İçeriğe geç
Giriş yap
0

Ignác Kúnos: Türk masallarını Avrupa'ya taşıyan Macar ve 1925'te Ankara ile İstanbul'daki dersleri

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir masal derleyicisinin Ankara yolculuğu

1925 yazında Türkiye hükümeti, Budapeşte'den altmış beş yaşında bir Türkoloğu davet etti. Davet edilen kişi, otuz yılı aşkın bir süredir Türk halk masallarını, Karagöz oyunlarını ve Anadolu ağızlarını Avrupa'ya tanıtan Ignác Kúnos'tu. Kúnos, 1925 ve 1926 yazlarında Ankara'da ve İstanbul'da dersler verdi; İstanbul Darülfünunu'nda halk bilimi alanında bir bölümün kuruluşunu üstlendi.

Bu davet, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk dilini, halk kültürünü ve tarihini bilimsel yöntemlerle inceleme çabasının bir parçasıydı. Kúnos, kırk yıl önce İstanbul sokaklarında ve Anadolu köylerinde derlediği masalların, artık kendi milleti tarafından incelenecek bir mirasa dönüştüğünü görüyordu. Bu yazıda onun hayatını ve Türk halk bilimine katkısını anlatıyoruz.
Ignác Kúnos, 1911
Ignác Kúnos, 1911Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor, not named in the original source. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 22 Eylül 1860 Macaristan'da Hajdúsámson'da doğum; Debrecen Reform Koleji; 1879-1882 Budapeşte Üniversitesi'nde dilbilim; 1885-1890 İstanbul'da beş yıl ve Rumeli, Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır gezileri; 1890 Budapeşte Üniversitesi'nde Türk filolojisi profesörlüğü; 1896 Londra'da "Türk Peri Masalları ve Halk Hikâyeleri"; 1899-1919 Budapeşte Doğu Ticaret Okulu müdürlüğü; 1922 sonrası Türk dilbilimi dersleri; 1925 ve 1926 yazları Ankara ve İstanbul'da dersler; 1925 İstanbul'da halk bilimi bölümünün kuruluşu; 12 Ocak 1945 Budapeşte kuşatması sırasında ölüm.

Debrecen'den İstanbul'a

Ignác Kúnos, 22 Eylül 1860'ta Macaristan'ın Hajdúsámson kasabasında doğdu. Asıl soyadı Lusztig'di. Debrecen'deki Reform Koleji'nde okudu, ardından 1879-1882 yılları arasında Budapeşte Üniversitesi'nde dilbilim eğitimi aldı. Başlangıçta Macar dilinin ağızları ve Mordvin dilleri üzerine çalıştı.

Onun ilgisini Türk diline yönelten, ünlü Macar Türkoloğu ve gezgin Ármin Vámbéry oldu. Vámbéry, Orta Asya'ya yaptığı gezilerle ve Türk dilleri üzerine çalışmalarıyla Avrupa'da tanınmış bir bilgindi. Kúnos onun öğrencisi olarak Türk dili ve filolojisine yöneldi. Macar Bilimler Akademisi'nin ve Budapeşte'deki Yahudi cemaatinin maddi desteğiyle İstanbul'a giderek orada beş yıl kaldı.

Sokaklardan ve köylerden derlenen masallar

1885-1890 yılları arasında İstanbul'da yaşayan Kúnos, Rumeli'yi, Anadolu'yu, Suriye'yi, Filistin'i ve Mısır'ı dolaştı. Bu gezilerde Türk ağızlarının özelliklerini, halk şiirini, halk geleneklerini ve gündelik hayatı inceledi. En önemli katkısı, derlediği çok sayıda halk masalı ve fıkraydı.

Kúnos, bu masalları doğrudan anlatıcılardan, kahvehanelerde, evlerde ve köy meydanlarında dinleyerek derledi. Masalları anlatıcıların ağzından çıktığı gibi kaydetmeye özen gösterdi. Bu yöntem, o dönemde halk edebiyatının yazılı kaynaklardan değil, sözlü gelenekten derlenmesi gerektiği anlayışının ilk uygulamalarından biriydi.

Derlediği masallar Macarca ve pek çok Avrupa diline çevrilerek yayımlandı. 1896'da Londra'da "Türk Peri Masalları ve Halk Hikâyeleri", 1905'te Leiden'de "İstanbul'dan Türk Halk Masalları", 1907'de "Adakale'den Türk Halk Masalları" yayımlandı. 1908'de Türk halk tiyatrosu üzerine bir eser çıkardı. 1914'te Londra'da yayımlanan "Kırk Dört Türk Peri Masalı", İngilizce konuşulan dünyada Türk masallarının en çok okunan derlemelerinden biri oldu.
Ignác Kúnos, 1930
Ignác Kúnos, 1930Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor, not named in the original source. Dosya sayfası
Ek bilgi
Kúnos'un derlediği masallar arasında Adakale masalları özel bir yere sahiptir. Tuna Nehri üzerindeki bu küçük ada, 1970'lerde bir baraj gölünün altında kaldı. Kúnos'un on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaptığı derlemeler, bu kaybolan topluluğun sözlü kültürünün korunan en önemli belgeleri arasındadır.

Budapeşte'de bir Türkoloji okulu

1890'da Budapeşte Üniversitesi'nde Türk filolojisi profesörü oldu. 1899'dan 1919'a kadar yeni kurulan Doğu Ticaret Okulu'nun müdürlüğünü yaptı; 1919-1922 arasında aynı kurumun Budapeşte İktisat Üniversitesi'ne bağlanan Doğu Enstitüsü'nü yönetti. 1922'den itibaren üniversitede Türk dilbilimi dersleri verdi.

Kúnos'un yetiştirdiği öğrenciler arasında, sonradan Türk-Macar ilişkilerinde önemli rol oynayacak olan Gyula Germanus da vardı. Macar Türkolojisi, Vámbéry'den Kúnos'a, Kúnos'tan Germanus'a uzanan bir zincirle gelişti. Bu zincir, Macaristan'da Türk dili ve kültürüne duyulan ilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağladı.

Kúnos, Macar Bilimler Akademisi'nin muhabir üyeliğine seçildi ve Orta ve Doğu Asya Araştırmaları Uluslararası Derneği'nin başkan yardımcılığını yaptı. Türk halk edebiyatı ve Türk ağızları alanında zamanının en tanınmış bilginlerinden biriydi.

1925: Cumhuriyet'in daveti

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk dili ve halk kültürü üzerine bilimsel çalışmalar büyük önem kazandı. 1924'te İstanbul Darülfünunu'nda Fuat Köprülü'nün öncülüğünde Türkiyat Enstitüsü kuruldu. Türk halk edebiyatının, halk müziğinin ve geleneklerinin derlenmesi ve incelenmesi, millî kültürün kaynaklarına inme çabasının bir parçası olarak görülüyordu.

Bu ortamda Türkiye hükümeti, Kúnos'u 1925 ve 1926 yazlarında Ankara'da ve İstanbul'da ders vermeye davet etti. Kúnos 1925'te İstanbul Darülfünunu'nda halk bilimi bölümünü kurdu. Kırk yıl önce bir yabancı olarak masal derlediği şehirde, artık Türk öğrencilere halk bilimini nasıl inceleyeceklerini öğretiyordu.
Kúnos'un hocası Ármin Vámbéry
Kúnos'un hocası Ármin VámbéryGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: K. Koller. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Kúnos'un 1925-1926'daki Türkiye dersleri, Cumhuriyet'in yabancı uzmanlardan yararlanma politikasının erken bir örneğidir. Bu politika, 1933 üniversite reformuyla Almanya'dan ve Avusturya'dan gelen bilim insanlarıyla çok daha geniş bir boyut kazanacaktı.

Bir masal derleyicisinin yöntemi

Kúnos'un çalışmalarını değerli kılan, yalnız derlediği malzemenin çokluğu değildi. O, masalları anlatanların ağzından çıkan biçimiyle, yerel söyleyiş özelliklerini koruyarak kaydetmeye çalıştı. Bir masalın hangi semtte, hangi anlatıcıdan dinlendiği, onun için en az masalın kendisi kadar önemliydi. Bu titizlik, derlemelerini yalnız edebiyat okurları için değil, dilbilimciler için de bir kaynak haline getirdi.

İstanbul'un farklı semtlerinde anlatılan masallar, şehrin çok katmanlı kültürünü yansıtıyordu. Padişah kızları, keloğlanlar, devler, periler ve akıllı köylüler, bu masalların tanıdık kahramanlarıydı. Kúnos, bu kahramanların Avrupa masallarındaki benzerleriyle karşılaştırılabileceğini, ama kendine özgü bir renk taşıdığını gösterdi.

Karagöz ve orta oyunu üzerine çalışmaları da aynı özeni taşıyordu. Perde önünde oynanan bu gölge oyunlarının metinleri çoğunlukla yazıya geçirilmemiş, ustadan çırağa sözlü olarak aktarılmıştı. Kúnos'un kayıtları, bu geleneğin on dokuzuncu yüzyılın sonundaki halini belgeleyen ilk akademik çalışmalar arasında yer aldı.

Halk biliminin doğuşu

Kúnos'un dersleri, Türkiye'de halk bilimi çalışmalarının kurumsallaşmasıyla aynı yıllara denk geldi. 1927'de Ankara'da Anadolu Halk Bilgisi Derneği kuruldu. Türk halk edebiyatı, Köprülü ve öğrencilerinin çalışmalarıyla bir bilim dalı olarak gelişti. Halkevleri'nin 1932'de kurulmasından sonra, halk kültürünün derlenmesi ülke çapında bir faaliyete dönüştü.

Kúnos'un on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaptığı derlemeler, bu çalışmalar için önemli bir karşılaştırma malzemesi sundu. Onun kaydettiği masallar ve ağız örnekleri, Türk halk kültürünün yüz yıl önceki halinin belgeleriydi.

Budapeşte kuşatmasında bir ölüm

İkinci Dünya Savaşı'nın son aylarında Budapeşte, Sovyet ordusunun kuşatması altındaydı. Ignác Kúnos, 12 Ocak 1945'te kuşatma sırasında, seksen dört yaşında öldü. Hayatını Türk halk kültürüne adayan bilginin ölümü, savaşın yıkımı içinde sessizce gerçekleşti. Eserleri ise ölümünden sonra da yayımlanmaya devam etti; Kazan Tatarlarının halk şarkıları ve masalları üzerine derlemeleri 1980'lerde ve 1990'larda Macaristan'da yayımlandı.

Masalların bekçisi

Ignác Kúnos'un hayatı, bir milletin sözlü kültürünün başka bir milletten bir bilgin tarafından nasıl korunabileceğini gösteriyor. On dokuzuncu yüzyılın sonunda İstanbul'un kahvehanelerinde ve Anadolu'nun köylerinde anlatılan masallar, onun kalemiyle kayda geçti. Bu masalların çoğu, o kuşağın anlatıcılarıyla birlikte kaybolabilirdi.

Kúnos'un Türk masallarına bakışında bir oryantalistin egzotizm merakından çok, bir halk bilimcinin titizliği vardı. Masalları anlatıcıların dilini koruyarak kaydetmesi, onları birer edebi süs olarak değil, yaşayan bir kültürün belgeleri olarak görmesinden kaynaklanıyordu.

1925'teki davet ise bu emeğin karşılığını bulduğu bir an gibiydi. Cumhuriyet, kendi kültürünün kaynaklarını araştırırken, o kaynakları yıllar önce derleyen bir bilgini öğretmen olarak çağırdı. Kúnos'un derlediği masallar, bugün hem Türk halk biliminin hem de Türk-Macar kültürel ilişkilerinin değerli bir mirası olarak yaşıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap