Kudüs'ün en tanınmış silueti, altın kubbesi ve sekizgen gövdesiyle Kubbetüssahra'dır. Bu yapı, 691–692 yıllarında Emevi halifesiAbdülmelik bin Mervan tarafından yaptırıldı ve İslam mimarisinin bugüne ulaşan en eski anıtsal yapılarından biri oldu. Ancak bugün yapının dış cephesine bakan biri, Emevi döneminin değil, büyük ölçüde Osmanlı döneminin izlerini görür. Sekizgen gövdeyi saran mavi, beyaz, yeşil ve sarı tonlarındaki çiniler, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1540'larda başlayan büyük bir onarımın ürünüdür. Bu çiniler, eskimiş Emevi mozaiklerinin yerini aldı ve Kubbetüssahra'ya bugün tanıdığımız görüntüsünü kazandırdı. Bu yazıda Kanuni'nin Kudüs'teki imar faaliyetlerini, Kubbetüssahra çinilerinin yapılışını, sonraki Osmanlı onarımlarını ve 20. yüzyılda yapılan değişiklikleri ele alıyoruz. Kudüs'te Kubbetüssahra'nın çinilerle kaplı dış cephesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Bex-Lemon. Dosya sayfası
Kudüs'ün Osmanlı'ya geçişi
Kudüs, 1516–1517'de Yavuz Sultan Selim'in Memlük Devleti'ne karşı kazandığı zaferlerle Osmanlı yönetimine geçti. Şehir, İslam dünyası için Mekke ve Medine'den sonra üçüncü kutsal şehirdi; aynı zamanda Hristiyanlar ve Yahudiler için de büyük önem taşıyordu. Osmanlı padişahları, Kudüs'e özel bir önem verdi. Yavuz'un oğlu Kanuni Sultan Süleyman, şehirde büyük bir imar programı başlattı.
Kanuni'nin Kudüs'teki imar programı
Kanuni döneminde Kudüs'te yapılan en büyük iş, şehri çevreleyen surların yeniden inşasıydı. 1537–1541 yılları arasında yapılan bu surlar, bugün de Kudüs'ün eski şehrini çevreler ve Şam Kapısı, Yafa Kapısı gibi kapılarıyla tanınır. Kanuni ayrıca şehre su getiren kanalları onardı, yeni çeşmeler yaptırdı ve Harem-i Şerif alanındaki yapıları elden geçirtti. Bu çalışmaların en dikkat çekici olanı, Kubbetüssahra'nın dış cephesinin yeniden kaplanmasıydı.
Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan da Kudüs'te büyük bir vakıf kurdu. Hürrem Sultan İmareti, yoksullara yemek dağıtan bir aşevi olarak yüzyıllar boyunca çalıştı ve bugün de benzer bir işlev sürdürmektedir.
Emevi mozaiklerinden Osmanlı çinilerine
Kubbetüssahra'nın dış cephesi, Emevi döneminde cam mozaiklerle kaplanmıştı. Bu mozaikler, yüzyıllar içinde yağmur, rüzgâr ve güneşin etkisiyle büyük ölçüde bozulmuştu. Kanuni döneminde, bu mozaiklerin yerine çini kaplama yapılmasına karar verildi. Çini kaplama, sekizgen gövdenin üst kısımlarını ve kubbe kasnağını kapladı. Alt kısımlarda ise mermer kaplama kullanıldı.
Çinilerin üzerindeki yazıtlarda, işin farklı aşamalarına ait tarihler bulunur. Bu tarihler, çalışmanın 1540'ların ortasından 1550'lerin başına kadar sürdüğünü gösterir. Çinilerden birinde, işi yapan ustalardan Tebrizli Abdullah adlı bir sanatkârın adı geçer. Bu ad, çini ustalarının bir kısmının İran kökenli olduğunu ya da İran geleneğinde yetiştiğini düşündürür.
Ek bilgi
Kubbetüssahra çinilerinin bir kısmı, renkli sırların birbirine karışmasını önlemek için desen sınırlarına uygulanan bir teknikle, yani "cuerda seca" ya da Türkçede "renkli sır" tekniğiyle yapılmıştır. Bu teknik, 16. yüzyılın başlarında İstanbul'daki bazı yapılarda da kullanılmıştı. Çinilerin büyük bir kısmının Kudüs'te, yapının yakınında kurulan atölyelerde üretildiği düşünülür.
Kanuni döneminde Kubbetüssahra'ya eklenen çini kaplamanın yakından görünüşüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: beggs. Dosya sayfası
Desenler ve yazılar
Kubbetüssahra çinilerinde bitkisel desenler, geometrik motifler ve büyük yazı kuşakları bir arada kullanılmıştır. Kubbe kasnağının çevresindeki yazı kuşağında, Kuran'ın Yasin suresi yer alır. Bu yazı, beyaz harflerle koyu mavi zemin üzerine yazılmıştır ve yapının çevresini bir kuşak gibi sarar. Pencere çevrelerinde ve panolarda ise lale, karanfil ve rumi motifleri ile sarmal dallar görülür. Renk düzeninde koyu mavi, turkuaz, beyaz, yeşil ve sarı ağır basar.
Bu çiniler, İznik'te o yıllarda gelişen çini sanatıyla aynı zevk dünyasına aittir. Ancak Kubbetüssahra'daki çinilerin renkleri ve teknikleri, İznik'teki 1550 sonrası üretimle birebir aynı değildir. Bu nedenle sanat tarihçileri, Kubbetüssahra çinilerini İznik çinilerinin gelişimindeki ara bir evre olarak değerlendirir.
Sonraki Osmanlı onarımları
Kanuni döneminden sonra da Kubbetüssahra, Osmanlı padişahlarının ilgisini çekmeye devam etti. 17., 18. ve 19. yüzyıllarda yapılan onarımlarda, bozulan çinilerin bir kısmı yenileriyle değiştirildi. Bu onarımların en kapsamlıları, 19. yüzyılda Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde yapıldı. Bu dönemlerde değiştirilen çinilerin bir kısmı, Kanuni dönemi çinilerinden farklı renk ve desenlere sahipti. Bu nedenle bugün yapının cephesinde farklı dönemlere ait çiniler bir arada görülür.
Dikkat: yanlış bilinen
Kubbetüssahra'nın bugünkü cephesinde gördüğümüz çinilerin büyük bir kısmı, Kanuni dönemine ait özgün çiniler değildir. 1950'lerin sonu ve 1960'ların başında, Ürdün yönetiminin yaptırdığı büyük onarımda pek çok çini, yeni yapılmış kopyalarla değiştirildi. Kanuni döneminden kalan özgün çinilerin bir kısmı bugün Harem-i Şerif'teki müzede ve bazı koleksiyonlarda korunmaktadır.
Avrupa'nın gözünde Kubbetüssahra
19. yüzyılda Kudüs'e gelen Avrupalı gezginler, ressamlar ve fotoğrafçılar Kubbetüssahra'yı sıklıkla resmetti. Bu dönemde Müslüman olmayanların Harem-i Şerif'e girmesi uzun süre yasaktı; ancak 19. yüzyılın ortalarından itibaren, özel izinlerle bazı Avrupalıların ziyaret etmesine izin verildi. İngiliz araştırmacılar, yapının planını ölçtü ve çizdi. Bu çizimler ve fotoğraflar, Avrupa'da Kubbetüssahra'nın ve onun Osmanlı çinilerinin tanınmasını sağladı.
Çinilerin yapımı
Kubbetüssahra'nın çinileri, Kudüs'te, yapının yakınında kurulan atölyelerde üretildi. Çinileri yapan ustaların İran kökenli olduğu ve Tebriz'den gelen ustaların bu işte rol oynadığı düşünülür. Çinilerin bir kısmında, ustaların adını ve yapım tarihini veren yazılar bulunur. Bu yazılar, çinilerin 1540'lı yıllarda yapıldığını gösterir. Çinilerde kullanılan renkler ve desenler, İznik çinileriyle bazı benzerlikler gösterir; ancak üretim tekniği farklıdır. Kullanılan tekniğin bir kısmı, renkli sırların birbirine karışmaması için çizgilerle ayrıldığı cuerda seca tekniğidir.
Sonraki onarımlar
Kubbetüssahra'nın çinileri, yüzyıllar içinde güneş, yağmur ve depremler nedeniyle yıprandı. Osmanlı döneminde birkaç kez onarım yapıldı. Sultan II. Mahmud ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde de onarımlar gerçekleşti. 20. yüzyılda yapılan büyük bir onarımda, Osmanlı çinilerinin önemli bir kısmı yeni çinilerle değiştirildi. Eski çinilerin bir kısmı, bugün Kudüs'teki İslam Müzesi'nde sergilenmektedir. Kubbetüssahra cephesindeki çini panolarGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: beggs. Dosya sayfası
Kubbenin altını
Kubbetüssahra'nın kubbesi, bugün parlak altın rengiyle tanınır. Ancak kubbe, tarih boyunca her zaman altın renkli değildi. Osmanlı döneminde kubbe, uzun süre kurşun ya da benzeri metal levhalarla kaplıydı. Bugünkü parlak altın kaplama, 20. yüzyılda yapılan onarımlarla ortaya çıktı. 1990'larda yapılan son büyük onarımda kubbe, altın kaplama ile yenilendi.
Tarih notu
Kronoloji
691–692: Abdülmelik bin Mervan'ın Kubbetüssahra'yı yaptırması 1516–1517: Kudüs'ün Osmanlı yönetimine geçmesi 1537–1541: Kudüs surlarının yeniden yapılması 1540'ların ortası–1550'lerin başı: Dış cephenin çinilerle kaplanması
19. yüzyıl: Abdülmecid ve Abdülaziz dönemi onarımları 1950'lerin sonu–1960'ların başı: Ürdün döneminde kapsamlı onarım 1990'lar: Kubbenin altın kaplamasının yenilenmesi
Mozaikten çiniye: Kudüs'ün mavi yüzü
Bize göre Kubbetüssahra, farklı dönemlerin aynı yapı üzerinde katman katman iz bıraktığı eşsiz bir örnektir. Emevilerin kurduğu sekizgen yapı, Kanuni döneminde Osmanlı çinileriyle yeni bir kimlik kazandı. Bugün Kudüs'ün simgesi olarak bilinen görüntü, büyük ölçüde bu Osmanlı onarımının ve sonraki onarımların ürünüdür. Bu nedenle Kubbetüssahra'yı anlamak, Osmanlı'nın Kudüs'e verdiği önemi anlamadan eksik kalır.
Kubbetüssahra'nın dış yüzeyinin Osmanlı çinileriyle kaplanması, bir onarımdan çok daha fazlasıydı. Kanuni'nin Kudüs'e yönelik yapı faaliyetleri, surların yeniden inşasından su yollarına kadar geniş bir program içinde yer alıyordu ve bu çini kaplama, şehrin en kutsal yapısına padişahın imzasını atmak anlamına geliyordu. Mavi, beyaz ve yeşil tonlardaki çiniler, yapının Emevi döneminden kalan mozaik süslemesinin yerini aldı ve Kudüs'ün bugün bildiğimiz görüntüsünü oluşturdu. Sonraki yüzyıllarda yapılan onarımlarda çinilerin bir kısmı değiştirildi; bu nedenle bugün görülen yüzeyin her parçası Kanuni dönemine ait değildir. Bu katmanlı onarım tarihi, yapıyı farklı dönemlerin ortak eseri hâline getirir. Kubbetüssahra'yı incelemek, Osmanlı'nın kutsal mekânlara verdiği önemi anlamanın en açık yollarından biridir.