İçeriğe geç
Giriş yap
0

"Atatürk zehirlendi" mektupları: 2015 manşeti, üç belge ve yazı tipi sorunu

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda karaciğer sirozu nedeniyle hayatını kaybettiği, dönemin hekim raporları ve resmî açıklamalarıyla kayıtlıdır. Buna karşın zaman zaman Atatürk'ün zehirlenerek öldürüldüğü iddiası gündeme gelir. Bu iddianın en çok konuşulan biçimi, 6 Nisan 2015'te bir gazetede yayımlanan ve Atatürk'ün İsmet İnönü'nün bilgisi dahilinde zehirlendiğini "belgelediği" öne sürülen üç mektuptur. Bu yazı mektupların ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını, içeriklerini ve neden tarihçiler tarafından kabul görmediğini kaynaklarıyla izliyor.
Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün çalışma odası
Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün çalışma odasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Gryffindor. Dosya sayfası

a) İddianın ilk göründüğü yer

Atatürk'ün ölümünün doğal olmadığı yönündeki söylentiler 1938 sonrasında farklı dönemlerde dile getirildi. Ancak iddianın "belgeli" biçimi 6 Nisan 2015'te Yeni Şafak gazetesinde yayımlandı. Gazete o gün "Atatürk'ü böyle zehirlediler", "43 şişe Kinin verilir mi" ve "Belgeler kayboldu" başlıklı haberlerle, Atatürk'ün bir suikast sonucu öldüğünü ve bu planın içinde İsmet İnönü ile Kasım Gülek'in de bulunduğu CHP'nin önde gelen isimlerinin yer aldığını öne sürdü. Gazete mektupları hangi arşivden ya da kimden edindiğini açıklamadı.

b) Zaman çizelgesi

  • 1937 sonu – Mart 1938: Atatürk'e karaciğer rahatsızlığı teşhisi konur; 6 Mart 1938'de Çankaya'da yapılan konsültasyonda siroz teşhisi yinelenir.
  • 10 Kasım 1938: Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nda hayatını kaybeder.
  • 30 Haziran 1938: Mektuplardan ilkinin üzerinde yer alan tarih.
  • 26 Şubat 1959: İkinci mektubun üzerinde yer alan tarih.
  • 18 Ekim 1962: Üçüncü mektubun üzerinde yer alan tarih.
  • 6 Nisan 2015: Mektuplar ilk kez Yeni Şafak'ta yayımlanır.
  • 2015: Tarihçi Prof. Dr. Cemil Koçak, Toplumsal Tarih dergisinde mektupları inceler ve belgelerin gerçekliğini kabul etmez.
  • 5 Ekim 2019: Mektupların biçim ve dil özellikleri ayrıntılı bir doğrulama çalışmasıyla incelenir.
Tarih notu
Atatürk'ün tedavi sürecinde Türk hekimlerinin yanı sıra yabancı uzmanlar da görüş verdi. Viyanalı dahiliye uzmanı Hans Eppinger ve Fransız hekim Noël Fiessinger bu uzmanlar arasındaydı. Atatürk'ün tedavisinde yer alan hekimlerin adları, iddialarda "bilinçli eksik tedavi" suçlamasıyla anılmıştır; bu suçlamayı destekleyen bir belge ortaya konmamıştır.

c) Mektupların içeriği ve iddiayı dile getirenler

Gazetenin yayımladığı üç mektup şunlardır:
  • Dahiliye Vekili Şükrü Kaya'nın İsmet İnönü'ye yazdığı öne sürülen 30 Haziran 1938 tarihli mektup. Mektupta Atatürk'ün yanına "tahsis edilen" doktorun "görevini layıkı ile yaptığı" ve İnönü'nün yakında "Cumhurreisi" olarak görüleceği yazılıdır.
  • CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Hıfzı Oğuz Bekata'ya yazdığı öne sürülen 26 Şubat 1959 tarihli mektup. Mektupta bir "zehirlenme raporu"ndan söz edilir ve Bekata'ya raporun aslını teslim etmesi söylenir.
  • CHP Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Lebit Yurdoğlu'nun Bekata'ya yazdığı öne sürülen 18 Ekim 1962 tarihli mektup. Mektupta 43 şişe kinin kullanıldığı, piramidon ve salyrgan adlı ilaçların zararlı etkileri olduğu yazılıdır.
İddiayı dile getirenler arasında gazetenin genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül ve görüşlerine yer verilen hekim Mücahit Pehlivan yer alır. Karagül aynı gün yayımlanan yazısında okurların "Beni Türk hekimlerine emanet edin" sözünün nedenini bu belgelerle anlayacaklarını yazdı. Pehlivan ise Atatürk'ün fotoğraflarda sağ elini sürekli ceketinin cebinde ya da karaciğer bölgesinin üzerinde tuttuğunu, sigarayı sol eliyle içtiğini öne sürerek siroz teşhisini sorguladı.
Kasım Gülek'in mezarı
Kasım Gülek'in mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, yazar: Kızıltoprak Wikipedia. Dosya sayfası

d) Sosyal medyadan örnekler

Mektuplar yayımlandıktan sonra sosyal medyada iki farklı yönde paylaşıldı. Bir kullanıcı gazetenin manşetini iddiayı doğrulayan bir haber olarak paylaşırken, başka bir kullanıcı mektuptaki yazı tipinin dönemle uyuşmadığını gösteren karşılaştırma görsellerini paylaştı. İddia, her 10 Kasım yaklaştığında yeniden gündeme gelir ve aynı mektupların görüntüleri kaynağı belirtilmeden dolaşıma girer.

e) Karşı kanıtlar

Mektupların gerçekliğini sorgulatan noktalar şunlardır:
  • Yazı tipi: 1962 tarihli olduğu söylenen mektupta, 2009'da Windows 7 ile kullanıma sunulan Tahoma (italik) yazı tipinin kullanıldığı görülür. Kâğıda çay lekesi ya da bardak izi eklenmiş olması, belgenin yaşını kanıtlamaz.
  • Antetli kâğıt: Bir suikast planından parti antetli resmî kâğıt üzerinde açıkça söz edilmesi, gizli bir işin yürütülme biçimiyle bağdaşmaz.
  • Dil: Mektupların dili, yazıldıkları söylenen 1930'lu ve 1950'li yılların değil, bugünün Türkçesine yakındır.
  • Unvan: 1930'larda resmî yazışmalarda "Reisicumhur" kullanılırken, 1938 tarihli mektupta "Cumhurreisi" ifadesi geçer.
  • Sözcük seçimi: Dönemin yazışmalarında "hususi" kullanılırken mektupta "özel" sözcüğü yer alır.
  • Hekim–doktor farkı: Atatürk'e atfedilen söz "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" biçimindedir; mektupta ise aynı söz "doktor" sözcüğüyle aktarılır.
Tarihçi Cemil Koçak da Toplumsal Tarih'teki değerlendirmesinde mektubu "bariz olarak 'mükemmel bir belge'" olarak niteler ve bu durumun belgeyi kuşkulu hâle getirdiğini yazar: "Ben şimdiye kadar komploları bu kadar açık eden bir tarihsel mektup gördüğümü hatırlamıyorum, hatırlayacağımı da sanmıyorum." Koçak, bu tür haberlerin yayımlanmasından önce uzman görüşüne başvurulmasının standart bir işlem hâline gelmesi gerektiğini de ekler.

Pehlivan'ın el duruşuna dayanan yorumuna gelince, 19. ve 20. yüzyılda birçok devlet adamının sağ elini ceketinin içine ya da cebine koyarak poz verdiği bilinir. Bu duruş, bir dönemin yaygın fotoğraf pozudur ve tek başına bir hastalık belirtisi olarak okunamaz.
Hıfzı Oğuz Bekata'nın mezarı
Hıfzı Oğuz Bekata'nın mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Sureta. Dosya sayfası
Ek bilgi
Atatürk'ün hastalığı ve tedavisi, tedavide yer alan hekimlerin hatıralarında ve dönemin resmî bültenlerinde ayrıntılı olarak yer alır. Atatürk'ün son aylarında yayımlanan sağlık bültenleri, hastalığın seyrini kamuoyuyla paylaşan belgelerdir. Mektuplarda adı geçen Şükrü Kaya, Atatürk'ün ölümünden sonra İçişleri Bakanlığı'ndan ayrıldı ve 1959'da İstanbul'da öldü.
Dikkat: yanlış bilinen
1. Mektupların kaynağı: Gazete, mektupları hangi arşivden ya da kimden edindiğini açıklamadı. Belgelerin özgün nüshaları bağımsız bir incelemeye sunulmadı.
2. Farklı görüşler: Gazete ve iddiayı savunanlar belgelerin gerçek olduğunu, yazı tipi tespitinin ise yanıltıcı olduğunu savunur. Tarihçi Cemil Koçak ve doğrulama çalışmaları ise biçim, dil ve unvan farkları nedeniyle belgeleri gerçek kabul etmez.
3. Aktarılan sözler: İlber Ortaylı'nın habere sert tepki gösterdiği yönündeki sözler basında aktarılmıştır; bu sözlerin tam metni ve bağlamı farklı kaynaklarda farklı biçimlerde yer alır.
4. Ölüm nedeni: Atatürk'ün siroz teşhisi, 1938 başında Dr. Nihat Reşat Belger tarafından konulmuş ve Mart 1938'deki konsültasyonda yinelenmiştir. Bu teşhisle çelişen bir otopsi ya da resmî rapor yoktur.

Değerlendirme

Atatürk'ün zehirlendiğini "belgelediği" öne sürülen üç mektup, kaynağı açıklanmamış, bağımsız olarak incelenmemiş ve biçim ile dil bakımından yazıldıkları söylenen dönemle uyuşmayan metinlerdir. Özellikle 1962 tarihli mektupta 2009'da kullanıma sunulan bir yazı tipinin bulunması, belgelerin o tarihte yazılmadığını gösteren güçlü bir kanıttır. Atatürk'ün ölüm nedeni, dönemin hekim kayıtlarında siroz olarak geçer. Bu nedenle "Atatürk zehirlendi" iddiası, mevcut belgelerle desteklenmeyen bir iddia olarak değerlendirilmelidir.

Zehirlenme mektupları, bir belgenin içeriği kadar biçiminin de incelenmesi gerektiğini gösteren güçlü bir örnek. Yazı tipi gibi teknik bir ayrıntı, bir metnin iddia edilen tarihte yazılıp yazılmadığını belirleyebiliyor. Bizce bu tür iddiaların sürekli yeniden gündeme gelmesinin nedeni, büyük tarihî kişiliklerin ölümünün çoğu zaman sıradan açıklamalarla kabullenilmek istenmemesi. Oysa hekim kayıtları ve hastalığın uzun seyri açık bir tablo sunuyor. Kaynağı açıklanmayan ve bağımsız incelemeye sunulmayan belgeler, ne kadar çarpıcı olursa olsun, tarih yazımında kanıt yerine geçemez.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap