İçeriğe geç
Giriş yap
0

1829 kıyafet düzenlemesi ve fes: II. Mahmud'un sarığı memurların başından indirmesi

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
1829'da Sultan II. Mahmud, Osmanlı devlet memurlarının giyimini düzenleyen bir ferman yayımladı. Bu düzenlemeyle sivil ve askerî memurların başlarına sarık yerine fes giymeleri, üzerlerine de Avrupai tarzda pantolon, ceket ve pelerin giymeleri zorunlu hale getirildi. Yalnızca ulema, yani din adamları, geleneksel sarık ve cübbelerini korudu. Bu düzenleme, Osmanlı'da kıyafetin toplumsal ve siyasi anlamının büyük bir dönüşüm geçirdiği bir dönemin başlangıcı oldu.

Bu yazıda düzenlemenin arka planını, fesin ordu içinde benimsenmesini, 1829 fermanının içeriğini, toplumun tepkilerini, fesin yaygınlaşmasını ve bir yüzyıl sonra fesin kaldırılmasını anlatıyoruz. Konu, Osmanlı ferman kayıtlarının, dönemin vakanüvislerinin ve Avrupalı gözlemcilerin anlatımlarının yardımıyla izlenebilir.
Fesli ve Avrupai giysili II. Mahmud'u gösteren bir baskı
Fesli ve Avrupai giysili II. Mahmud'u gösteren bir baskıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Print made by: Edward Morton After: Manas Printed by: J Graf. Dosya sayfası

Kıyafetin anlamı

Osmanlı toplumunda kıyafet, kişinin kimliğini gösteren önemli bir işaretti. Bir kişinin başındaki sarığın biçimi, rengi ve büyüklüğü, onun mesleğini, rütbesini ve dinini gösterirdi. Yeniçerilerin, ulemanın, kâtiplerin ve esnafın her biri farklı başlıklar giyerdi. Gayrimüslimlerin de belirli renkleri ve biçimleri kullanması beklenirdi. Bu düzen, toplumsal hiyerarşiyi görünür kılıyordu.

Bu nedenle kıyafette yapılacak bir değişiklik, yalnızca bir giyim meselesi değildi. Kıyafetin değiştirilmesi, toplumsal düzenin ve kimliklerin de değiştirilmesi anlamına geliyordu.

Yeniçeri ocağının kaldırılması ve yeni ordu

1826'da II. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırdı. Bu olay, Osmanlı tarihinde "Vaka-i Hayriye", yani hayırlı olay olarak anıldı. Yeniçeri ocağının yerine "Asakir-i Mansure-i Muhammediye" adıyla yeni bir ordu kuruldu. Bu yeni ordunun askerleri için yeni bir kıyafet de belirlendi.

Yeni ordunun askerleri başlangıçta "şubara" adı verilen bir başlık giydi. Ancak bu başlık pratik değildi. 1828 civarında orduda fes kullanılmaya başlandı. Fes, Kuzey Afrika'da, özellikle Tunus'ta yaygın olarak kullanılan kırmızı renkli, silindir biçimli bir başlıktı. Kaynaklarda fesin Osmanlı ordusuna, Tunus'tan getirilen fesleri gören Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa'nın önerisiyle girdiği anlatılır.
Ek bilgi
Fesin adı, Fas'taki Fes şehrinden gelir. Bu şehir, fes üretiminin önemli merkezlerinden biriydi. Ancak Osmanlı'da kullanılan fesler başlangıçta büyük ölçüde Tunus'tan ve Avrupa'dan ithal edildi. Daha sonra İstanbul'da kurulan bir fabrikada üretilmeye başlandı.
Fes ve redingotla Sultan Abdülmecid
Fes ve redingotla Sultan AbdülmecidGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

1829 fermanı

1829'daki düzenlemeyle fes, ordunun yanı sıra sivil memurlar için de zorunlu hale getirildi. Fermana göre memurlar, rütbelerine göre belirlenen kıyafetleri giyecekti. Bu kıyafetler, fes, Avrupai tarzda pantolon, ceket ve "cüppe" yerine kısa bir pelerinden oluşuyordu. Kıyafetlerin rengi, kumaşı ve süslemeleri, memurun rütbesine göre farklılık gösteriyordu.

Düzenlemenin dışında kalan tek grup ulemaydı. Din adamları, sarık ve cübbelerini korumaya devam etti. Bu istisna, II. Mahmud'un ulemanın tepkisini çekmemek için gösterdiği bir özendi. Böylece sarık, Osmanlı toplumunda giderek din adamlarına özgü bir başlık haline geldi.

Padişahın örneği

II. Mahmud, yeni kıyafeti benimseyen ilk kişi oldu. Padişah, kamuoyu önüne fes ve Avrupai kıyafetlerle çıktı. Portrelerinde de bu kıyafetlerle resmedildi. Padişahın kendi örneğiyle yeni kıyafeti benimsemesi, düzenlemenin uygulanmasını kolaylaştırdı.

Padişahın portrelerinin devlet dairelerine asılması da bu dönemde başladı. Bu uygulama, Osmanlı geleneğinde bir yenilikti. II. Mahmud'un fesli portreleri, onun reformcu kimliğinin görsel bir ifadesi oldu.
Dikkat: yanlış bilinen
II. Mahmud'un kıyafet düzenlemesine toplumun nasıl tepki verdiği konusunda farklı anlatımlar bulunur. Bazı kaynaklar, düzenlemenin halk arasında ve özellikle muhafazakâr çevrelerde ciddi tepkilere yol açtığını belirtir; padişaha "gâvur padişah" denildiği yönündeki anlatımlar da bunlar arasındadır. Ancak bu tepkilerin ne kadar yaygın olduğu ve düzenlemenin ne kadar hızlı benimsendiği konusunda kesin bir şey söylemek zordur.
Fausto Zonaro'nun sarı fesli otoportresi
Fausto Zonaro'nun sarı fesli otoportresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Fausto Zonaro. Dosya sayfası

Fesin yaygınlaşması

Fes, kısa süre içinde memurların dışında da yaygınlaştı. Müslümanlar kadar gayrimüslimler de fes giymeye başladı. Bu durum, Osmanlı toplumunda kıyafet yoluyla yapılan din ayrımlarının görünürlüğünü azalttı. Fes, 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Osmanlı'nın sembolü haline geldi.

Fes talebinin artmasıyla birlikte İstanbul'da bir fes fabrikası kuruldu. "Feshane" adı verilen bu fabrika, 1830'larda faaliyete geçti ve Osmanlı'nın ilk modern sanayi kuruluşlarından biri oldu. Feshane, zamanla yalnızca fes değil, ordu için kumaş ve başka tekstil ürünleri de üretti. Feshane binası, bugün İstanbul'un Eyüp semtinde bir kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.

Fesin biçimi ve modası

İlk dönemde kullanılan fesler, geniş ve yumuşak, başın üzerine oturan bir başlıktı. Zamanla fesin biçimi değişti; daha uzun, sert ve silindir biçimli fesler moda oldu. Fesin tepesindeki püskül de zamanla farklı biçimler aldı. Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde feslerin biçimi, Osmanlı moda anlayışının bir parçası haline geldi. Fesin rengi de önem taşıyordu; koyu kırmızı ve bordo tonlar en yaygın renklerdi.

Fesin bakımı da ayrı bir meslek oluşturdu. Fesçi dükkânlarında fesler, özel kalıplar üzerinde buharla şekillendirilir ve ütülenirdi. İstanbul'un çarşılarında fes satan ve fes ütüleyen dükkânlar, şehrin gündelik hayatının bir parçasıydı.

Osmanlı dışında fes

Fes, yalnızca Osmanlı'da değil, Osmanlı'nın etkisinde kalan pek çok bölgede de yaygınlaştı. Mısır'da, Balkanlar'da ve Kuzey Afrika'da fes, 19. yüzyılda yaygın bir başlık haline geldi. Avrupa'da da fes, "Doğu"nun sembolü olarak görüldü ve bazı Avrupalılar, ev içinde fes giymeyi bir moda olarak benimsedi. İtalyan ressam Fausto Zonaro gibi İstanbul'da yaşayan Avrupalı sanatçılar da fesli portrelerinde bu ilgiyi yansıttı.

Fesin sonu

Fes, yaklaşık bir yüzyıl boyunca Osmanlı'nın ve Osmanlı'dan sonra kurulan devletlerin bir kısmının sembolü olarak kaldı. Türkiye'de 25 Kasım 1925'te çıkarılan Şapka Kanunu ile fes giymek yasaklandı ve yerine şapka giyilmesi zorunlu hale getirildi. Böylece bir zamanlar bir reformun sembolü olan fes, yeni bir reformun hedefi haline geldi.
Tarih notu
Kronoloji
1826: Yeniçeri ocağının kaldırılması ve Asakir-i Mansure'nin kurulması
1828 civarı: Orduda fesin kullanılmaya başlanması
1829: Memurların kıyafetini düzenleyen ferman
1830'lar: Feshane'nin kurulması
19. yüzyıl ortası: Fesin toplumun geniş kesimlerinde yaygınlaşması
25 Kasım 1925: Şapka Kanunu

Bir başlığın iki reformu

1829 kıyafet düzenlemesi, Osmanlı'da kıyafetin ne kadar güçlü bir siyasi ve toplumsal anlam taşıdığını gösterir. II. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra devletin görünümünü de değiştirmek istedi. Fes ve Avrupai kıyafetler, onun reformcu devlet anlayışının görsel bir ifadesi oldu. Sarığın memurların başından indirilmesi, eski düzenin sona erdiğinin ve yeni bir dönemin başladığının sembolüydü.

Düzenlemenin dikkat çekici bir sonucu, kıyafet yoluyla yapılan toplumsal ayrımların azalmasıydı. Fesin Müslümanlar ve gayrimüslimler tarafından birlikte giyilmesi, Osmanlı toplumunda yeni bir ortak kimliğin oluşumuna katkıda bulundu. Bu durum, Tanzimat döneminde gündeme gelecek olan Osmanlılık düşüncesinin habercisi gibiydi.

Fesin hikâyesi ise reformların sembollerinin zamanla nasıl değişebildiğini gösterir. 1829'da bir yeniliğin sembolü olan fes, bir yüzyıl sonra eski düzenin sembolü olarak görüldü ve kaldırıldı. Bu dönüşüm, toplumların kendilerini nasıl görmek istediklerine göre sembollerini de yeniden belirlediklerini hatırlatır. Kırmızı bir başlığın yüz yıl içinde önce yeniliğin, sonra geçmişin simgesine dönüşmesi, reform tarihini anlatan en kısa ve en çarpıcı örneklerden biri olarak bugün de ilgi çekiyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap