Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasından bir ay önce İstanbul hükümeti Anadolu'ya bambaşka bir heyet gönderdi. Başında padişahın yakınlarından Şehzade Abdürrahim Efendi bulunan, içinde emekli paşalar, müftüler ve gayrimüslim memurlar olan bu kafileye "Heyet-i Nasiha", yani öğüt veren heyet deniyordu. Heyet 16 Nisan 1919'da İstanbul'dan yola çıktı, Batı Anadolu'yu dolaştı ve İzmir'in işgal edildiği gün Konya'daydı. Heyetin kuruluşunu, gezisini ve neden sonuçsuz kaldığını arşiv belgeleri ve dönem gazeteleri üzerinden izleyelim. Şehzade Abdürrahim Efendi, 1909 tarihli gazete görseliGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Şehbal dergisi. Dosya sayfası
Neden bir "öğüt" heyeti?
Mondros Mütarekesi'nden sonra Anadolu'nun birçok yerinde asayiş bozulmuştu. Nisan 1919 başında Genelkurmay olaylar karşısında askerî tedbir alınmasını savunurken hükümetin sivil kanadı sessiz kalmayı doğru buluyordu. Hükümet, kuracağı heyetler sayesinde Müslim ve gayrimüslim farklı unsurların yeniden kaynaşabileceğini ve asayişin bu yolla sağlanabileceğini düşünüyordu.
Heyetin asıl amacı konusunda dönemin tanıkları farklı şeyler söyledi. Şehzade Abdürrahim Efendi, 15 Nisan 1919'da Vakit gazetesine verdiği mülakatta görevi savaştan büyük zarar gören Anadolu halkına padişahın selamını götürmek ve halkın ihtiyaçlarını yerinde görüp hükümete bildirmek olarak anlattı. Celal Bayar ise hatıralarında amacın hanedanın Meşrutiyet'ten sonra zayıflayan nüfuzunu artırmak ve İttihat ve Terakki dönemini halkın gözünde kötülemek olduğunu ileri sürdü. Efe, bazı araştırmacılara göre heyetlerin halka işgalci kuvvetlere karşı koymanın hükümete karşı isyan sayılacağını söylemesinin Milli Mücadele'ye katılımı olumsuz etkilediğini de not eder.
Ek bilgi
Başlangıçta Şehzade Seyfettin, Ahmet ve Abdürrahim efendilerin başkanlığında üç ayrı heyet düşünülmüştü. 17 Nisan tarihli Vakit gazetesindeki mülakata göre bu heyetler daha sonra birleştirildi ve başkanlığa Abdürrahim Efendi getirildi. Trakya'ya ise Şehzade Cemalettin Efendi başkanlığında ayrı bir heyet gönderildi.
Heyet ziyaret ettiği her yerde halka padişahın bir beyannamesini okuyordu. Beyanname son on yılın idaresini ve savaşa girişteki "basiretsizliği" memleketin içinde bulunduğu durumun sebebi olarak gösteriyor, halka sabır, saltanata sadakat ve hükümetin tedbirlerine itaat tavsiye ediyordu. Metin "hakkınıza kanaat, vatandaşlarınızın hukukuna riayet ve kanuna itaat cümlenize tavsiye olunur" cümlesiyle bitiyordu.
Basında heyet: Beklentiler ve söylentiler
Heyet yola çıkmadan önce İstanbul basını konuyu yakından izledi. 11 Nisan 1919 tarihli Akşam gazetesi, hükümetin heyetlerde Hristiyan unsurlardan önde gelen kişilere de yer vermeyi uygun gördüğünü ve heyetlerin başında herkesin saygısını kazanmış şehzadelerin bulunmasının faydalı sayıldığını yazdı. Dahiliye NazırıMehmet Ali Bey 17 Nisan'da aynı gazeteye verdiği mülakatta, memleketi biri Rumeli'de ikisi Anadolu'da olmak üzere üç büyük bölgeye ayırmayı ve her bölgenin idaresini heyetlerin raporlarına göre düzenlemeyi düşündüklerini söyledi.
Hadisat gazetesi 16 Nisan'da Rumca gazetelerde hükümetin heyetlere halka dağıtılmak üzere üç milyon lira verdiği yolunda haberler çıktığını duyurdu. Şehzade Abdürrahim Efendi bu haberler üzerine nakdi yardımın hükümetin işi olduğunu, heyetin böyle bir görevi bulunmadığını açıkladı. İzmir'de çıkan Köylü gazetesi ise heyetin görevini, padişahın farklı unsurlar arasında "kardeşçe, vatandaşça" bir yaşam istediğini halka iletmek olarak yorumladı.
Dikkat: yanlış bilinen
Tarihleri yan yana koymak iki girişimi ayırt etmeyi kolaylaştırır: Heyet 16 Nisan'da, yani Mustafa Kemal Paşa'nın 30 Nisan 1919'da Dokuzuncu Ordu Müfettişliği'ne atanmasından önce yola çıktı ve o Samsun'a çıkmadan bir gün önce İstanbul'a döndü. Heyet-i Nasiha, Mustafa Kemal'e karşı kurulmuş bir girişim değildi; iki görevin ortak noktası, ikisinin de İstanbul'dan Anadolu'ya resmî görevle gönderilmiş olmasıdır.
16 Nisan – 18 Mayıs 1919: Gezinin seyri
Heyet 16 Nisan akşamı padişahın huzuruna kabulden sonra Alemdar vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı. 19 Nisan'da özel trenle Bursa'ya geldi; beyanname burada Ali Rıza Paşa tarafından okundu. Ardından Karacabey, Kirmasti ve Susurluk üzerinden 22 Nisan'da Balıkesir'e, oradan Manisa'ya geçti ve 26 Nisan'da İzmir'e ulaştı. Bu ziyaretlerde heyet, dönemin gazetelerine ve valilerin telgraflarına göre coşkuyla karşılandı. Fausto Zonaro'nun Şehzade Abdürrahim Efendi portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Fausto Zonaro. Dosya sayfası 29 Nisan'da Aydın'a gelen heyeti karşılayanlar arasında din adamlarının bulunmaması şehzadenin dikkatini çekti. Efe, Nurdoğan Taçalan'a dayanarak bunun sebebinin ilmiye mensupları üzerinde nüfuzu olan Esat Hoca'nın tavrı olduğunu aktarır. Esat Hoca'nın heyete söylediği sözlerin özü şudur: Halkın nasihate ihtiyacı yoktur; Hristiyanlarla iyi geçinilmediğini söylemek, bunu bütün dünyaya ilan etmek anlamına gelir.
Aydın'da heyet ikiye ayrıldı. Şehzade Nazilli, Sarayköy, Sultanhisar ve Denizli üzerinden Antalya'ya gitti; Mahmut Hayret Paşa başkanlığındaki ikinci kol Muğla'ya geçti. Heyet 8 Mayıs'ta Korkuteli'ne uğradıktan sonra Isparta, Eğridir, Yalvaç ve Akşehir güzergâhıyla 12 Mayıs'ta Konya'ya ulaştı. Konya Valisi'nin telgrafına göre şehirdeki İtalyan birliklerinin komutanı karşılama törenine askerleriyle katılmak istemiş, Dahiliye Nezareti de Osmanlı askerinin birinci safta, İtalyan askerlerinin ikinci safta durması şartıyla buna olumlu bakmıştı.
Tarih notu
15 Mayıs 1919'da İzmir işgal edildiğinde heyet Konya'daydı. Sadrazam Damat Ferit Paşa, Ali Rıza Paşa'ya telgraf çekerek şehzadenin kimseyle temas ettirilmeden derhal İstanbul'a getirilmesini istedi. Heyet hazır bekleyen özel trenle hareket etti ve 18 Mayıs'ta İstanbul'a döndü; Mustafa Kemal Paşa ise ertesi gün Samsun'a çıktı.
Trakya heyeti
Şehzade Cemalettin Efendi başkanlığındaki ikinci heyette eski Harbiye NazırıCevat Paşa, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa (Çakmak) ve ulemadan Ziyaeddin Efendi vardı. Heyet 28 Nisan akşamı Sirkeci'den özel trenle Edirne'ye hareket etti; 2 Mayıs'ta Edirne'de beyanname Cevat Paşa tarafından okundu. Lüleburgaz, Tekirdağ ve Çorlu'yu da dolaşan heyet 9 Mayıs'ta İstanbul'a döndü. Edirne Valisi'nin raporlarına göre bazı yerlerde Rum ve Ermeni cemaat temsilcileri törenlere katılmadı. Sadrazam Damat Ferit Paşa, Haziran 1919Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Agence Rol. Agence photographique (commanditaire). Dosya sayfası
Sonuç: Neden işe yaramadı?
Heyetler gittikleri her yerde resmî törenlerle karşılandı, ama asayişin sağlanması ve işgallerin önlenmesi konusunda hükümetin beklediği sonucu vermedi. Heyetin dönüşünden bir gün sonra Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın yolu ise bunun tam tersiydi: Halkı sükûnete değil, örgütlenmeye ve direnişe çağıracaktı. Heyet-i Nasiha bu yüzden, Mütareke döneminde İstanbul hükümetinin Anadolu'ya bakışını gösteren kısa ama öğretici bir girişim olarak hatırlanır.
Heyet-i Nasiha, aynı günlerde Anadolu'ya giden iki farklı yaklaşımı karşılaştırma imkânı sunuyor. İstanbul hükümeti halkı sükûnete çağırırken, Mustafa Kemal örgütlenme ve direniş yolunu seçti. Bizce bu karşıtlık, Mütareke döneminin siyasi ikilemini çok iyi özetliyor: Bir taraf mevcut düzeni koruyarak barış umuyordu, diğer taraf bağımsızlığın ancak direnişle korunabileceğini düşünüyordu. Heyetin üyelerinin iyi niyetini sorgulamaya gerek yok; ama tarih, hangi yaklaşımın sonuç verdiğini gösterdi. Bu kısa girişim, dönemin karar vericilerinin ne kadar farklı senaryolar arasında kaldığını anlamamıza yardım ediyor.