomatları kabul ettiği törenlerde teşrifatçı, Lehistan elçisinin boş sandalyesini görünce yüksek sesle "Lehistan elçisi nerede?" diye sorar, yardımcısı da elçinin yoldaki zorluklar nedeniyle geciktiğini bildirirmiş. Bu sahne, paylaşımı yapan devletlerin elçilerinin önünde her defasında tekrarlanırmış.Bu öykünün ilk yazılı kaydı, 1936–1945 yılları arasında Polonya'nın Türkiye büyükelçisi olan Michał Sokolnicki'ye aittir. Sokolnicki, öyküyü İstanbul'daki Polonya topluluğunu yakından tanıyan Türk asker ve devlet adamı Ali Fuat Cebesoy'dan duyduğunu yazar. Cebesoy, bu sembolik konuşmanın saltanatın sonuna kadar sürdüğünü ve II. Abdülhamid döneminde genç bir subayken buna bizzat tanık olduğunu söylemişti.

Tarih notu
Kronoloji: 1414 ilk Polonya elçilik heyetinin Bursa'da kabulü; 1795 Polonya'nın son paylaşımı; 1842 Polonezköy'ün kuruluşu; 1877 Türkiye'de Polonya Lejyonu'nun kurulması; 1918 Polonya'nın bağımsızlığını yeniden kazanması; 1923 Polonya'nın Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıması; Nisan 1924 ilk Türk elçisinin Varşova'ya, Haziran 1924 ilk Polonya elçisinin Ankara'ya atanması; 1936 Sokolnicki'nin Ankara'ya gelişi; Eylül 1939 Polonya'nın işgali ve Polonya altınlarının Türkiye üzerinden taşınması.
Paylaşılan bir ülkeye açılan kapılar
Osmanlı Devleti'nin Polonya'ya yaklaşımı, salt bir diplomatik jest değildi. 18. yüzyılda Osmanlılar, Rusya'ya karşı direnen Polonyalı Bar Konfederasyonu'nu desteklemiş; bu destek 1768–1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nın çıkmasında rol oynamıştı. Paylaşımlardan sonra ise Osmanlı toprakları, bağımsızlık mücadelesi veren Polonyalılar için bir sığınak oldu. 1830 Kasım Ayaklanması'nın ve 1863 Ocak Ayaklanması'nın gazileri İstanbul'a geldi. Michał Czajkowski gibi Polonyalı subaylar Osmanlı ordusunda görev aldı. General Marian Langiewicz hayatının son yıllarını Türkiye'de geçirdi, Osmanlı ordusunda savaştı ve İstanbul'da öldü; Haydarpaşa Mezarlığı'nda yatmaktadır.Polonya'nın millî şairi Adam Mickiewicz de hayatının son aylarını İstanbul'da geçirdi ve 1855'te burada öldü. Yaşadığı ev bugün Adam Mickiewicz Müzesi olarak ziyarete açıktır. 1877'de kurulan Türkiye'deki Polonya Lejyonu, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Türklerle birlikte savaştı.
Polonezköy: İstanbul'un Polonya köyü
İstanbul'un Anadolu yakasındaki Polonezköy, ya da Polonyalıların verdiği adla Adampol, 1842'de Kasım Ayaklanması'nın Polonyalı gazileri tarafından kuruldu. Köyün kuruluşunda Polonyalı göçmen önderi Prens Adam Czartoryski'nin girişimleri etkili oldu; köyün adı da ondan gelir. Sonraki yıllarda 19. ve 20. yüzyıllarda yeni Polonyalı yerleşimciler geldi. Polonezköy, bugün de Polonya kökenli bir topluluğu barındıran, kendine özgü mimarisi ve kültürüyle İstanbul'un ilginç köşelerinden biridir.
Ek bilgi
Polonya, 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk Avrupa devleti oldu. Bu tanıma, Lozan Antlaşması'nın Avrupa devletlerince imzalanmasından kısa süre önce gerçekleşti. Nisan 1924'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk elçisi Varşova'ya, Haziran 1924'te de ilk Polonya elçisi Ankara'ya atandı.
Ankara'da bir elçilik: 1924–1939
Polonya, Ankara'nın yeni başkent olarak seçilmesinden sonra elçiliğini bu bozkır şehrine taşıyan ilk Avrupa devletleri arasındaydı. 1926'ya ait fotoğraflar, Polonya diplomatik temsilciliğinin Ankara'da mütevazı bir binada çalıştığını gösterir. O yıllarda pek çok Avrupa devleti, elçiliklerini İstanbul'da tutmayı ve Ankara'ya yalnızca kısa ziyaretler yapmayı tercih ediyordu. Polonya'nın Ankara'yı erkenden benimsemesi, yeni Cumhuriyet'e duyduğu güvenin bir göstergesi olarak görüldü.İki savaş arası dönemde Türkiye ve Polonya, benzer sorunlarla karşı karşıya kalan iki yeni cumhuriyetti. Her ikisi de Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasından doğmuş, sınırlarını savaşla belirlemiş ve büyük komşularla çevrili bir coğrafyada varlık mücadelesi veriyordu. Bu benzerlik, iki ülke arasında ticaret anlaşmalarına, kültürel ilişkilere ve karşılıklı ziyaretlere zemin hazırladı.
1939: altın ve elçilik
1939 Eylül'ünde Almanya ve Sovyetler Birliği'nin Polonya'yı işgal etmesiyle İkinci Dünya Savaşı başladı. Bu kritik günlerde Türk makamları, Polonya Merkez Bankası'nın tahliye edilen altın rezervlerinin Türkiye toprakları üzerinden Polonya'nın müttefiki Fransa'ya taşınmasına izin verdi. Altınlar Romanya üzerinden Karadeniz'e, oradan İstanbul'a ve demiryoluyla Akdeniz kıyısına ulaştırıldı.Daha da önemlisi, Polonya devleti işgal altında olmasına rağmen Ankara'daki Polonya Büyükelçiliği savaş boyunca açık kaldı. Türkiye, işgali tanımadı ve Polonya'nın sürgündeki hükümetini temsil eden elçiliğin çalışmasına devam etmesine izin verdi. Polonya'da bu tutum, Osmanlı'nın 18. yüzyıldaki boş sandalye geleneğinin modern bir yankısı olarak anılır.
Kaynaklar
Belge: Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ile Lehistan hükümeti arasında münakit 23 Temmuz 1339 tarihli Muhadenet muahedenamesi hakkında Kanun — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 382 · Kanunlar Dergisi Cilt 2. Tarih: 12 Aralık 1923.

Doğrusu
Boş sandalye öyküsü, yazılı kaydı 20. yüzyıla ait olan bir anlatıdır ve olduğu gibi bir protokol belgesine dayanmaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin Polonya'nın paylaşılmasını tanımadığı tarihî bir gerçektir. Öyküyü bu çerçevede, bir tutumun sembolik ifadesi olarak okumak gerekir.
Elçilik bahçesindeki iz
Ankara'daki Polonya Büyükelçiliği'nin bugün de kullandığı bina ve bahçesi, İkinci Dünya Savaşı yıllarına ait önemli bir hatırayı taşır. Savaş sırasında Almanya'nın Ankara büyükelçisi Franz von Papen, işgal edilen ülkelerin Ankara'daki temsilciliklerinin Almanya'ya devredilmesi gerektiğini ileri sürdü. Bu talep, işgal edilen Çekoslovakya'nın binası için kabul görmüştü. Ancak Polonya elçiliği söz konusu olduğunda Türk hükümeti, Polonya ile olan geleneksel dostluğu ve Osmanlı'nın paylaşımı tanımama tavrını hatırlatarak talebi reddetti. Elçilik binası Polonyalıların elinde kaldı.Soğuk Savaş döneminde elçiliğin bahçesine Adam Mickiewicz'in bir büstü yerleştirildi. Büst, İstanbul'da ölen Polonyalı şairin Türkiye ile kurduğu bağın Ankara'daki simgesi oldu. Bahçe, böylece hem 1939'un diplomatik direnişini hem de 19. yüzyılın göçmen hafızasını aynı mekânda buluşturan bir yere dönüştü.
Tanımanın değeri: 1923'te yeni bir devlete uzanan el
Polonya'nın Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk Avrupa devleti olması, iki ülkenin uzun ve karmaşık ilişkileri içinde özel bir anlam taşır. 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı ve Lehistan, Doğu Avrupa'nın iki büyük gücü olarak defalarca savaşmıştı. 1683 Viyana kuşatmasında Kral III. Jan Sobieski'nin ordusu, Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki ilerleyişini durduran kuvvetlerin başındaydı. Ancak 18. yüzyıldan itibaren iki ülke ortak bir tehditle, Rusya'nın yayılmacılığıyla karşı karşıya kaldı. Bu ortak tehdit, eski rakipleri birbirine yaklaştırdı.Osmanlı'nın paylaşımı tanımaması, Polonyalı mültecilere kapılarını açması ve Polonezköy'ün kuruluşu, Polonya toplumunda Türklere karşı kalıcı bir sempati yarattı. 1923'teki tanıma, bu sempatinin diplomatik bir karşılığı olarak görülebilir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa'da kendisini tanıyacak ve eşit bir ortak olarak kabul edecek dostlara ihtiyaç duyuyordu. Polonya'nın bu adımı, Ankara'nın uluslararası meşruiyet arayışında önemli bir destek oldu. 1939'da ise roller tersine döndü: bu kez işgal altındaki Polonya'nın elçiliğini ayakta tutan Türkiye oldu. Böylece iki ülke, birbirinin en zor anlarında yanında durmanın karşılıklı bir hafızasını oluşturdu.