İçeriğe geç
Giriş yap
0

Tel el-Huveylife (1-7 Kasım 1917): Birüssebi'den sonra El Halil yolunu tutan Osmanlı birlikleri

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Birüssebi'nin ertesi günü

31 Ekim 1917 akşamı Birüssebi, Avustralya hafif süvarilerinin ünlü hücumuyla İngiliz kuvvetlerinin eline geçti. Bu, Gazze'den Birüssebi'ye uzanan Osmanlı hattının doğu ucunun kaybı demekti. Ertesi sabah İngiliz komutanlığı iki yönde baskı kurmaya başladı: batıda Gazze'ye yeni bir saldırı ve kuzeyde Birüssebi'den El Halil'e (Hebron), oradan Kudüs'e giden yol. Bu yolun Birüssebi'nin kuzeyindeki Yahuda tepelerine girdiği yerde, Tel el-Huveylife adlı tepe yükseliyordu.

Osmanlı 7. Ordusu'nun karargâhı o sırada El Halil'deydi. Birüssebi'den çekilen birlikler, bu yolu ve karargâhı korumak için Tel el-Huveylife çevresinde tutundu. Bir hafta boyunca süren çarpışmalar, İngiliz planının en az bilinen ama en çok zorlanılan bölümlerinden biri oldu.
Tel el-Huveylife çarpışmasını gösteren 4 Kasım 1917 tarihli harita
Tel el-Huveylife çarpışmasını gösteren 4 Kasım 1917 tarihli haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Cyril Falls, A. F. Beck. Dosya sayfası

Neden bu tepe?

Tel el-Huveylife, Birüssebi'nin yaklaşık 16 kilometre kuzeyinde, çölün kuzey ucunun Yahuda tepeleriyle birleştiği yerdeydi. Tepenin yakınında bölgenin en değerli kaynaklarından biri, bir su kuyusu bulunuyordu. Çölde savaşan bir ordu için su, cephane kadar hayatiydi. İngiliz atlı tümenleri Birüssebi'deki kuyulara güveniyordu, ama bu kuyular binlerce atı ve askeri uzun süre beslemeye yetmiyordu. Tel el-Huveylife'deki su, bu yüzden önemli bir hedefti.

Osmanlı açısından ise tepe, El Halil'e ve Kudüs'e giden yolun kapısıydı. Burayı tutmak, Kudüs'ü güneyden gelecek bir saldırıya karşı korumak anlamına geliyordu. Ayrıca bu kesimdeki baskı, İngiliz kuvvetlerinin bir kısmını batıdaki asıl saldırı hattından uzak tutuyordu.
Tarih notu
31 Ekim 1917: Birüssebi'nin düşüşü
1 Kasım 1917: Tel el-Huveylife yönünde ilk çarpışmalar
3 Kasım 1917: Galler Tümeni tepeye yaklaşır, ağır çarpışmalar
6 Kasım 1917: Hareyra ve Şeria saldırısıyla eş zamanlı yeni saldırı
7 Kasım 1917: Gazze boşaltılır; Osmanlı birlikleri Tel el-Huveylife'den çekilmeye başlar
9 Aralık 1917: Kudüs'ün teslimi

Bir haftalık direniş

1 Kasım'dan itibaren İngiliz 53. (Galler) Tümeni, Anzak Atlı Tümeni ve Avustralya Atlı Tümeni'nin 5. Atlı Tugayı, Tel el-Huveylife mevzilerine arka arkaya saldırdı. İngiliz piyadesi, Yeomanry süvarisi, Avustralya ve Yeni Zelanda atlı tugayları farklı günlerde tepeyi zorladı. Ancak Osmanlı birlikleri tepeyi bir hafta boyunca elde tuttu.

Çarpışmalar zor bir arazide geçti. Kayalık yamaçlar piyadenin ilerlemesini yavaşlatıyor, atlı birlikler ise burada atlarından inip yaya savaşmak zorunda kalıyordu. Sıcak ve tozlu rüzgârlar, susuzluk ve yorgunluk iki tarafı da tüketti. Osmanlı tarafı, Birüssebi'den çekilmiş yorgun birliklere ek olarak bölgeye kaydırılan yedeklerle savunmayı sürdürdü.
Tel el-Huveylife tepesinin güneyden bugünkü görünümü
Tel el-Huveylife tepesinin güneyden bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Danny Gershoni. Dosya sayfası

Başarısız saldırıların görünmeyen başarısı

İngiliz tarafı Tel el-Huveylife'yi bir hafta boyunca alamadı. Ancak bu sürekli baskının önemli bir sonucu oldu: Osmanlı yedekleri bu kesime çekildi. Bu yedekler, 1-2 Kasım gecesi Gazze'ye yapılan saldırıda ve 6-7 Kasım'daki Hareyra ve Şeria çarpışmalarında daha güçlü bir direniş sağlayabilirdi. İngiliz komutanlığı açısından Tel el-Huveylife, bir hedef olmasının yanında, Osmanlı kuvvetlerini dağıtan bir baskı noktasıydı.

6 Kasım'da Hareyra ve Şeria saldırısıyla eş zamanlı olarak Galler Tümeni, İmparatorluk Deve Tugayı'nın kanat korumasıyla Tel el-Huveylife'ye yeniden saldırdı. Bu saldırı da kesin bir sonuç vermedi; ama ertesi gün Hareyra'nın kaybı, Gazze'nin boşaltılması ve Şeria mevzisinin zayıflaması, tepedeki Osmanlı birliklerinin kanatlarını tehlikeye attı. Bu yüzden 7 Kasım'dan itibaren birlikler kuzeye doğru çekilmeye başladı.
Ek bilgi
Tel el-Huveylife'deki savunmanın bir haftalık sürmesi, Osmanlı birliklerinin Gazze-Birüssebi hattının çöküşü sırasında bile düzenli kalabildiğini gösteren örneklerden biridir. Tepe saldırıyla değil, kanatlardaki gelişmeler yüzünden bırakıldı. Bu, cephe boyunca kurulan savunmanın birbirine bağlı parçalardan oluştuğunu ve bir parçanın düşmesinin diğerlerini de etkilediğini gösteriyor. Bugün tepede o günlerden kalma siper izleri görülebilir.

Atlı birliklerin sınavı

Tel el-Huveylife, Anzak ve Avustralya atlı tümenleri için de zor bir sınav oldu. Bu birlikler, atlı piyade olarak eğitilmişti: atla hızla ilerliyor, hedefe yaklaşınca atlardan inip tüfekle savaşıyorlardı. Birüssebi'deki son hücum, atların sırtında yapılan nadir saldırılardan biriydi ve başarılı oldu. Ama Tel el-Huveylife'nin kayalık yamaçlarında böyle bir hücum mümkün değildi. Atlar geride tutuldu, askerler yaya olarak tepeyi zorladı.

Atların suya ihtiyacı, bu birliklerin hareket alanını daralttı. Bazı tugaylar, Birüssebi'ye su almak için geri dönmek zorunda kaldı; bu da tepeye yapılan baskının sürekliliğini bozdu. Osmanlı savunucuları, bu kesintilerden yararlanarak mevzilerini onardı ve yedeklerini yeniden düzenledi. Savaşın bu kesiminde su, bir anlamda iki tarafın da en önemli müttefiki ve en büyük düşmanıydı.

El Halil ve Kudüs yolu

Tel el-Huveylife'nin bırakılmasından sonra Osmanlı 7. Ordusu, El Halil'den kuzeye, Kudüs'e doğru çekildi. Kasım ayının ikinci yarısında Kudüs'ün batısındaki tepelerde, Nebi Samuil çevresinde ağır çarpışmalar oldu. Kış yağmurları başladığında iki taraf da yorgundu. 8-9 Aralık'ta Osmanlı birlikleri şehri boşalttı ve Kudüs 9 Aralık 1917'de teslim edildi.

Bu süreçte El Halil yolu üzerinde verilen her çarpışma, Kudüs'ün kaderini birkaç gün daha erteledi. Tel el-Huveylife, bu ertelemenin ilk ve en uzun halkası oldu. Bir hafta, savaşın genel akışında küçük bir süre gibi görünür; ama bu süre, batıdaki çekilişin düzenli yapılmasına ve Kudüs'ün güneyinde yeni bir savunma kurulmasına imkân verdi.
Tel el-Huveylife'deki siper kalıntıları
Tel el-Huveylife'deki siper kalıntılarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Danny Gershoni. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
1. Ad: Tepenin adı Türkçe metinlerde Tel el-Huveylife, Huveylife ya da Tel Huveylife biçimlerinde geçer. İngilizce kaynaklar "Tel el Khuweilfe" yazımını kullanır.
2. Tarih aralığı: Çarpışmalar 1 Kasım'da başlamış, 7 Kasım'dan itibaren Osmanlı birliklerinin çekilmesiyle sona ermiştir.
3. Sonuç: İngiliz saldırıları tepeyi doğrudan alamamış, Osmanlı birlikleri tepeyi kanatlardaki gelişmeler üzerine bırakmıştır.

Tepedeki siperler bugün

Bugün Tel el-Huveylife, İsrail'in güneyinde, Lahav ormanının yakınında, çorak bir tepe olarak duruyor. Tepenin yamaçlarında hâlâ siper izleri görülebiliyor. Bu siperler, Birüssebi'den çekilen birliklerin ne kadar kısa sürede yeni bir savunma kurabildiğini hatırlatıyor.

Bize göre Tel el-Huveylife'nin hikâyesi, savaşın yalnızca büyük hücumlardan ve büyük teslimlerden oluşmadığını gösteriyor. Birüssebi'deki süvari hücumu kitaplara, filmlere ve anıtlara konu oldu. Ama ertesi gün başlayan ve bir hafta süren bu sessiz savunma, Gazze'den Kudüs'e kadar uzanan geri çekilişin düzenli yapılmasında belirleyici rol oynadı. Kaybedilen bir savaşın içinde bile, sahada görevini sonuna kadar yerine getiren birliklerin hikâyesi hatırlanmaya değer. Huveylife'deki askerler, kendilerinden çok daha kalabalık ve daha iyi donanımlı bir düşmanı bir hafta boyunca durdurdu; bu, savaşın son yılında Osmanlı ordusunun direnç gücünü gösteren önemli bir örnektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap