İçeriğe geç
Giriş yap
0

İstanbul kahvehaneleri: Tahtakale'deki ilk dükkândan yasaklara, meddahlara ve Avrupa'ya

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı şehir hayatının en kalıcı kurumlarından biri, 16. yüzyılın ortasında İstanbul'da açılan kahvehanedir. Cami, hamam ve çarşı nasıl şehrin dokusunu oluşturuyorsa, kahvehane de kısa sürede erkeklerin buluştuğu, haber aldığı, şiir ve hikâye dinlediği, hatta siyaset konuştuğu bir mekân hâline geldi. Bu yüzden kahvehane, bir yandan şairlerin ve meddahların sahnesi, bir yandan da devletin kuşkuyla izlediği bir dedikodu merkezi oldu. Bu yazıda, kahvenin Osmanlı başkentine gelişini, ilk kahvehaneleri anlatan tarihçi Peçevî'nin kaydını, kahve üzerine yapılan fıkıh tartışmalarını, IV. Murad dönemindeki kapatmaları ve kahvenin Avrupa'ya geçişini belgeleyen yabancı kaynakları ele alıyoruz.
Victoria and Albert Müzesi'ndeki bir Osmanlı kahvehanesi tasviri
Victoria and Albert Müzesi'ndeki bir Osmanlı kahvehanesi tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kahvenin Yemen'den Mekke'ye, oradan İstanbul'a yolculuğu

Kahve içeceğinin 15. yüzyılda Yemen'deki sufi çevrelerde, gece zikirlerinde uyanık kalmak için içildiği kabul edilir. Bu bilgiyi aktaran en önemli eser, 1558 civarında Abdülkadir el-Cezîrî tarafından yazılan "Umdetü's-safve fî hilli'l-kahve" adlı risaledir. Cezîrî, kahvenin Yemen'den Mekke ve Kahire'ye yayılışını ve doğurduğu tartışmaları anlatır. Bu risalenin en ünlü bölümlerinden biri, 1511'de Mekke muhtesibi Hayır Bey'in kahveyi yasaklatmasıdır. Hayır Bey, kahvenin içildiği toplantıları uygunsuz bulmuş, bir meclis topladırmış ve kahve yasaklanmıştı. Ancak yasak uzun sürmedi; Kahire'deki Memlûk yönetimi kararı yumuşattı ve kahve Hicaz'da içilmeye devam etti.

1517'de Mısır ve Hicaz'ın Osmanlı yönetimine geçmesi, kahvenin İstanbul'a ulaşmasını kolaylaştırdı. Kahire, Yemen kahvesinin Akdeniz'e açılan ticaret merkeziydi ve Osmanlı tüccarları bu ticarette giderek daha fazla yer aldı.

Peçevî'nin kaydı: Hakem ve Şems

İstanbul'daki ilk kahvehaneler hakkında en sık başvurulan kayıt, 17. yüzyıl tarihçisi İbrahim Peçevî'nin Tarih'indedir. Peçevî, 962 (1554–1555) yılına kadar İstanbul'da ve genel olarak Rum diyarında kahve ve kahvehane bulunmadığını yazar. Bu yıllarda Halep'ten Hakem ve Şam'dan Şems adlı iki kişi, Tahtakale'de birer dükkân açarak kahve satmaya başlamıştır. Peçevî'nin anlatımına göre bu dükkânlara önce okumuş, zevk sahibi kişiler, kâtipler ve şairler gelmiş; tavla ve satranç oynanmış, yeni yazılan şiirler okunmuş, sohbet edilmiştir. Kısa sürede müderrisler, kadılar ve devlet görevlileri de kahvehanelere gitmeye başlamış; Peçevî'nin ifadesiyle kahvehaneye gitmeyen kalmamıştır.

Bu kayıt, kahvehanenin baştan beri yalnızca bir içecek satış yeri olmadığını gösterir. Kahvehane, medrese ile meyhane arasında yeni bir toplumsal alan açmıştı: dinî açıdan meyhane kadar sorunlu değildi, ama camiden daha serbestti.

Kahve haram mı? Fetvalar ve vaazlar

Kahvenin yayılması, ulema arasında tartışma başlattı. Bazı âlimler kahveyi, kömür derecesinde kavrulmuş bir madde olduğu, sarhoşluk verdiği veya kahvehanelerin namaz vakitlerinde camileri boşalttığı gerekçesiyle eleştirdi. Şeyhülislam Ebussuud Efendi'ye atfedilen fetvalarda kahvenin kavrulup kömürleşmesi ve kahvehanelerdeki toplantılar sorun olarak ele alınır. Ancak bu fetvalar, kahvenin tüketilmesini kalıcı olarak durduramadı. 17. yüzyılda Kâtib Çelebi, "Mîzânü'l-hak" adlı eserinde kahve ve tütün tartışmasını ayrı bir başlık hâlinde ele aldı. Kâtib Çelebi, yasakların halk arasında tutmadığını, kahvenin artık gündelik hayata yerleştiğini ve zorla engellemeye çalışmanın fayda vermediğini yazdı. Bu görüş, 17. yüzyıl Osmanlı aydınının toplumsal gerçekliği nasıl gözlemlediğinin güzel bir örneğidir.

IV. Murad ve kapatmalar

Kahvehanelerin en sert biçimde kapatıldığı dönem, IV. Murad'ın saltanatıdır. 1633'te İstanbul'da büyük bir yangın çıktı ve bunun ardından padişah, kahvehanelerin ve tütün içilen yerlerin kapatılmasını emretti. Kaynaklar, padişahın kılık değiştirerek şehirde dolaştığını ve yasağa uymayanları cezalandırdığını anlatır. Bu anlatıların bir kısmı abartılı olabilir, ancak yasakların gerçekten uygulandığı bilinir. Kapatmaların arkasında yalnızca dinî gerekçeler yoktu: kahvehaneler, yeniçeriler ve işsiz kalabalıkların toplandığı, devlet aleyhine sözlerin konuşulduğu yerler olarak görülüyordu. IV. Murad'ın ölümünden sonra yasaklar gevşedi ve kahvehaneler yeniden açıldı.
Ek bilgi
Kahvehane yasakları tarih boyunca dönemsel kaldı. Devlet, kahvehaneleri kalıcı olarak kapatamadığını anlayınca onları izlemeyi seçti. 19. yüzyılda kahvehanelerde konuşulanlar, hafiye raporlarıyla saraya bildirilmeye başlandı; bu raporların bir kısmı bugün Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır.

Meddah, Karagöz ve âşıklar

Kahvehane, Osmanlı halk edebiyatının da sahnesiydi. Meddah, elinde bir mendil ve bir sopayla hikâyeler anlatan, farklı karakterlerin sesini taklit eden ustalardı. Ramazan gecelerinde kahvehanelerde Karagöz perdesi kurulur, gölge oyunu oynatılırdı. Âşıklar ise saz eşliğinde şiir söyler, atışmalara girerdi. 19. yüzyılda İstanbul'da bazı kahvehaneler, âşıkların toplandığı yerler olarak tanınıyordu. Yeniçeri ortalarının ve esnaf gruplarının kendi kahvehaneleri vardı; bir kahvehaneye gitmek, aynı zamanda hangi topluluğa ait olunduğunu da gösterirdi.
Kahvehanede hikâye anlatan bir meddahı gösteren Osmanlı tasviri
Kahvehanede hikâye anlatan bir meddahı gösteren Osmanlı tasviriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: It is a historic image. From probably 16th century Ottoman Miniature. Dosya sayfası

Kahvenin Avrupa'ya geçişi ve yabancı kaynaklar

Avrupa'da kahveyi tanıtan ilk yazarlar, Osmanlı topraklarına gelen gezginlerdir. Alman hekim ve botanikçi Leonhard Rauwolf, 1570'lerde Halep'te gördüğü kahve içme âdetini, 1582'de yayımlanan seyahatnamesinde anlattı. Habsburg elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq'in mektupları ve daha sonra Fransız seyyahların gözlemleri de İstanbul kahvehanelerine dair bilgi verir.

Londra'daki ilk kahvehane, 1652'de İzmir'den gelen Pasqua Rosée tarafından açıldı. Rosée, İzmir'de ticaret yapan İngiliz tüccar Daniel Edwards'ın hizmetkârıydı. Bu kahvehane, İngiltere'de hızla yayılan kahvehane kültürünün başlangıcı oldu. Fransız şarkiyatçı Antoine Galland, Cezîrî'nin risalesinden yararlanarak 1699'da "De l'origine et du progrès du café" adlı küçük bir eser yayımladı. Böylece Arapça bir kahve risalesi, Fransızca okurlara ulaşmış oldu. Viyana'daki kahvehanelerin 1683 kuşatmasından sonra Osmanlı ordusundan kalan kahve çuvallarıyla açıldığı yönündeki ünlü anlatı ise ayrıntıları tartışmalı bir hikâyedir; Viyana'da kahvenin daha önceden de bilindiği belgelerden anlaşılmaktadır.
Dikkat: yanlış bilinen
Kahvehane tarihine dair anlatıların bir kısmı, sonradan süslenmiş hikâyelerdir. Örneğin Viyana'daki ilk kahvehanenin kuruluş hikâyesi, kahramanın kimliği ve kahve çuvallarının ganimet olması gibi ayrıntılar kesinlik taşımaz. Peçevî'nin kaydı ise İstanbul için en eski ve en sık başvurulan kaynaktır; ancak Peçevî de olaylardan yaklaşık yetmiş yıl sonra yazmıştır.

Avrupalı gezginlerin gözüyle kahvehane

İstanbul kahvehaneleri, 16. ve 17. yüzyılda şehre gelen Avrupalı gezginlerin en çok dikkatini çeken mekânlar arasındaydı. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq'in ve daha sonra İstanbul'a gelen pek çok gezginin notlarında, kahvenin hazırlanışı, fincanların küçüklüğü ve müşterilerin saatlerce oturup sohbet etmesi anlatılır. Bu anlatımlar, kahvenin Avrupa'da tanınmasında rol oynadı. 1650'lerde Oxford'da ve Londra'da açılan ilk kahvehanelerin kurucuları arasında, Doğu Akdeniz'le ticaret yapan tüccarların çevresinden kişiler vardı. 1683 Viyana kuşatmasından sonra Viyana'da açılan kahvehanelere dair anlatılan hikâyeler ise, kahvenin Orta Avrupa'ya yayılışının efsanevi bir anlatımı olarak bugün de dolaşmaktadır. Bu hikâyelerin bir kısmı, sonradan süslenmiş anlatılardır; ancak kahvenin Osmanlı üzerinden Avrupa'ya geçtiği genel olarak kabul edilir.

Kahvehane ve haber dolaşımı

Kahvehaneler, Osmanlı şehirlerinde haberin dolaştığı yerlerdi. Seferlerden dönen askerler, kervanlarla gelen tüccarlar ve saraya yakın kişiler, duyduklarını kahvehanelerde anlatırdı. Bu nedenle devlet, kahvehaneleri yakından izlerdi. 18. ve 19. yüzyıla ait bazı belgelerde, kahvehanelerde konuşulanları rapor eden görevlilerden söz edilir. Bu raporlar, bugün tarihçilerin şehir halkının gündemini anlamasına yardımcı olan değerli belgelerdir.
1910 civarında çekilmiş bir Türk kahvehanesi fotoğrafı
1910 civarında çekilmiş bir Türk kahvehanesi fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

19. ve 20. yüzyılda kahvehane

Tanzimat döneminde kahvehaneler, gazetelerin yüksek sesle okunduğu yerler hâline geldi. Okuma yazma oranının düşük olduğu bir toplumda, bir kişinin gazeteyi okuması ve diğerlerinin dinlemesi, haberin yayılmasının önemli bir yoluydu. Bu nedenle devlet, kahvehaneleri sansür ve güvenlik açısından yakından izledi. II. Abdülhamid döneminde kahvehanelerde siyaset konuşulmaması için uyarılar yapıldı. Aynı dönemde kahvehaneler, şehrin farklı semtlerinde farklı karakterler kazandı: liman kahvehaneleri, esnaf kahvehaneleri, semai kahvehaneleri ve mahalle kahvehaneleri gibi.
Tarih notu
Kronoloji
1511: Mekke'de Hayır Bey'in kahve yasağı
1517: Mısır ve Hicaz Osmanlı yönetimine geçiyor
1554–1555: Peçevî'nin kaydına göre Tahtakale'de ilk kahvehaneler açılıyor
1558 civarı: Cezîrî'nin kahve risalesi
1582: Rauwolf'un seyahatnamesinde kahve
1633: IV. Murad'ın kahvehane yasağı
1652: Londra'da Pasqua Rosée'nin kahvehanesi
1699: Galland'ın kahve risalesi

Fincanın etrafında kurulan kamusal alan

Bize göre kahvehane, Osmanlı toplumunun yeni bir kamusal alan yaratma becerisinin en somut örneğidir. Devlet, yasaklarla bu alanı ortadan kaldırmaya çalıştı, ama sonunda onu kabullenmek ve izlemek zorunda kaldı. Peçevî'nin Tahtakale'deki iki dükkân hakkındaki birkaç satırı, Londra'dan Viyana'ya uzanan bir kahve kültürünün başlangıç noktasıdır. Bu yüzden kahvehanenin tarihi, yalnızca bir içeceğin değil, insanların bir araya gelme biçiminin tarihidir.

Kahvehanenin önemini, yasakların sıklığından da okumak mümkündür. Bir kurum defalarca kapatılıp her seferinde yeniden açılıyorsa, toplumun ona duyduğu ihtiyaç devletin kaygısından daha güçlü demektir. Meddahın anlattığı hikâye, tavla masasındaki sohbet ve duvardaki ilan, matbaanın ve gazetenin yaygınlaşmadığı bir çağda haberin, fikrin ve dedikodunun dolaştığı ağı oluşturuyordu. Bu açıdan bakıldığında kahvehane, sonraki yüzyılların kulüplerinin, cemiyetlerinin ve gazete okuma salonlarının öncüsüdür. Avrupa şehirlerinde aynı dönemde açılan kahve evlerinin de benzer tartışmalara yol açması, meselenin yalnızca Osmanlı'ya özgü olmadığını, erken modern dünyanın ortak bir deneyimi olduğunu gösterir. Bugün mahalle kahvesinde oturan biri, dört yüz yıl önce başlayan bu tartışmanın mirasını sürdürmektedir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap