İçeriğe geç
Giriş yap
0

İnebolu Nutku (Ağustos 1925): "Altı kaval üstü şişhane" ve kıyafet sorusu

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Kastamonu yolculuğunun kıyı durağı

Ağustos 1925'te Mustafa Kemal Paşa, Ankara'dan Çankırı ve Kastamonu üzerinden Karadeniz kıyısındaki İnebolu'ya uzanan bir yolculuğa çıktı. Bu gezi, Kastamonu vilayetinden Ankara'ya gelen bir heyetin daveti üzerine yapılmıştı. Paşa'nın bu bölgeye ilk gelişiydi. Yolculuğun en bilinen anı, Kastamonu'ya elinde bir panama şapkasıyla girmesi ve halkı selamlamasıdır. Gezi boyunca yapılan konuşmalar, aynı yılın Kasım ayında çıkarılacak Şapka Kanunu'nun kamuoyuna hazırlanması olarak okunur.
Kaynaklar
Belge: İnebolu Türk Ocağı’nda Kılık-kıyafet Ve Şapka Hakkında Yaptığı Konuşma — Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM), Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt III (1925-1938), PDF s. 28. Tarih: 28 Ağustos 1925.
İnebolu'da yapılan konuşma, bu dizinin en uzun ve en ayrıntılı metinlerinden biridir. Türk Ocağı'nda, kadınların ve erkeklerin birlikte bulunduğu bir toplulukta yapılan konuşma, "Hanım ve Bey Arkadaşlarım" hitabıyla başlar. Bu hitap, konuşmanın ilk mesajıdır. Mustafa Kemal, ilerleyen cümlelerde "Efendiler" dediği zaman bunun hanımefendileri ve beyefendileri birlikte kapsadığını ayrıca hatırlatır.
İnebolu kasabasının genel görünümü
İnebolu kasabasının genel görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 23 Ağustos 1925 Ankara'dan hareket; 24 Ağustos 1925 Kastamonu'ya varış; 27-28 Ağustos 1925 İnebolu'da konuşmalar; 30 Ağustos 1925 Kastamonu'da Dumlupınar zaferinin yıldönümü konuşması; 2 Eylül 1925 tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması için kararname; 25 Kasım 1925 Şapka Kanunu'nun kabulü.

Teşekkürden soruya

Konuşmanın girişi, İnebolu halkına ve bölgeye duyulan şükranla doludur. Mustafa Kemal, memleketin hemen bütün bölgelerini gezdiğini, ancak Çankırı ve Kastamonu yöresine ilk kez geldiğini söyler. Bu bölgeyi görmenin kendisi için kutsal bir emel olduğunu, millet ona bu görevi hatırlatmış ve yaptırmış olduğu için memnun kaldığını anlatır. Bölgenin geniş ormanlarını ve maden kaynaklarını anarken, asıl kazancın halkla yakından temas etmek olduğunu vurgular.

Ardından ton değişir. Mustafa Kemal, Çankırı'dan İnebolu'ya kadar üç yüz elli kilometrelik yolda gördüğü aydınlık zihniyetin, halkı geri kalmış gösterenlerin iddialarını çürüttüğünü söyler. Bu kişileri, kendi dar zihniyetlerini milletin ölçüsü sayan ve milleti yeniliklerden mahrum etmeye çalışan bir zümre olarak tanımlar. Konuşmanın geri kalanı, bu zümreye karşı dinleyicilere sorulan sorularla ilerler.

Sultan, halife ve okul

Konuşmanın orta bölümü, iki yıl içinde yapılan büyük değişiklikleri soru biçiminde sıralar. Hâkimiyetine sahip olan bu milletin başında bir dakika bile olsun bir sultan bırakmak caiz olabilir miydi? Salondan "Asla, katiyen" sesleri yükselir. Hilafet makamının da aynı biçimde sorgulanması, eğitimin mektep ve medrese olarak iki ayrı kuruma bölünmesinin sürdürülüp sürdürülemeyeceği sorusu bunu izler. Her soru, dinleyicilerden aynı yönde bir karşılık alır.

Bu yöntem, Mustafa Kemal'in kalabalıklarla konuşurken sık kullandığı bir yoldur. Aynı yolculukta Kastamonu'da yaptığı konuşmalarda da benzer sorular sormuş, tekke ve zaviyelerin durumunu dinleyicilere tartıştırmıştı. Dinleyiciye sorulan soru, onu bir kararın ortağı haline getirir. İnebolu'da sorulan sorular, saltanatın kaldırılmasından Tevhid-i Tedrisat'a kadar uzanan değişikliklerin halk tarafından onaylandığını göstermeyi amaçlar. Konuşma metninde her sorunun ardından tutanağa geçen sesler, bu amacın o gün karşılık bulduğunu gösterir.
Ek bilgi
Kastamonu ve İnebolu, Kurtuluş Savaşı'nda özel bir yere sahipti. İnebolu limanı, İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılan silah ve cephanenin karaya çıkarıldığı başlıca noktalardan biriydi. Mustafa Kemal'in 1925'te bu kasabayı ziyaret etmesi, savaş yıllarında kurulan bu bağın da bir anması niteliğindeydi.

"Bizim kıyafetimiz milli midir?"

Konuşmanın en bilinen bölümü kıyafet üzerinedir. Mustafa Kemal, Türk milletinin tarihte ve gerçekte medeni olduğunu söyler. Ancak medeniyim diyen bir milletin bunu fikriyle, aile hayatıyla ve yaşayış tarzıyla göstermek zorunda olduğunu ekler. Ardından iki soru sorar: Bizim kıyafetimiz milli midir? Bizim kıyafetimiz medeni ve milletlerarası mıdır? İki soruya da salondan "Hayır" cevabı gelir.

Bu cevabın ardından gelen benzetme, konuşmanın halk arasında en çok hatırlanan ifadesidir. "Altı kaval üstü şişhane" diye tarif edilebilecek bir kıyafetin ne milli ne de milletlerarası olduğunu söyler. Bu deyim, alttan yerel ve geleneksel, üstten Avrupai parçaların uyumsuz biçimde bir araya getirilmesini anlatır. Ardından ayakkabıdan kravata, yelekten cekete uzanan bir sayım yapar ve bu sayımı başa giyilen siperli serpuşla tamamlar: "Bu serpuşun ismine şapka denir."
Mustafa Kemal Paşa Kastamonu'da, 24 Ağustos 1925
Mustafa Kemal Paşa Kastamonu'da, 24 Ağustos 1925Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Cevher ve çamur benzetmesi

Mustafa Kemal, kıyafet tartışmasını bir benzetmeyle destekler. Çok kıymetli bir cevheri çamurla sıvayarak dünyaya göstermenin anlamı olmadığını, cevheri göstermek için çamuru atmanın gerektiğini söyler. Cevheri korumak için bir kutu yapılacaksa onun altından ya da platinden yapılması gerektiğini ekler. Bu benzetmede cevher milletin kendisi, çamur ise uyumsuz ve dağınık görünüştür.

Aynı bölümde Turan kıyafetini araştırıp yeniden canlandırmaya gerek olmadığı da söylenir. Bu cümle, dönemin bazı aydınları arasında dile getirilen eski Türk kıyafetine dönüş fikrine verilmiş bir cevaptır. Mustafa Kemal, milletlerarası kıyafeti benimsemenin milli kimlikten vazgeçmek anlamına gelmediğini, bunun yerine milletin kendine layık gördüğü bir dış görünüş olduğunu vurgular.
Kaynaklarda fark
Konuşma bazı kaynaklarda 27 Ağustos, bazılarında 28 Ağustos 1925 tarihiyle geçer. Mustafa Kemal İnebolu'da birden fazla yerde konuşma yapmıştır. Belediye ve Hükûmet Konağı'ndaki kısa konuşmalar ile Türk Ocağı'ndaki uzun konuşma birbirinden ayrı metinlerdir.

Kadınlar hakkındaki bölüm

Konuşmanın son bölümü aile hayatına ve kadınların toplumdaki yerine ayrılmıştır. Mustafa Kemal, toplumsal hayatın çekirdeğinin aile olduğunu, ailenin de kadın ve erkekten oluştuğunu hatırlatır. Yolculuğu sırasında, özellikle kasaba ve şehirlerde kadınların yüzlerini ve gözlerini sıkı biçimde örttüklerini gördüğünü, bu durumun yaz sıcağında onlar için büyük bir sıkıntı olduğunu düşündüğünü söyler.

Bu bölümde sesini erkeklere yöneltir. Bu durumun biraz da erkeklerin bencilliğinin bir eseri olduğunu belirtir. Kadınların da erkekler gibi düşünen ve anlayan insanlar olduğunu, onlara ahlaki değerler kazandırıldıktan sonra fazla kıskançlığa gerek kalmadığını söyler. "Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler" cümlesi, bu bölümün özüdür. Ardından "Korkmayınız, bu gidiş zaruridir" diyerek dinleyicilerine güvence verir.

Konuşmanın ardından gelen kararlar

İnebolu'dan dönüşün ardından olaylar hızla gelişti. 2 Eylül 1925'te Bakanlar Kurulu, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ve memurların şapka giymesine dair kararlar aldı. 25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu Meclis'te kabul edildi. Kanunun uygulanması bazı yerlerde tepkiyle karşılandı ve İstiklâl Mahkemeleri bu olaylarla ilgili davalara baktı. Kadınların kıyafetine ilişkin ise bir kanun çıkarılmadı. Bu konu, İnebolu'da olduğu gibi telkin ve örnek yoluyla ele alındı.

Bu ayrım dikkat çekicidir. Mustafa Kemal erkek kıyafetini kanunla düzenlerken, kadınların örtünmesi konusunda yasal bir zorunluluk getirmemiştir. İnebolu'daki "Korkmayınız, bu gidiş zaruridir" cümlesi, değişimin zamanla ve toplumun kendi kabulüyle gerçekleşmesi beklentisini yansıtır.

Bir kıyı kasabasında dile getirilen program

İnebolu Nutku, 1925 sonbaharında yapılacak değişikliklerin bir tür ön duyurusudur. Kıyafet, aile hayatı ve eğitim konusundaki görüşler, aylar içinde kanun ve kararnamelere dönüştü. Konuşmanın değeri, bu değişikliklerin Ankara'daki bir Meclis kürsüsünden değil, bir Karadeniz kasabasında halkın karşısında ve soru-cevap biçiminde dile getirilmesindedir. Mustafa Kemal, kararı dinleyicilerle birlikte vermiş gibi bir hava yaratmayı başarmıştır.

Metnin sert ifadeleri de göz ardı edilmemelidir. Değişikliklere karşı çıkanlar için kullanılan "gafil" ve "cahil" gibi sözler, 1925'in gergin ortamını ve muhalefete karşı takınılan tavrı yansıtır. Bu nedenle konuşma hem bir ikna metni hem de bir uyarı metni olarak okunmalıdır. Kadınlara ilişkin bölümdeki ölçülü ve güven veren dil ise aynı konuşmada bambaşka bir tonun da var olduğunu gösterir. İnebolu'da kurulan bu iki katmanlı hitabet, Mustafa Kemal'in halka doğrudan ulaşma çabasının en iyi örneklerinden biridir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap