İçeriğe geç
Giriş yap
0

Einstein Atatürk'e mektup mu yazdı? 17 Eylül 1933 mektubu ve İsmet Paşa'nın cevabı

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt8 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
İddia: Albert Einstein'ın 1933'te Atatürk'e bir mektup yazarak Nazi Almanyası'ndan kaçan Yahudi bilim insanları için yardım istediği, Atatürk'ün de bu mektup üzerine onları Türkiye'ye davet ettiği sosyal medyada sıkça anlatılır. İddianın bir başka biçiminde ise Atatürk'ün Einstein'ın ricasını geri çevirdiği söylenir.

Kısa cevap: Einstein'ın Türkiye'ye yazdığı bilinen mektup, Atatürk'e değil, Başvekil İsmet Paşa'ya hitaben yazılmıştır ve 17 Eylül 1933 tarihlidir. Mektup, bir yardım kuruluşunun onursal başkanı sıfatıyla yazılmıştı ve kırk bilim insanının Türkiye'de bir yıl boyunca ücretsiz çalışmasına izin istiyordu. Türk hükûmeti bu başvuruyu kabul etmedi. Ancak Türkiye bundan önce, 1933 yazında, Almanya'dan ayrılmak zorunda kalan çok sayıda profesörü İstanbul Üniversitesi'ne davet etmişti.
Albert Einstein, 1933
Albert Einstein, 1933Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

Bir kullanıcı 25 Ekim 2026'da paylaştığı gönderide mektubun Atatürk'e yazıldığını ve Yahudi bilim insanlarının onun bu mektuba verdiği cevapla kurtulduğunu ileri sürdü. 29 Eylül 2026 tarihli bir başka gönderide ise mektup konusu, alıcısının ve cevabının ne olduğu sorusuyla birlikte tartışıldı. İki anlatı da mektubun varlığından yola çıkıyor; ayrıştıkları nokta mektubun kime yazıldığı ve sonucunun ne olduğu.
Tarih notu
Kronoloji: 30 Ocak 1933 Hitler'in Almanya'da iktidara gelişi; 7 Nisan 1933 Alman memurluk kanunu ve Yahudi akademisyenlerin görevden uzaklaştırılması; 6 Temmuz 1933 Philipp Schwartz ile Türk hükûmeti arasındaki görüşme; 31 Temmuz 1933 Darülfünun'un kapatılması; 17 Eylül 1933 Einstein'ın İsmet Paşa'ya mektubu; 18 Kasım 1933 İstanbul Üniversitesi'nin açılışı; Kasım 1933 başvuruya verilen olumsuz cevap.

Mektup kime ve neden yazıldı?

Einstein, Nazi iktidarının ilk aylarında Almanya'dan ayrılmış ve Yahudi bilim insanlarına yardım eden kuruluşlarla birlikte çalışmaya başlamıştı. 17 Eylül 1933 tarihli mektubu, Yahudi çocuklara ve ailelere sağlık yardımı yapan OSE adlı kuruluşun onursal başkanı sıfatıyla yazdı. Mektup "Ekselansları" hitabıyla Türkiye Cumhuriyeti Başvekili İsmet Paşa'ya gönderildi.

Einstein mektubunda, Almanya'da görevlerinden uzaklaştırılmış kırk profesör ve doktorun Türkiye'de bir yıl boyunca ücret almadan çalışmasına izin verilmesini rica ediyordu. Bu bilim insanları Türkiye'de bilim ve tıp alanında hizmet edecek, karşılığında yeni bir hayat kurma imkânı bulacaklardı. Mektup bir kişisel yazışma değil, bir kurum adına yapılan resmî bir başvuruydu.

Ankara'nın cevabı

Mektup Ankara'da ilgili bakanlıklara havale edildi. Kâğıdın kenarında bu yazışma sürecine ait notlar bulunur. Kasım 1933'te İsmet Paşa imzasıyla verilen cevapta, önerinin mevcut kanunlar ve koşullar içinde kabul edilemeyeceği bildirildi. Yani Einstein'ın kırk kişilik listesi bu biçimiyle onaylanmadı.
İsmet İnönü bir CHP kongresinde
İsmet İnönü bir CHP kongresindeGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: NA. Dosya sayfası
Ek bilgi
Bu cevap, Türkiye'nin Almanya'dan ayrılmak zorunda kalan bilim insanlarına kapılarını kapattığı anlamına gelmez. Başvurudan iki ay önce, 6 Temmuz 1933'te Ankara'da Zürih'teki yardım örgütünün kurucusu Philipp Schwartz ile görüşülmüş ve 1933 Üniversite Reformu çerçevesinde otuzdan fazla profesörün İstanbul Üniversitesi'ne davet edilmesi kararlaştırılmıştı. Bu profesörler ücretli kadrolarla, sözleşmeli olarak çalıştı.

Atatürk'ün yeri neresi?

Atatürk'ün adı bu mektupta geçmiyor ve mektup ona yazılmamış. Ama 1933 Üniversite Reformu, Atatürk'ün desteklediği ve yakından izlediği bir yenilikti. Darülfünun'un kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi'nin kurulması, yabancı profesörlerin bu yeni üniversitede görev alması, onun cumhurbaşkanlığı döneminin önemli kararlarındandır. Dolayısıyla "Atatürk Alman bilim insanlarını Türkiye'ye davet etti" cümlesi genel çerçevede bir gerçeği anlatır; ama bu davetin Einstein'ın mektubuna cevap olarak yapıldığı doğru değildir.
Dikkat: yanlış bilinen
İddianın tersine çevrilmiş biçimi de yanıltıcıdır. Einstein'ın kırk kişilik ücretsiz çalışma önerisinin kabul edilmemesi, Türkiye'nin bilim insanlarını geri çevirdiği şeklinde sunulursa, aynı yıllarda Türkiye'ye gelen yüzü aşkın akademisyen, asistan ve teknik eleman göz ardı edilmiş olur. Bunlar arasında tıp, hukuk, iktisat ve filoloji alanlarında Türk bilim hayatında kalıcı iz bırakan isimler vardır.
Albert Einstein
Albert EinsteinGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Photograph by Orren Jack Turner, Princeton, N.J. Modified with Photoshop by PM_Poon and later by Dantadd. Dosya sayfası

Philipp Schwartz ve Zürih'teki yardım örgütü

Einstein'ın mektubundan önceki aylarda, Frankfurt Üniversitesi'nden uzaklaştırılan patolog Philipp Schwartz, Zürih'te Almanya'dan ayrılmak zorunda kalan bilim insanlarına iş bulmak için bir yardım örgütü kurmuştu. Schwartz, 1933 yazında Ankara'ya gelerek Maarif Vekâleti yetkilileriyle görüştü. Türk hükûmeti, üniversite reformu için ihtiyaç duyduğu alanlarda deneyimli öğretim üyeleri arıyordu; Schwartz'ın listesi bu ihtiyaçla örtüştü.

Görüşmelerin sonunda yapılan sözleşmelerle tıp, hukuk, iktisat, kimya ve filoloji gibi alanlarda çok sayıda profesör İstanbul'a geldi. Bunların bir kısmı yalnızca birkaç yıl kaldı, bir kısmı ise savaş bitene kadar, hatta daha uzun süre Türkiye'de çalıştı. Bu profesörler Türkçe ders verme yükümlülüğü üstlendi, yanlarında Türk asistanlar yetiştirdi ve Türkçe ders kitapları hazırlattı.

Einstein'ın kırk kişilik önerisi, bu sözleşmeli düzenden farklıydı. Ücretsiz çalışma teklifi, iyi niyetli olmakla birlikte devletin kadro ve bütçe düzenine uymuyordu; ayrıca listenin hangi alanlardan oluşacağı da Türk üniversitelerinin ihtiyacı gözetilerek belirlenmemişti. Olumsuz cevabın arkasında bu idari ve hukuki nedenlerin bulunduğu, mektubun kenarındaki notlardan anlaşılır.

Mektubun ortaya çıkışı

Mektup ve üzerindeki notlar, uzun yıllar Türk devlet arşivinde kaldı. 2000'lerde kamuoyuna tanıtılmasından sonra hem Türkiye'de hem de yurtdışında haberlere konu oldu. Haberlerde mektubun alıcısının bazen "Türk hükûmeti", bazen de yanlış olarak "Atatürk" diye verilmesi, sosyal medyadaki iki karşıt anlatının da kaynağı oldu.

Bir mektup, iki yanlış anlatı

Einstein mektubu, aynı belgeden birbirine zıt iki yanlış sonucun nasıl çıkarılabileceğini gösteren öğretici bir örnek. Birinci anlatı, mektubu Atatürk'e yazılmış ve olumlu cevaplanmış gibi sunarak gerçek bir tarihi kahramanlık hikâyesine dönüştürüyor. İkinci anlatı, verilen olumsuz cevabı öne çıkarıp Türkiye'nin o yıllarda yaptığı geniş çaplı davetleri görmezden geliyor.

Belgenin kendisi ise daha sade bir tablo çiziyor: Bir yardım kuruluşu, Başvekil'e resmî bir başvuru yaptı; başvuru o biçimiyle kabul edilmedi. Aynı dönemde Türkiye, kendi üniversite reformunun ihtiyaçları doğrultusunda seçtiği bilim insanlarını sözleşmeli kadrolarla davet etti. Tarihi değerlendirmek için mektubun kime yazıldığına, ne istediğine ve hangi şartlarda cevaplandığına bakmak, onu bir slogana dönüştürmekten çok daha fazlasını anlatıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap