İçeriğe geç
Giriş yap
0

1921 Ankara Antlaşması Hatay'ı Fransa'ya mı bıraktı? 7. madde ve İskenderun'un özel rejimi

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir antlaşma, iki okuma

20 Ekim 1921'de Ankara'da imzalanan Türk-Fransız antlaşması, Kurtuluş Savaşı'nın en çok tartışılan metinlerinden biridir. Bir okumaya göre bu antlaşma Güney Cephesi'ni kapatıp Batı Cephesi'ne güç kazandıran bir diplomatik zaferdi. Bir başka okumaya göre ise Misak-ı Milli'den ilk ödün verildiği metindi, çünkü İskenderun Sancağı, yani bugünkü Hatay, sınırın öbür tarafında kaldı. Sosyal medyada bu ikinci okuma bazen daha da sertleşir: "Atatürk 1921'de Hatay'ı Fransa'ya verdi, sonra 1939'da geri aldı gibi gösterdi."

Bu yazıda antlaşmanın metnine, özellikle de İskenderun ile ilgili 7. maddesine bakıyoruz. Metin, Hatay'ın bir terk değil, özel bir statüyle bekletilen bir bölge olarak tanımlandığını gösteriyor. Ama bu statünün Misak-ı Milli sınırlarının dışında bir çizgi anlamına geldiği de doğrudur. Her iki gerçeği birlikte görmek gerekiyor.
Mustafa Kemal ve Franklin-Bouillon, İzmir, 28 Eylül 1922
Mustafa Kemal ve Franklin-Bouillon, İzmir, 28 Eylül 1922Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Güney Cephesi ve Fransa'nın arayışı

Fransa, Mondros'tan sonra Kilikya'ya, yani Adana, Mersin, Tarsus, Osmaniye ve çevresine yerleşmiş, ardından Antep, Maraş ve Urfa'yı da işgal etmişti. 1920 boyunca bu şehirlerde büyük direnişler yaşandı. Maraş Şubat 1920'de, Urfa Nisan 1920'de Fransızlardan kurtuldu. Antep on bir aylık bir savunmadan sonra Şubat 1921'de teslim olmak zorunda kaldı, ama bu savunma Fransa için de çok pahalıya mal oldu. Fransız kamuoyunda Anadolu'daki savaşın maliyeti tartışılmaya başlamıştı.

Mart 1921'de Londra'da Bekir Sami Bey ile Fransız Başbakanı Briand arasında bir anlaşma taslağı parafe edildi, ama Ankara bu taslağı kabul etmedi. Haziran 1921'de Fransız siyasetçi Henry Franklin-Bouillon Ankara'ya geldi. İlk görüşmeler sonuç vermedi. Sakarya'dan sonra ise Fransa'nın tutumu belirgin biçimde değişti. Franklin-Bouillon Eylül 1921'de yeniden Ankara'ya döndü ve bir ay süren görüşmelerin sonunda antlaşma imzalandı. Türk tarafında imzacı Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'di.
Tarih notu
Şubat 1920: Maraş'ın kurtuluşu. Nisan 1920: Urfa'nın kurtuluşu. 9 Şubat 1921: Antep'in teslimi. Mart 1921: Londra'da Bekir Sami-Briand taslağı. Haziran 1921: Franklin-Bouillon'un ilk ziyareti. 13 Eylül 1921: Sakarya zaferi. 20 Ekim 1921: Ankara Antlaşması. Ocak 1922: Fransız tahliyesinin tamamlanması.

7. madde: "Özel bir idare rejimi"

Antlaşmanın 7. maddesi İskenderun bölgesine ayrılmıştı. Bu maddeye göre İskenderun Sancağı için özel bir idare rejimi kurulacaktı. Bu bölgenin Türk ırkından olan sakinleri kültürel gelişmeleri için her türlü kolaylıktan yararlanacak, Türk dili bölgede resmî bir statüye sahip olacaktı.

Sınır ise Payas'ın güneyinden başlayıp Meydan-ı Ekbez'e, oradan Çobanbey'e ve Nusaybin'e uzanan bir hat olarak çizildi. Böylece Antakya ve İskenderun sınırın güneyinde, Fransız mandası altındaki Suriye'nin içinde kaldı. Adana, Antep, Maraş ve Urfa ise Türkiye'ye geçti. Antlaşmanın ardından Fransız birlikleri Kilikya'dan çekilmeye başladı. Tahliye Ocak 1922'de tamamlandı.
Fransız siyasetçi Henry Franklin-Bouillon
Fransız siyasetçi Henry Franklin-BouillonGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Agence Rol. Agence photographique (commanditaire). Dosya sayfası

Neden kabul edildi?

Antlaşmanın Meclis'te tartışılması kolay olmadı. Bazı milletvekilleri İskenderun'un özel statüsünü yetersiz buldu, Misak-ı Milli'den ödün verildiğini söyledi. Hükûmetin savunması üç noktada toplandı. Birincisi, antlaşma Batılı büyük bir devletin Ankara hükûmetini resmen muhatap alması anlamına geliyordu ve Sevr cephesini içeriden çatlatıyordu. İkincisi, Güney Cephesi'ndeki kuvvetler Batı Cephesi'ne kaydırılabilecekti. Üçüncüsü, Fransa geride kalan cephanesinin bir kısmını Türk tarafına bırakacaktı ve bu cephane Büyük Taarruz hazırlığında kullanıldı.

