İçeriğe geç
Giriş yap
0

Ahmet Rasim: Darüşşafaka'dan Meclis'e, "Şehir Mektupları" ve İstanbul'un gülüp ağlayan kalemi

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Elli yıllık bir kalem

"Bu akşam gün batarken, sakın geç kalma, erken gel" dizesi, Türk musikisinin en sevilen şarkılarından birinin başlangıcıdır. Bestesi Tatyos Efendi'ye, sözleri ise Ahmet Rasim'e aittir. Ama Ahmet Rasim'i asıl unutulmaz kılan, şarkı sözleri değil, İstanbul'un gündelik hayatını, kahvehanelerini, mahallelerini ve insanlarını anlattığı fıkralarıydı.

Elli yılı aşan yazı hayatında Mutlakiyet'e, Meşrutiyet'e ve Cumhuriyet'e tanıklık etti. 1927'de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in desteğiyle İstanbul milletvekili oldu. Bu yazıda, babasının terk ettiği bir çocuktan Meclis'e uzanan bu yazarın hayatını anlatıyoruz.
Ahmet Rasim
Ahmet RasimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1865 İstanbul Fatih'te doğum; 1875 Darüşşafaka; 1883 okulu birincilikle bitirme; Posta ve Telgraf Nezareti'nde kısa memurluk; Tercüman-ı Hakikat'te ilk yazı; 1885'ten sonra gazetecilik; 1891'den itibaren Servet-i Fünun'da romanlar; 1898 Suriye'ye muhabirlik; 1902 eşi Sadberk Hanım'ın ölümü; 1908 "Boşboğaz ile Güllâbi"; 1912-1913 "Şehir Mektupları"; 1916 Romanya cephesinde savaş muhabirliği; 1927 İstanbul milletvekilliği; 21 Eylül 1932 Heybeliada'da ölüm.

Darüşşafaka'nın öğrencisi

Ahmet Rasim, 1865'te İstanbul'da, Fatih'in Sarıgüzel mahallesinde doğdu. Babası Menteşeoğulları'ndan Kıbrıslı Bahaeddin Efendi, o doğmadan önce aileyi terk etti; onu annesi Nevbahar Hanım tek başına yetiştirdi.

1875'te yetim ve kimsesiz çocuklara eğitim veren Darüşşafaka'ya girdi. Edebiyatla burada tanıştı; okulda bestekâr Zekai Dede'den müzik dersleri aldı. Fransızcayı kendi çabasıyla öğrendi. 1883'te okulu birincilikle bitirdi. Darüşşafaka'nın ona kazandırdığı müzik ve edebiyat sevgisi, hayatı boyunca yazılarına da şarkılarına da yansıdı.

Memurluktan gazeteciliğe

Okulu bitirdikten sonra diğer Darüşşafaka mezunları gibi Posta ve Telgraf Nezareti'nde memur oldu; ancak burada kısa bir süre kâtiplik yaptı. Memuriyeti benimsemedi; hayatını kalemiyle kazanmak istiyordu.

İlk yazısı, Ahmet Mithat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan "Yolcu" başlıklı bir çeviriydi. Ardından Ceride-i Havadis'te fen konularında yazılar ve çeviriler yayımladı. Bir süre okullarda öğretmenlik de yaptı. Ahmet Mithat'ın teşvikiyle 1885'ten sonra kendini tümüyle gazeteciliğe verdi.

1891'den itibaren Servet-i Fünun dergisinde fen yazılarının yanında romanlarını tefrika etti. Ancak Servet-i Fünun yazarlarının ağır ve süslü edebî çizgisini benimsemedi. O, Ahmet Cevdet Paşa ve Ahmet Mithat Efendi'nin Doğu ve Batı edebiyatlarının güçlü yanlarını birleştirmeyi amaçlayan anlayışına daha yakındı; halkın anlayacağı bir dille yazmayı tercih etti.
Servet-i Fünun, 15 Eylül 1927: İstanbul mebusu Ahmet Rasim
Servet-i Fünun, 15 Eylül 1927: İstanbul mebusu Ahmet RasimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Servet-i Fünun Dergisi. Dosya sayfası
Ek bilgi
Ahmet Rasim'in yazdığı gazete ve dergilerin listesi, Osmanlı'nın son dönem basın tarihinin bir özeti gibidir: Malumat, Sabah, İkdam, Tasvir-i Efkâr, Vakit, Akşam, Cumhuriyet, Servet, Tanin, Türk Yurdu ve Yeni Mecmua bunlardan yalnız birkaçıdır. Kadınlara yönelik yayınlarda "Leyla Feride" takma adını da kullandı.

Boşboğaz ile Güllâbi ve savaş muhabirliği

1898'de Alman İmparatoru II. Wilhelm'in Suriye gezisi sırasında Malumat gazetesi adına Suriye'ye gönderildi. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ardından Hüseyin Rahmi ile birlikte "Boşboğaz ile Güllâbi" adlı bir mizah gazetesi çıkardı; gazete 37 sayı sürdü.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1916'da, Sabah gazetesi onu savaş muhabiri olarak Romanya cephesine gönderdi. Bu yolculuğun izlenimleri 1917'de "Romanya Mektupları" adıyla kitaplaştı.

Şehir Mektupları ve İstanbul'un hafızası

Şiir, hikâye ve roman alanlarında pek çok eser verdi; yirmiyi aşkın romanı ve hikâyesi yayımlandı. Ancak onu bugüne ulaştıran, inceleme ve gözleme dayanan yazılarıdır. 1912-1913'te dört cilt olarak basılan "Şehir Mektupları", "Eşkâl-i Zaman" (1918), "Cidd ü Mizah" (1920) ve "Gülüp Ağladıklarım" (1924) bu türün en tanınan örnekleridir.

Bu yazılarda Ahmet Rasim, İstanbul'un kahvehanelerini, mesire yerlerini, çarşılarını, mahalle hayatını ve değişen âdetlerini, hem gülümseten hem de hüzünlendiren bir dille anlattı. Bugün Osmanlı'nın son dönemindeki İstanbul hayatını anlamak isteyen tarihçiler, onun fıkralarına sık sık başvurur. "Falaka" (1927) adlı anı kitabında ise mahalle mektebindeki çocukluk yıllarını anlattı.

Okullar için tarih, dil bilgisi, imla ve aritmetik kitapları da yazdı. "Menâkıb-ı İslâm" adlı kitabı nedeniyle II. Abdülhamid'den Mecidî nişanı aldı. Dört ciltlik "Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi" (1910-1912) ve "İstibdattan Hâkimiyet-i Milliyeye" (1924) tarih kitapları arasındadır. "Matbuat Tarihine Medhal: İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi" (1927) ile de basın tarihimizin erken incelemelerinden birini yaptı.
Ahmet Rasim'in Heybeliada'daki mezarı
Ahmet Rasim'in Heybeliada'daki mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Maurice Flesier. Dosya sayfası

Fonograftan elektriğe: bir halk bilgini

Ahmet Rasim'in ilk kitaplarının önemli bir kısmı edebiyat değil, bilim ve teknoloji üzerineydi. 1885'te fonografın keşfini anlatan bir kitap, aynı yıl durgun elektrik üzerine bir çalışma, 1887'de "Elektrik" ve dünyanın oluşumu hakkında bir eser yayımladı. "Eski Romalılar", "Arapların Terakkiyat-ı Medeniyesi" ve "Tarih-i Muhtasar-ı Beşer" gibi kitaplarla da tarih bilgisini geniş okur kitlesine ulaştırmaya çalıştı.

Bu yönüyle Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi'nin açtığı yolu izleyen bir halk öğretmeniydi. Okuyucusuna yeni buluşları, uzak ülkelerin âdetlerini ve tarihin büyük olaylarını sade bir dille anlatıyordu. "Elifba" ve "Elifbadan Sonra" (1903) gibi okuma kitapları, "İmlâ-yı Osmanî" ve "Hesab-ı Tedricî" gibi ders kitapları da aynı amaca hizmet etti. Çeviri alanında da üretkendi; Alexandre Dumas fils'in "Kamelyalı Kadın"ını 1895'te Türkçeye kazandırdı.

Musiki ve dostluklar

Müzik, Ahmet Rasim'in hayatının ayrılmaz bir parçasıydı. Hem güfte yazdı hem de besteler yaptı. Tatyos Efendi'nin uşşak makamında bestelediği "Bu akşam gün batarken gel" şarkısı, onun güftelerinin günümüze en iyi ulaşanıdır. Tatyos Efendi ve kemençeci Vasilaki ile dostluğu, ölümüne kadar sürdü. Ünlü bestekâr Osman Nihat Akın, onun torunudur.

1927: Meclis'e giriş

1927'de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in referansıyla İstanbul milletvekili oldu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üçüncü ve dördüncü dönemlerinde milletvekilliği yaptı. Ancak sağlık sorunları nedeniyle Meclis oturumlarına katılamadı. Mustafa Kemal'in onu Meclis'e alması, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'e uzanan bir yazar kuşağını onurlandırma isteği olarak görülebilir.
Dikkat: yanlış bilinen
Ahmet Rasim, Soyadı Kanunu çıkmadan önce, 1932'de öldüğü için bir soyadı almadı. Oğlu Mahmut Sırrı'nın "Arık" soyadını taşıdığı bilinir. Kaynaklarda doğum yılı 1864 ve 1865 olarak iki biçimde geçer; adının başında "Cavit" bulunduğu da kaydedilir.
Ahmet Rasim, 21 Eylül 1932'de Heybeliada'daki evinde öldü ve Heybeliada'daki Abbaspaşa Mezarlığı'na gömüldü. Fatih Karagümrük'te 1938-1939 öğretim yılında açılan ortaokul, 1965-1966'da onun adını aldı; okul 1988-1989'dan beri Ahmet Rasim Lisesi olarak eğitim veriyor.

Halkın diliyle yazan tanık

Ahmet Rasim'in değeri, büyük olayları değil, gündelik hayatı yazmasındadır. Darüşşafaka'da yetişmiş, babasız büyümüş bir çocuk olarak, İstanbul'un sokaklarını ve insanlarını içeriden tanıyordu. Onun fıkraları, bir imparatorluğun son yıllarında bir şehrin nasıl yaşadığını, nasıl eğlendiğini ve nasıl değiştiğini anlatan eşsiz bir hafızadır.

Servet-i Fünun'un süslü dilini benimsemeyip halkın anlayacağı bir dille yazması, onu kendi döneminde geniş bir okur kitlesine ulaştırdı. Bu tercih, Cumhuriyet'in dilde sadeleşme hedefleriyle de örtüşüyordu. Mustafa Kemal'in onu 1927'de Meclis'e alması, bu uzun ve halka yakın kalemin bir tanınmasıydı.

Bugün "Şehir Mektupları" ve "Gülüp Ağladıklarım", hâlâ okunmaya değer kitaplardır. "Bu akşam gün batarken" şarkısı ise onun adını bilmeyenlerin bile dilinde yaşıyor. Ahmet Rasim, İstanbul'un hem gülen hem ağlayan yüzünü kâğıda geçiren en sadık tanıklardan biriydi.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap