İçeriğe geç
Giriş yap
0

Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması: Moskova'daki kardeşlik belgesi ve Kabil'e giden öğretmenler

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt1 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Moskova'da iki doğu devletinin buluşması

1 Mart 1921'de Moskova'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Afganistan arasında bir ittifak antlaşması imzalandı. Bu belge, Ankara hükûmetinin Sovyet Rusya dışında bir devletle imzaladığı ilk uluslararası antlaşmalardan biri olarak tarihe geçti. Aynı günlerde Moskova'da Türk-Sovyet antlaşması için müzakereler sürüyordu. Türk heyeti, bu müzakereler sırasında Afgan temsilcileriyle de bir araya geldi ve iki ülke arasındaki dostluğu resmî bir belgeye dönüştürdü.

Antlaşmayı Türk tarafı adına İktisat Vekili Yusuf Kemal Bey ile Maarif Vekili Dr. Rıza Nur Bey imzaladı. Afgan tarafını ise Olağanüstü Büyükelçi General Muhammed Veli Han temsil etti. Antlaşma on maddeden oluşuyordu ve iki ülke arasındaki ilişkilerin siyasi, askerî ve kültürel boyutlarını kapsıyordu.
Antlaşmayı imzalayan Yusuf Kemal Bey
Antlaşmayı imzalayan Yusuf Kemal BeyGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1919 Afganistan'ın İngiltere ile yaptığı savaş sonunda dış politikada tam bağımsızlığını kazanması; 1 Mart 1921 Moskova'da Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması'nın imzalanması; 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması; 1921 sonrası Türk subay ve öğretmenlerinin Afganistan'a gidişi; Mayıs 1928 Emanullah Han'ın Türkiye ziyareti ve yeni antlaşma; 8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı.

Afganistan'ın yeni kazandığı bağımsızlık

Afganistan, 19. yüzyılın sonlarından itibaren dış politikasını İngiltere'nin denetimine bırakmak zorunda kalmıştı. 1919'da tahta çıkan Emanullah Han, bu duruma son vermek için İngiltere'ye karşı savaş başlattı. Kısa süren savaşın ardından imzalanan Ravalpindi Antlaşması ile Afganistan, dış politikada tam bağımsızlığını kazandı. Yeni Afgan yönetimi, uluslararası tanınma arayışına girdi ve ilk dostlarını Sovyet Rusya ile Anadolu'daki milli hükûmette buldu.

Türkiye ile Afganistan arasında, Osmanlı döneminden kalan güçlü bir manevi bağ vardı. Afgan aydınları, Osmanlı'yı İslam dünyasının önderi olarak görüyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ve Alman heyetleri Kabil'e gitmiş, Afganistan'ı İttifak Devletleri safına çekmeye çalışmıştı. Bu girişim başarılı olmasa da iki ülke arasındaki temasların zeminini hazırlamıştı.

Antlaşmanın maddeleri

Antlaşmanın ilk maddesinde Türkiye, Afganistan'ın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Bu, Afganistan için büyük önem taşıyordu, çünkü yeni kazandığı bağımsızlığın bir Müslüman devlet tarafından tanınması anlamına geliyordu. İkinci maddede taraflar, bütün doğu milletlerinin kendi yönetim biçimlerini seçmekte özgür olduğunu ilan etti ve Buhara ile Hive devletlerinin bağımsızlığını tanıdı.

Antlaşmanın belki de en dikkat çekici maddesi, karşılıklı savunma taahhüdüydü. Taraflardan birine, doğuyu istila etme ya da sömürgeleştirme siyaseti izleyen emperyalist bir devlet tarafından yapılacak saldırı, diğer tarafa yapılmış sayılacaktı. Ayrıca taraflar, birbirlerinin çıkarlarına zarar verecek antlaşmalar imzalamamayı ve başka bir devletle antlaşma yapacakları zaman birbirlerine haber vermeyi taahhüt etti.
Ek bilgi
Antlaşmanın son maddelerinden biri, kültürel işbirliğiyle ilgiliydi. Türkiye, Afganistan'a öğretmen ve subay göndermeyi, bu kişilerin en az beş yıl görevde kalmasını sağlamayı taahhüt etti. Bu madde, iki ülke arasındaki ilişkilerin uzun yıllar sürecek en somut boyutunu oluşturdu.

Kabil'e giden Türk subayları ve öğretmenleri

Antlaşmanın ardından Türkiye, Afganistan'a askerî ve eğitim alanında uzmanlar gönderdi. Türk subayları, Afgan ordusunun modernleşmesinde görev aldı. Türk öğretmenler ise Kabil'deki okullarda ders verdi. Türk doktorlar da Afganistan'ın sağlık hizmetlerinin kurulmasına katkıda bulundu. Bu heyetler, Afganistan'ın modernleşme sürecinde önemli bir rol oynadı.

Türk askerî heyetinin başında bir dönem Kâzım Orbay da bulundu. Bu heyetler, Milli Mücadele'nin en sıkıntılı yıllarında bile gönderilebilmişti. Türkiye'nin kendi savaşını sürdürürken uzak bir dost ülkeye uzman göndermesi, antlaşmaya verilen önemi gösteriyordu.
Afgan hükümdarı Emanullah Han
Afgan hükümdarı Emanullah HanGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kabil'deki Cemal Paşa

Antlaşmanın imzalandığı günlerde Afganistan'da Türk dünyasından tanınmış bir isim de bulunuyordu. İttihat ve Terakki'nin önde gelenlerinden Cemal Paşa, Moskova üzerinden Kabil'e gitmiş ve Afgan ordusunun yeniden düzenlenmesi için çalışmaya başlamıştı. Cemal Paşa'nın Kabil'deki faaliyetleri, Ankara hükûmetinin resmî heyetlerinden bağımsızdı. Ankara, eski İttihatçı liderlerin doğudaki girişimlerine temkinle yaklaşıyordu. Bu nedenle Afganistan'a giden resmî Türk heyetleri ile Cemal Paşa'nın çevresi arasındaki ilişki, her zaman kolay olmadı. Cemal Paşa, 1922'de Tiflis'te uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti.

Bu karmaşık tablo, 1921 antlaşmasının ardındaki diplomasinin çok katmanlı olduğunu gösterir. Ankara, bir yandan doğu milletleriyle dayanışma söylemini benimserken, öte yandan kendi denetimi dışındaki maceralardan uzak durmaya özen gösteriyordu. Mustafa Kemal'in dış politikadaki ulaşılamaz hayallere mesafeli tutumu, Afganistan ilişkilerinde de kendini belli etti.

Emanullah Han'ın Ankara ziyareti

İki ülke arasındaki dostluk, 1928'de en parlak dönemine ulaştı. Afgan hükümdarı Emanullah Han, Avrupa gezisi sırasında Türkiye'yi de ziyaret etti. Ankara'da büyük bir törenle karşılanan Emanullah Han, Mustafa Kemal ile görüştü. Türkiye'deki devrimlerden derinden etkilenen hükümdar, benzer reformları kendi ülkesinde uygulamaya kararlıydı.

Bu ziyaret sırasında iki ülke arasında yeni bir dostluk ve işbirliği antlaşması imzalandı. 1928 antlaşması, 1921 antlaşmasındaki ittifak taahhüdünü yeniden düzenledi ve ilişkileri daha olağan bir dostluk çerçevesine oturttu. Ancak Emanullah Han'ın ülkesine döndükten sonra başlattığı hızlı reformlar, Afganistan'da güçlü bir tepkiyle karşılaştı. 1929'da çıkan ayaklanmalar sonucunda tahtını kaybetti ve sürgüne gitti.

Antlaşmanın dili

Antlaşmanın giriş bölümü, döneminin ruhunu yansıtan bir dille yazılmıştı. İki ülke, bir vücudun parçaları gibi, birinin sıkıntısından diğerinin etkileneceği iki kardeş devlet ve millet olarak tanımlanıyordu. Doğu dünyasının uyanışı ve kurtuluşunun başladığı bir dönemde, artık yalnız kalınamayacağı vurgulanıyordu. Bu dil, Milli Mücadele dönemindeki Ankara'nın doğu milletleriyle dayanışma arayışını açıkça gösteriyordu.

Antlaşmanın bir maddesinde Afganistan, Türkiye'nin İslam dünyasındaki önderliğini kabul ediyordu. Bu madde, Hilafet'in henüz kaldırılmadığı bir dönemde yazılmıştı. 1924'te Hilafet'in kaldırılmasıyla birlikte bu madde fiilen anlamını yitirdi.
Doğrusu
1921 antlaşması zaman zaman "Türkiye Cumhuriyeti'nin imzaladığı ilk antlaşma" olarak anılır. Oysa antlaşma imzalandığında cumhuriyet henüz ilan edilmemişti; imzacı taraf Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ydi. Ayrıca Ankara hükûmeti daha önce, Aralık 1920'de Ermenistan ile Gümrü Antlaşması'nı imzalamıştı.
1920'lerde Kabil ile Darülaman arasındaki ilk demiryolu
1920'lerde Kabil ile Darülaman arasındaki ilk demiryoluGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Wilhelm Rieck (1881-1947). Dosya sayfası

Sadabat'a uzanan yol

Türkiye ile Afganistan arasındaki dostluk, Emanullah Han'ın tahtını kaybetmesinden sonra da devam etti. 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabat Paktı, bu ilişkilerin bölgesel bir işbirliğine dönüştüğünü gösterdi. Pakt, dört ülke arasında saldırmazlık ve iç işlerine karışmama ilkelerini kabul ediyordu.

Türk eğitim ve sağlık heyetleri, sonraki on yıllarda da Afganistan'a gitmeye devam etti. Kabil'deki bazı okullar ve hastaneler, Türk uzmanlarının katkısıyla kuruldu. Bu ilişkiler, iki ülke arasında kuşaklar boyu sürecek bir yakınlık oluşturdu.

Kuşatılmış Ankara'nın doğuya uzanan eli

Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması, Milli Mücadele'nin en zor günlerinde Ankara'nın uluslararası yalnızlığını kırma çabasının bir parçasıdır. Batı'da Yunan ordusuyla savaşan, İstanbul'u işgal altında bulunan bir hükûmet, doğuda yeni bağımsızlığını kazanmış bir ülkeyle dostluk kurmuş, ona öğretmen ve subay göndermeyi taahhüt etmişti.

Antlaşmanın askerî ittifak boyutu pratikte hiçbir zaman sınanmadı. İki ülke arasındaki coğrafi uzaklık, karşılıklı askerî yardımı fiilen imkânsız kılıyordu. Ancak antlaşmanın kültürel boyutu, beklenenden çok daha kalıcı oldu. Kabil'e giden Türk subayları, öğretmenleri ve doktorları, iki ülke arasında on yıllar boyunca sürecek bir dostluk köprüsü kurdu. Bu yönüyle 1921 antlaşması, kâğıt üzerindeki taahhütlerden çok, insanlar arasında kurulan bağlarla anlam kazandı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap