Bir marşın ve bir hareketin hikâyesi
"Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar" diye başlayan Gençlik Marşı, Türkiye'de okul çağındaki hemen her çocuğun ezbere bildiği bir şarkıdır. Bu marşın ezgisinin İsveç'ten geldiğini ve onu Türkiye'ye getirenin bir beden eğitimi öğretmeni olduğunu bilenler ise azdır. O öğretmen, Türkiye'nin olimpiyat hareketine katılmasının da öncüsü olan Selim Sırrı Tarcan'dı.Selim Sırrı Tarcan, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan bir süreçte, beden eğitimini ve sporu bir millî terbiye meselesi olarak gören öncülerdendi. Pierre de Coubertin'in daveti üzerine ilk Millî Olimpiyat Komitesi'ni kurdu, İsveç'te beden eğitimi okudu, Türkiye'ye voleybolu getirdi ve bugünkü 19 Mayıs kutlamalarının kökenindeki jimnastik bayramlarını başlattı. Bu yazıda onun hayatını anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1874 Mart Yenişehir (Larissa) doğum; 1876 babasının Karadağ'da şehit düşmesi; 1882 Galatasaray Mektebi'ne yatılı kayıt; 1890 Mühendishane-i Berrî-i Hümayun; 1898 İzmir'de futbol maçları; 1907 Coubertin ile tanışma; 1908 ilk Millî Olimpiyat Komitesi; Mayıs 1909 Berlin'deki IOC toplantısı; 1909-1910 İsveç'te beden eğitimi akademisi; 1911 "Terbiye ve Oyun" dergisi; 1916 ilk jimnastik bayramları; 1917 Gençlik Marşı; 1922 Olimpiyat Komitesi'nin yeniden kuruluşu; 1926 komite başkanlığından çekilme; 1935 Beden Terbiyesi başmüfettişliğinden emeklilik ve Ordu milletvekilliği; 2 Mart 1957 İstanbul'da ölüm.
Yetim bir subay çocuğu
Selim Sırrı, Mart 1874'te Osmanlı Teselyası'ndaki Yenişehir'de, bugünkü Yunanistan'ın Larissa şehrinde doğdu. Babası Miralay Yusuf Bey, 1876'da Karadağ'daki çarpışmalarda bir kaleyi savunurken şehit düştü. Selim Sırrı henüz iki yaşındaydı.Beş yaşındayken annesi onu ve iki ablasını alarak İstanbul'a, subay olan dayısının yanına götürdü. Dayısı Rıfat Paşa, Abdülhamid'e muhalefeti nedeniyle Fizan'a sürülünce annesi onu 1882'de Galatasaray Mektebi'ne yatılı öğrenci olarak kaydettirdi. Burada sekiz yıl okudu ve jimnastik hocası Ali Faik Bey'in etkisiyle beden eğitimine büyük ilgi duydu. Okulun beden eğitimi derslerinde en başarılı öğrencisiydi; hafta sonları da evde arkadaşlarıyla jimnastik ve vücut geliştirme çalışmaları yapıyordu.
Mali sıkıntılar nedeniyle 1890'da parasız yatılı olan Mühendishane-i Berrî-i Hümayun'a geçti ve buradan mezun oldu. 1898'de İzmir'de bir futbol kulübünün üyesi olarak Bornova sahasında oynanan maçlarda yer aldı; bu nedenle ilk Türk futbolculardan biri olarak anılır.
Coubertin ile karşılaşma
Modern olimpiyatların kurucusu Pierre de Coubertin, Türkiye'nin de Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne katılmasını istiyordu. 1907'de İstanbul'u ziyaret ettiğinde, Galatasaray Mektebi'nin Fransız öğretmenlerinden Juery aracılığıyla Selim Sırrı ile tanıştı ve ondan bir millî olimpiyat komitesi kurmasını istedi. O sırada İzmir'de bir okulda beden eğitimi öğretmenliği yapan ve Servet-i Fünun dergisinde spor yazıları yazan Selim Sırrı, Abdülhamid döneminin siyasi koşulları nedeniyle 1908'deki İkinci Meşrutiyet'in ilanını beklemek zorunda kaldı.Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte ilk Millî Olimpiyat Komitesi kuruldu. Komitenin başkanlığını Servet-i Fünun'un sahibi Ahmet İhsan Bey, genel sekreterliğini Selim Sırrı üstlendi. Mayıs 1909'da Selim Sırrı, Berlin'de yapılan Uluslararası Olimpiyat Komitesi toplantısında Türkiye'yi temsil etti.
İsveç'ten gelen beden eğitimi ve bir ezgi
1909'da İsveç'e giderek Stockholm'deki beden eğitimi ve jimnastik akademisinde öğrenim gördü. İsveç jimnastiği, o dönemde Avrupa'da okul beden eğitiminin en sistemli yöntemlerinden biri olarak biliniyordu. Selim Sırrı, İsveç'te yerel kültürlerin, halk danslarının ve şarkılarının topluma nasıl kazandırıldığını da gördü.Türkiye'ye dönerken yanında bazı İsveç şarkılarının notalarını getirdi. Bunlardan biri, "Tre trallande jäntor" adlı bir İsveç halk ezgisiydi. Bu ezgi, 1917'de Ali Ulvi Bey'in yazdığı Türkçe sözlerle "Dağ Başını Duman Almış" adlı Gençlik Marşı'na dönüştü. Marş, kısa sürede okullarda ve gençlik etkinliklerinde en çok söylenen şarkılardan biri oldu ve Cumhuriyet döneminde de bu yerini korudu.
Selim Sırrı ayrıca İsveç'te gördüğü folklor çalışmalarından esinlenerek, Türkiye'ye döndükten sonra halk oyunlarını derlemeye başladı. Ege'nin zeybek oyunlarını derleyerek İstanbul'da tanıtmaya çalıştı; bu çalışmalarıyla Osmanlı'da folklor derlemesinin öncülerinden biri sayıldı.

Ek bilgi
Selim Sırrı Tarcan, 1916'da düzenli jimnastik bayramlarının başlatılmasına öncülük etti. Okulların katıldığı bu toplu beden eğitimi gösterileri, Cumhuriyet döneminde 19 Mayıs'ta düzenlenen gençlik ve spor kutlamalarının kökenlerinden biri olarak kabul edilir. Bugün Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanan 19 Mayıs'ın stadyum gösterileri, bu geleneğin devamıdır.
Yayıncı, öğretmen, voleybolun öncüsü
1911'de "Terbiye ve Oyun" adlı bir spor dergisi çıkardı; bu, Osmanlı'da yayımlanan ikinci spor dergisiydi. Futbol adlı dergiden sonra çıkan bu yayın, beden eğitimini geniş bir okur kitlesine tanıtmayı amaçlıyordu. Selim Sırrı, hayatı boyunca 58 kitap, yaklaşık 2500 makale yazdı ve çoğu spor üzerine binlerce konferans verdi.Türkiye'de voleybolun öncüsü olarak kabul edilir. 1920-1924 yıllarında öğretmenlere bu sporun kurallarını ve oynanışını öğreterek okullarda yaygınlaşmasının altyapısını hazırladı. 1904'te Galatasaray'ın edebiyat öğretmenlerinden Mösyö Goury'den öğrendiği boksu da Türkiye'de tanıtan ilk isimlerden biri oldu.
Olimpiyat Komitesi: dağılış ve yeniden kuruluş
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, 1918'de, Almanya'nın yanında savaşan Türkiye Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nden çıkarıldı; 1920 Anvers Olimpiyatları'na katılamadı ve millî komite dağıldı. 1921'de Macaristan'ın ve Coubertin'in oylarıyla Türkiye yeniden IOC'ye kabul edildi. Bunun üzerine Selim Sırrı, 1922'de millî komiteyi yeniden kurdu ve başkanlığına seçildi.Yeniden kurulan komite, Cumhuriyet'in ilk olimpiyat katılımı olan 1924 Paris Olimpiyatları'nın hazırlıklarında yer aldı. Ancak Selim Sırrı'nın amatörlük konusundaki keskin görüşleri, spor çevrelerinde tartışma yarattı. 1926'da Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı tarafından kınanınca komite başkanlığından çekildi; 1930'da IOC üyeliğinden de ayrıldı.

Dikkat: yanlış bilinen
Selim Sırrı Tarcan'ın amatörlük konusundaki tutumu, onun spor anlayışının merkezindeydi. O, sporu para kazanma aracı değil, bedeni ve karakteri yetiştiren bir terbiye aracı olarak görüyordu. Bu görüş, sporun giderek kulüp rekabetine ve seyirci ilgisine dayalı bir faaliyete dönüştüğü bir dönemde, spor yöneticileriyle çatışmasına yol açtı.
Başmüfettiş ve milletvekili
Cumhuriyet döneminde Maarif Vekâleti'nde Beden Terbiyesi Başmüfettişi oldu ve bu görevi 1935'e kadar sürdürdü. Gürbüz Türk Çocuğu dergisinde yazdığı otuzu aşkın makaleyle, çocukların zihinsel ve bedensel gelişiminde beden eğitiminin, oyunların ve jimnastiğin önemini anlattı. Okullarda beden eğitimi derslerinin yaygınlaşması ve öğretmen yetiştirilmesi, onun çalışmalarının en kalıcı sonuçlarından biri oldu.1935'te emekli olduktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nden Ordu milletvekili seçildi; 1939 ve 1943 seçimlerinde de yeniden seçildi. 2 Mart 1957'de İstanbul'da, seksen iki yaşında öldü. Ankara'daki bir spor salonu ve Galatasaray Lisesi'nin spor salonu onun adını taşır.
Bedeni ve karakteri birlikte yetiştirmek
Selim Sırrı Tarcan'ın hayatı, sporun Türkiye'de nasıl bir millî eğitim meselesine dönüştüğünü anlatıyor. Babasını iki yaşında savaşta kaybeden bir çocuk, Galatasaray'ın jimnastik salonunda kendi yolunu buldu ve hayatını, gençliğin bedenen ve ruhen sağlıklı yetişmesine adadı.Onun spor anlayışı, rekordan ve kupadan çok, toplu beden eğitimine, okul jimnastiğine ve halk oyunlarına dayanıyordu. Bu anlayış, Atatürk'ün gençliğe ve spora bakışıyla örtüşüyordu. Cumhuriyet'in 19 Mayıs'ı bir gençlik ve spor bayramı olarak kutlaması, Selim Sırrı'nın 1916'da başlattığı jimnastik bayramları geleneğiyle buluştu.
Amatörlük konusundaki ödünsüz tavrı, onu kendi döneminde yalnız bıraktı; ama bugün geriye bakıldığında, onun sporu bir eğitim aracı olarak görmesi, beden eğitiminin okullarda yerleşmesine en büyük katkıyı sağladı. Her 19 Mayıs'ta söylenen "Dağ Başını Duman Almış", onun bu mirasının en tanıdık sesidir.