Bir ülkede iki yüksek mahkeme
7 Haziran 1920'de, açılışının üzerinden henüz altı hafta geçmiş olan Büyük Millet Meclisi, Sivas'ta bir "Muvakkat Temyiz Heyeti" kurulmasını öngören kanunu kabul etti. Bu, Meclis'in çıkardığı ilk kanunlardan biriydi. Heyet dört daireden oluşacaktı: hukuk, ceza, şer'iye ve istida, yani dilekçe dairesi. Her dairede bir reis ve dört üye; ayrıca bir başsavcı ile iki başsavcı vekili bulunacaktı.Bu kararla tarihte ilk ve son kez, aynı ülkede iki ayrı temyiz mahkemesi aynı anda görev yaptı: Biri İstanbul'daki Osmanlı Mahkeme-i Temyizi, diğeri Ankara hükümetinin Sivas'taki Temyiz Heyeti. Bu ikilik, 4 Kasım 1922'de İstanbul'un Millî Hükûmet'in yönetimine girmesine kadar sürdü. Bu tarihten sonra İstanbul'daki dosyalar Sivas'a gönderildi ve iki mahkeme fiilen birleşti.

Tarih notu
Kronoloji: 6 Mart 1868 Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin padişah iradesiyle kuruluşu; 1 Nisan 1868 ana tüzüğün yürürlüğe girişi; 18 Haziran 1879 Mahkeme-i Temyiz adının alınması; 7 Haziran 1920 Sivas'ta Muvakkat Temyiz Heyeti; 4 Kasım 1922 iki temyiz mahkemesinin birleşmesi; 14 Kasım 1923 371 sayılı kanunla Eskişehir'e taşınma; 8 Nisan 1924 şer'iye dairesinin kaldırılması; 11 Nisan 1928 1221 sayılı Temyiz Mahkemesi Teşkilatı Kanunu; 1935 Ankara'ya taşınma; 10 Ocak 1945 "Yargıtay" adının verilmesi.
Neden Sivas?
Kanun tasarısı Meclis'e 2 Haziran 1920'de dokuz madde olarak sunulmuştu. Gerekçede, İstanbul'un işgali nedeniyle Mahkeme-i Temyiz'e dosya göndermenin zorlaştığı belirtiliyordu. Meclis'teki görüşmelerde asıl tartışma mahkemenin nerede kurulacağı üzerine oldu. Sivas'ı isteyenler, şehrin daha doğuda ve daha merkezî konumda olduğunu, dosyaların oraya daha kısa sürede ulaşacağını ileri sürdü. Bir başka gerekçeleri daha vardı: Mahkeme Ankara'da olursa hükümetin yargıçların görüş ve oylarını etkileyebileceğini düşünüyorlardı. Ankara'yı isteyenlerin en güçlü dayanağı ise Divan-ı Âli'nin toplanması gerektiğinde Sivas ile Ankara arasında gidip gelmenin zorluğuydu. Uzun tartışmalardan sonra Sivas çoğunluk oyuyla kabul edildi.Bu tartışma, yargı bağımsızlığı kaygısının daha savaşın ilk aylarında Meclis'te dile getirildiğini gösterir: Yüksek mahkemeyi hükümet merkezinden uzak tutmak, bilinçli bir tercih olarak savunulmuştu.
1868'den gelen kurum
Sivas'taki heyet, kökü 1868'e uzanan bir kurumun devamıydı. Sultan Abdülaziz'in 6 Mart 1868 tarihli iradesiyle Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye ikiye ayrılmış; idari ve yasama hazırlığı görevleri Şûrâ-yı Devlet'e, yargı görevleri ise Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye verilmişti. İradede amaç, kişilerin hakları ve güvenlikleri açısından önemli olan hukuk işlerinin yürütmeden ayrı bir düzene kavuşturulması olarak açıklanıyordu. Divan'ın ana tüzüğü 1 Nisan 1868'de yürürlüğe girdi. Bu nedenle hukukçular arasında Yargıtay'ın kuruluş günü konusunda iki görüş vardır: bir kısmı irade tarihini, bir kısmı tüzük tarihini esas alır.Divan'ın başına Halep Valisi Ahmed Cevdet Paşa getirildi ve Yargıtay'ın ilk başkanı olarak kabul edilir. Üyelerin üçte ikisi Müslümanlardan, üçte biri gayrimüslimlerden seçiliyordu. Üyeler istifa etmedikçe, başka göreve getirilmedikçe ya da yargılanıp suçlu bulunmadıkça azledilemezdi; bu, Osmanlı'da hâkimlik teminatının ilk örneklerinden biriydi. 18 Haziran 1879 tarihli Nizamiye Mahkemeleri Kuruluş Kanunu ile mahkeme "Mahkeme-i Temyiz" adını aldı.

Ek bilgi
Sivas'taki Muvakkat Temyiz Heyeti'nde ayrıca bir birinci başkanlık makamı yoktu; daire başkanlarından biri bu görevi yürütüyordu. Eskişehir'deki ilk düzenleme de böyleydi. Ayrı bir birinci başkanlık ancak sonraki düzenlemelerle getirildi. Heyet kurulduğunda çalışma usulüne dair yeni kanunlar çıkarılmadığı için Osmanlı'dan kalan kanunlar uygulanmaya devam etti. Sivas'taki heyetin çalıştığı bina bugün mevcut değildir.
Eskişehir dönemi
Savaş kazanılıp batıdaki şehirler kurtulunca Sivas merkezî konumunu yitirmeye başladı. İstanbul, İzmir ve Edirne bölgelerindeki davaların çokluğu, dosyaların Sivas'a ulaşmasını güçleştiriyordu. Hukuk ve ticaret mahkemelerinin kararlarına yalnızca hukuk dairesi baktığı için işler birikiyordu. 14 Kasım 1923 tarihli ve 371 sayılı kanunla mahkeme Eskişehir'e taşındı ve "Temyiz Mahkemesi" adını aldı. Eskişehir'in seçilmesinde şehrin demiryolu kavşağında bulunması ve yargının siyasi merkezin dışında tutulması isteği belirleyici oldu. Aynı kanunla sulh daireleri eklendi, üç yedek üye ve başsavcılık kadrosu genişletildi.8 Nisan 1924 tarihli 469 sayılı kanunla şer'iye dairesi kaldırıldı; hukuk dairesi ve dilekçe dairesi sayısı ikiye çıkarıldı. Bu değişikliğin halifeliğin kaldırılmasından hemen sonra yapılması, din işleriyle devlet işlerini ayırma iradesinin yargıdaki yansımasıydı. Aynı kanun istinaf mahkemelerini de kaldırdı. 1926'da çıkarılan 766 sayılı Hâkimler Kanunu, hâkimlerin seçimi, terfisi ve disiplini için ilk kapsamlı düzenlemeyi getirdi. 11 Nisan 1928 tarihli 1221 sayılı Temyiz Mahkemesi Teşkilatı Kanunu ise daire sayısını artırdı ve 1973'e kadar yürürlükte kaldı. 1221 sayılı kanunla, önceki düzenlemede üç hukuk ve üç ceza dairesi olmak üzere altı olan daire sayısı, birer hukuk ve ceza dairesi eklenerek sekize, ticaret dairesiyle birlikte dokuza çıkarıldı. Genel kurullarda karar için aranan üçte iki çoğunluk yerine salt çoğunluk yeterli sayıldı; bu sayede genel kurulların toplanması ve karar vermesi kolaylaştı. 4 Temmuz 1934 tarihli 2556 sayılı Hâkimler Kanunu ile Yargıtay üyelerinin Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın imzaladığı üçlü kararnameyle atanması esası getirildi. Kurumun büyümesini sayılar da gösterir: 1945'te 12 daireye 101.413 dosya gelmişti. Eskişehir'deki mahkeme binasının bir bölümü korunarak bugüne ulaşmış ve müze olarak kullanılmaktadır.
Ankara ve yeni ad
Mahkeme 1935'te Ankara'ya, Bakanlıklar bölgesinde Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister'in tasarladığı yeni binaya taşındı. 1933–1935 yılları arasında yapılan bina ilk yıllarında Adalet Bakanlığı ve Askerî Yargıtay ile birlikte kullanıldı. 10 Ocak 1945'te 4695 sayılı kanunla Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun adı "Anayasa" olarak değiştirilirken, Temyiz Mahkemesi'nin adı da "Yargıtay" oldu.Bu dönemde bugün de süren bir gelenek başladı: Adli yıl açılış töreni. 6 Eylül 1943'te 1943–1944 adli yılının açılışında Birinci Başkan Halil Özyörük'ün yaptığı konuşma, geleneğin başlangıcı sayılır. Törenler uzun yıllar Ankara Hukuk Fakültesi'nin konferans salonunda yapıldı.

Dikkat: yanlış bilinen
Muvakkat Temyiz Heyeti'nin kuruluş tarihi bazı kaynaklarda 8 Haziran 1920 olarak verilir; Yargıtay'ın kendi tarihçesi kanunun kabul tarihi olan 7 Haziran 1920'yi esas alır. Kanunun numarası da farklı kaynaklarda farklı yazıldığı için bu metinde tarihle anılmıştır.
Savaşın ortasında hukuk düzeni
Muvakkat Temyiz Heyeti'nin kuruluşu, Millî Mücadele'nin yalnızca askerî değil, hukuki bir mücadele olarak da yürütüldüğünü gösteren en açık örneklerden biridir. Meclis henüz düzenli bir ordusu bile olmadan, mahkeme kararlarının denetlenebileceği bir üst yargı merci kurmayı öncelikli gördü. Bu adım, Ankara hükümetinin yalnızca bir direniş merkezi değil, vatandaşın hakkını arayabileceği bir devlet olduğunu da ortaya koyuyordu.Heyetin Ankara yerine Sivas'ta kurulması, yargıyı yürütmeden uzak tutma düşüncesinin erken bir ifadesiydi. Aynı düşünce 1923'te Eskişehir tercihinde de etkili oldu. Kurumun 1868'den 1945'e uzanan yolculuğu, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'den Mahkeme-i Temyiz'e, oradan Temyiz Mahkemesi'ne ve Yargıtay'a uzanan bir süreklilik içinde gerçekleşti. Ancak 1920'deki kopuş anı belirleyiciydi: İstanbul'daki mahkeme varlığını sürdürürken Ankara kendi yüksek mahkemesini kurdu ve 1922'de yargı birliğini kendi kurumu etrafında sağladı.