Kısa bir cümle, uzun bir kanun
"1925'te fes yasaklandı" cümlesi okul kitaplarında, sınav sorularında ve sosyal medyada sık sık geçer. Cümle kulağa doğru gelir, çünkü 1925'ten sonra fes gerçekten sokaklardan hızla çekildi. Ama 671 sayılı kanunun metnini açınca ilginç bir ayrıntı göze çarpar: Kanunda "fes" kelimesi hiç geçmez. Kanun bir şeyi yasaklamaktan çok, bir şeyi zorunlu tutar ve genel bir başlık kuralı koyar. Bu ayrım küçük gibi görünse de 1925'te ne yapıldığını anlamak için önemlidir.
Fes nereden gelmişti?
Fes Osmanlı'nın kadim başlığı değildi. 19. yüzyılın başında devlet erkânı ve halk sarık, kavuk ve çeşitli külahlar giyiyordu. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra orduyu ve bürokrasiyi yeniden düzenlerken kıyafeti de değiştirdi. 1829'da çıkan kıyafet düzenlemesiyle fes, devlet memurlarının ve askerlerin resmî başlığı oldu. Başlangıçta bu da bir yenilikti ve ilk yıllarda tepki gördü. Zamanla fes, Osmanlı'nın ve genel olarak Müslüman Doğu Akdeniz'in simgesi hâline geldi. Yaklaşık bir asır sonra kaldırılmasının da bu kadar sert tartışılması bundandır: Bir zamanlar yenilik olarak gelen başlık, yüz yıl içinde gelenek olmuştu.Kastamonu ve İnebolu: Kanundan önceki üç ay
Mustafa Kemal Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu'ya gitti. Kastamonu'ya girerken elinde bir panama şapka taşıyordu ve bu, kamuoyuna dönük ilk büyük işaretti. Kastamonu'da ve İnebolu'da yaptığı konuşmalarda "medeni ve beynelmilel kıyafet"ten söz etti, şapkayı açıkça örnek gösterdi. Bu gezi, şapka meselesinin tartışılmaya açıldığı andır. Ardından memurların şapka giymesine dair hükûmet düzenlemeleri geldi. Bu adımlar, kanunun çerçevesini önceden çiziyordu.
Tarih notu
1829: II. Mahmud'un kıyafet düzenlemesiyle fes resmî başlık oldu. 24 Ağustos 1925: Mustafa Kemal Kastamonu'da, elinde panama şapkayla. 28 Ağustos 1925: İnebolu konuşması. 25 Kasım 1925: 671 sayılı kanun Meclis'te kabul edildi. 28 Kasım 1925: Resmî Gazete'de yayımlandı.
Kanun ne diyor?
671 sayılı "Şapka İktisası Hakkında Kanun" 25 Kasım 1925'te kabul edildi ve 28 Kasım 1925'te Resmî Gazete'de yayımlandı. Kısa bir metindir. Birinci maddesi iki hüküm içerir. İlki, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile genel, özel ve mahallî idarelerin ve bütün kurumların memur ve müstahdemlerinin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorunda olduğunu söyler. İkincisi, Türkiye halkının genel başlığının da şapka olduğunu ve buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükûmetin men edeceğini belirtir. Diğer maddeler yürürlük ve yürütmeye ilişkindir.Görüldüğü gibi kanun fes adını anmaz. Ancak "genel başlık şapkadır" ve "aykırı alışkanlık men edilir" hükümleri, uygulamada fesin kamusal alanda giyilmesini sona erdiren bir dayanak oluşturdu. Yani "fes yasaklandı" ifadesi sonuç bakımından yanlış değildir, ama metin bakımından eksiktir. Kanun bir başlık türünü adıyla yasaklamak yerine, bir başlık türünü genel kural yaptı ve geri kalanı bu kurala aykırılık üzerinden düzenledi.
Uygulama ve tepkiler: 1925 sonbaharı
Kanunun kabulünden sonraki haftalarda bazı şehirlerde tepki gösterileri yaşandı. Kasım 1925'te Rize, Erzurum, Maraş ve Giresun gibi yerlerde şapkaya karşı kalabalıklar toplandı. Bu olaylar, Şeyh Said isyanından sonra kurulmuş olan İstiklal Mahkemeleri'nin önüne geldi. Mahkemeler çok sayıda kişiyi yargıladı ve ağır cezalar verdi. Bu dönemin en çok bilinen davası İskilipli Âtıf Hoca'nınkidir. Âtıf Hoca, kanundan önce, 1924'te "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı bir risale yayımlamıştı. Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve Şubat 1926'da idam edildi. Bu dava, kanunun uygulanışının ne kadar sert olabildiğini göstermesi bakımından bugün de tartışılıyor.Uygulamanın öbür yüzü ise gündelik hayattı. Şapka imalatı ve ithalatı kısa sürede arttı, terziler ve şapkacılar yeni siparişlere yetişmeye çalıştı. Kırsalda kasket, şehirde fötr yaygınlaştı. Fes ise birkaç yıl içinde fotoğraflardan, kartpostallardan ve resmî törenlerden çekildi. Sanatçılar onu artık bir geçmiş zaman nesnesi olarak resmetmeye başladı. Yukarıdaki 1928 tarihli otoportre, fesin hızla bir hatıraya dönüştüğü bu yılların tanığıdır.
Ek bilgi
671 sayılı kanun bugün de yürürlüktedir. 1982 Anayasası'nın 174. maddesi, "inkılap kanunları" arasında Şapka İktisası Hakkında Kanun'u da sayar ve bu kanunların Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağını ve yorumlanamayacağını belirtir.
İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
Buradaki yaygın kalıp, aslında bir yanlıştan çok bir kısaltmadır. "Fes yasaklandı" ifadesi, 1930'lardan itibaren ders kitaplarında ve gazete yazılarında olayın özeti olarak kullanıldı. Zamanla bu özet, kanunun kendi diliymiş gibi aktarılır oldu. Ters yönde bir kısaltma da var: Bazı yazılar "kanun fesi değil şapkayı düzenledi, fes hiç yasaklanmadı" diyerek uygulamadaki sonucu görmezden gelir. Her iki kalıp da metnin kendisine bakmadan kurulmuştur.Sosyal medyada bu iki kısaltma sık sık karşılaşıyor. 13 Ekim 2026'da X'te @grok, bir kullanıcının sorusuna verdiği cevapta 1925 düzenlemesini "fes yasaklandı" diye özetledi. Bu özet, sonuç bakımından yanlış değil, ama kanunun fes kelimesini içermediği ayrıntısını atlıyor. 1 Ekim 2026'da ise bir kullanıcı, kanunun yalnızca memurları bağladığını ve halka bir şey getirmediğini öne sürdü. Bu da eksik, çünkü birinci maddenin ikinci cümlesi doğrudan "Türkiye halkı"ndan söz eder.
Arşivdeki karşı kanıt kanunun kendisidir: Resmî Gazete'nin 28 Kasım 1925 tarihli sayısı, Meclis'in 25 Kasım 1925 tarihli tutanakları ve 1982 Anayasası'nın 174. maddesi. Bunlar, fesin kanunda adıyla anılmadığını, ama şapkanın hem memurlar için zorunlu hem halk için genel başlık ilan edildiğini gösterir.
Dikkat: yanlış bilinen
Şapka Kanunu kadın kıyafetine dair bir hüküm içermez. Çarşaf ve peçe konusu, kanunun değil, 1930'larda bazı belediye ve il genel meclislerinin aldığı yerel kararların konusudur. Ayrıca 1934'te çıkan 2596 sayılı kanun, din adamlarının ibadet yerleri ve ayinler dışında dinî kisve giymesini düzenler. Bunlar ayrı metinlerdir.
Bir kelimenin yokluğu neden önemli?
Bir kanunun ne söylediği ile ne sonuç doğurduğu arasındaki farkı görmek, tarih tartışmalarında çoğu zaman en verimli yerdir. 671 sayılı kanunun fes kelimesini kullanmaması tesadüf değildir. Kanun yapıcılar bir yasağı değil, bir yeni kuralı öne çıkarmayı seçti. "Fesi yasaklıyoruz" demek bir geçmişi hedef alırdı. "Genel başlık şapkadır" demek ise bir geleceği tarif ediyordu. Uygulamada ise bu tarif, fesin kamusal görünürlüğünü kısa sürede bitirdi.Bu yüzden "fes yasaklandı" diyenlerle "fes hiç yasaklanmadı" diyenler aynı metnin iki farklı yüzünü görüyor. Biri sonucu, diğeri lafzı esas alıyor. Sağlıklı bir anlatım her ikisini de söylemelidir: Kanun fesi adıyla anmadı, ama şapkayı genel başlık yaptı ve aykırı alışkanlığı men etti. Uygulamada fes böylece sokaklardan çekildi. Bu cümle biraz daha uzun, ama daha doğru. Bir yüzyıl önce yenilik olarak gelip gelenek hâline gelen bir başlığın hikâyesini anlatmak için de bu uzunluk fazla sayılmaz.