Bu gerekçeler, İskenderun'un geride bırakıldığını inkâr etmiyordu. Aksine, bırakılan bölgenin özel statüsü ileride yeniden gündeme getirilecek bir dayanak olarak görüldü. Nitekim 1936'da Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlık vermeye hazırlandığı antlaşma imzalandığında Ankara, 1921 metnindeki özel rejim maddesini Cemiyet-i Akvam'a taşıdı.
Ek bilgi
1921 metnindeki "özel idare rejimi" ifadesi, 1936-1937'de Cenevre'de yapılan görüşmelerin hukuki çıkış noktası oldu. Milletler Cemiyeti Mayıs 1937'de sancak için ayrı bir statü ve anayasa kabul etti. Bu süreç 2 Eylül 1938'de Hatay Devleti'nin kuruluşuna ve 29 Haziran 1939'da Hatay Meclisi'nin Türkiye'ye katılma kararına uzandı.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

"1921'de Hatay'ı Fransa'ya verdi" kalıbı, Kurtuluş Savaşı diplomasisini Misak-ı Milli'den sapma olarak okuyan yazılarda ortaya çıkıyor. Bu yazılarda Ankara Antlaşması, Lozan'daki Musul ve Batı Trakya meseleleriyle birlikte "kaybedilen topraklar" listesine konuluyor. Kalıbın içindeki doğru parça, İskenderun'un 1921'de Türkiye sınırlarının dışında kaldığıdır. Yanlış olan parça ise "verdi" fiilidir. Bölge zaten Fransız işgalindeydi. Antlaşma bölgeyi işgalden kurtaramadı, ama özel bir statüye bağladı.

X'te son bir ayda bu iddiayı açıkça dile getiren ve geniş yayılan bir paylaşım tespit edilmedi. Hatay tartışması daha çok 29 Haziran yıldönümlerinde ve Suriye ile ilgili güncel gelişmelerde yeniden canlanıyor.

Arşivdeki karşı kanıt antlaşmanın kendisidir: 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilafnamesi'nin metni, özellikle 7. madde ve sınırı tarif eden 8. madde. Buna Meclis'in antlaşmayı görüştüğü tutanaklar ve 1936-1937 Cenevre süreci belgeleri de ekleniyor.
Şam'da kadınların sancağın Türkiye'ye katılmasına karşı gösterisi, 1939
Şam'da kadınların sancağın Türkiye'ye katılmasına karşı gösterisi, 1939Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Sınırın öbür yanından bakış

Hatay meselesi yalnızca Ankara ile Paris arasında yaşanmadı. Suriye'de de sancağın geleceği büyük bir kamuoyu meselesiydi. Suriyeli siyasetçiler ve basın, sancağı Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. 1939'daki katılış kararından sonra Şam'da ve başka şehirlerde protesto gösterileri yapıldı. Yukarıdaki fotoğraf bu gösterilerden birinde, kadınların taşıdığı pankartlarla çekilmiştir. Bu tepkiyi görmek, olayın iki taraflı bir tarih olduğunu hatırlamak için önemlidir. Türkiye'de bir kurtuluş olarak kutlanan gün, sınırın öbür yanında bir kayıp olarak hatırlanır. Tarihi anlatırken her iki hafızayı da yok saymadan, belgelerin gösterdiği sırayı izlemek gerekiyor. Bugün iki ülke arasındaki sınır, 1939'dan beri değişmeden durmaktadır.
Dikkat: yanlış bilinen
Antlaşmanın 7. maddesi, bölge sakinlerinin yalnızca bir bölümünü, Türk ırkından olanları anıyordu. Sancakta Arap, Ermeni, Alevi Arap (Nusayri) ve başka toplulukların da yaşadığını unutmamak gerekir. 1930'larda yapılan seçmen kaydı tartışmalarının bir nedeni de bu karışık nüfus yapısıydı.

Kaybedilen ve bekletilen arasındaki fark

Bir diplomasi metnini değerlendirirken yalnızca imzalandığı günün haritasına bakmak yanıltıcıdır. 1921'in haritasında İskenderun sınırın öbür yanındaydı. Ama metnin kendisi bu sınırı her bakımdan kesin bir ayrılık olarak tanımlamıyordu. Özel idare ve Türkçenin statüsüne dair hükümler, bölgeyle Türkiye arasında hukuki bir bağın sürdüğünü gösteriyordu. Bu bağ on beş yıl boyunca uykudaydı. 1936'da Fransa'nın Suriye'den çekilme hazırlığı, onu yeniden uyandırdı.

Bu yüzden 1921'i bir "terk" ya da bir "zafer" olarak tek kelimeyle tanımlamak, olayın karmaşıklığını kaybettirir. 1921 Ankara Antlaşması bir savaş sırasında yapılan bir pazarlıktı. Ankara, Güney Cephesi'ni kapatarak bütün gücünü batıya yöneltmek istedi ve bunun bedelini İskenderun'un özel statüsünü kabul ederek ödedi. Bu bedel gerçekti. Ama bedelin karşılığında kazanılan cephe güvenliği, cephane ve diplomatik tanınma, bir yıl sonraki Büyük Taarruz'un hazırlığında belirleyici oldu. Hatay meselesi ise, 1921'de konulan bir notun 1939'da tahsil edilmesi gibi, uzun soluklu bir diplomasi örneği olarak tarihe geçti.

Kısa özet

20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması'nı Franklin-Bouillon ve Yusuf Kemal Bey imzaladı. Antlaşma Kilikya'nın tahliyesini sağladı, Adana, Antep, Maraş ve Urfa Türkiye'ye geçti. İskenderun Sancağı sınırın güneyinde kaldı, ama 7. maddeyle özel bir idare rejimine, Türkçenin resmî statüsüne ve Türk kültürünün korunmasına bağlandı. Bu madde, 1936-1939 Hatay sürecinin hukuki dayanağı oldu.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap