"Cihan Şampiyonu" lakaplı Kurtdereli Mehmet Pehlivan ile Atatürk arasındaki ilişki, sosyal medyada sık paylaşılan duygusal bir hikâyeyle anılır. Anlatıya göre Atatürk pehlivana bin liralık bir İş Bankası çeki verir; Kurtdereli çeki bankaya götürüp parayı alır, ama çeki geri ister. Banka çekin kendilerinde kalacağını söyleyince pehlivan parayı iade eder ve Atatürk'ün imzası bulunan çeki saklamayı tercih eder. Bu yazı, hikâyenin hangi kısmının belgelerle desteklendiğini, hangi kısmının ise sonradan eklendiğini ayırmaya çalışıyor. Kurtdereli Mehmet Pehlivan ve Mustafa KemalGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Hustle77. Dosya sayfası
Tarih notu
1864: Kurtdereli Mehmet, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Tırnova vilayetine bağlı Bukriva köyünde doğar. 1899: Paris'teki turnuvaya katılır. 1911: 32 gecede 43 müsabakaya çıkar; "Cihan şampiyonu" unvanıyla anılır. 11-13 Kasım 1931: Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin Ankara'daki büyük yağlı güreş turnuvası; Kurtdereli başhakemdir. 13 Kasım 1931: Kurtdereli bir gazete muhabirine II. Abdülhamid dönemiyle ilgili anısını anlatır. 15 Kasım 1931: Atatürk'ün Kurtdereli'ye yazdığı mektup. 17 Kasım 1931: Hakimiyet-i Milliye gazetesi güreşleri birinci sayfasında verir. Aralık 1949: Afet İnan, mektubu ve yazıldığı geceyi bir makalesinde anlatır. 11 Nisan 1939: Kurtdereli Balıkesir'de ölür.
a) İddia ilk nerede ortaya çıktı?
Çek hikâyesi geçmişte e-posta gruplarında ve internet forumlarında uzun bir metin hâlinde dolaştı. Bu metin, 1931'de Ankara'da Atatürk'ün Kurtdereli'yle tanıştığını, gece yarısı bir mektup yazdığını ve mektubu Salih Bozok aracılığıyla Zafer Oteli'nde kalan pehlivana gönderdiğini anlatıyordu. Mektubun içinde bin liralık bir İş Bankası çeki bulunduğu, pehlivanın bankada parayı alıp çeki geri istediği ve banka müdürünün "Parayı aldın, çek bizde kalacak. Bu işlerin usulü böyledir." dediği yazılıydı.
Hikâyenin ilk yarısı, yani mektup ve bin liralık armağan, dönemin kaynaklarıyla örtüşür. İkinci yarısı, yani bankadaki konuşma ve çekin saklanması, ilgili döneme ait hiçbir yayında yer almaz. Bu bölüm ancak bir rivayet olarak anılabilir.
b) Belgelenen olaylar: Kasım 1931 Ankara güreşleri
Himaye-i Etfal Cemiyeti, bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu, 11, 12 ve 13 Kasım 1931'de Ankara'daki at yarışı alanında büyük bir yağlı güreş turnuvası düzenledi. Türkiye başpehlivanının seçileceği turnuvaya ülkenin her yanından tanınmış pehlivanlar geldi. Atatürk ve TBMM Başkanı Kâzım (Özalp) Paşa güreşleri izledi. Eski ve ünlü pehlivanlar hakem olarak görevlendirildi; başhakemlik Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a verildi.
Turnuva sırasında Anadolu Ajansı, Havacılık ve Spor dergisi ve Hakimiyet-i Milliye muhabirleriyle konuşan Kurtdereli, Avrupa'daki güreşlerini anlattı ve başarısının sırrını şöyle açıkladı: "Güreşirken, bütün Türk milletini arkamda hisseder ve onun şerefini korumak için her şeyi yapardım. Ve sanki bütün Türk milletinin kuvvetinin arkamdan dayandığını hissederdim."
Atatürk, Çankaya'ya döner dönmez Kurtdereli'ye bir mektup yazdı ve mektubu bir armağanla birlikte gece yarısı Kılıç Ali ve Salih Bozok aracılığıyla gönderdi. Suyolcu Mehmet Pehlivan ile Zafer Oteli'nde kalan Kurtdereli uykusundan uyandırıldı, bin liralık armağanı ve mektubu aldı. Aynı kaynağa göre pehlivan bu iltifat karşısında ağladı ve dua etti. Fransız kaynaklarında Cour-Derelli adıyla geçen Kurtdereli Mehmet PehlivanGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Hustle77. Dosya sayfası
c) Mektubun metni
Atatürk'ün 15 Kasım 1931 tarihli mektubu şöyledir: "Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a. Seni, cihanda ün almış bir Türk pehlivanı olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetlerinin sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim: 'Ben, her güreşte, arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürdüm.' Bu dediğini, en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü, Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla, senden ve sözlerinden ne kadar memnun olduğumu anlarsın. Çoluk çocuğun için sana, ufak bir armağan gönderiyorum. O bu mektubumla beraberdir. Pehlivan ömrünün, tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim."
Armağan, İş Bankası Umum Müdürlüğü'ne yazılmış şu talimatla iletildi: "Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a bin Türk lirası. Bu para, birinci kanun (Aralık ayı) aylığımdan faiziyle kesilecektir." Bu ifade, paranın Atatürk'ün kendi maaşından karşılandığını gösterir.
Afet İnan, Aralık 1949'da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan "Atatürk'te Vatan Mefhumu ve Millet Sevgisi" yazısında o günü şöyle hatırlar: "Spor sahasında bir güreş seyrediyorduk; ihtiyar dinç Kurtdereli Mehmet Pehlivan, hakem mevkiinde idi." İnan'a göre Atatürk pehlivan hakkında anlatılanları dinlerken duygulanmış ve "Çankaya'ya döner dönmez bu mektubu yazdırdı ve bir hediye ile Kurddereli'ye gönderdi."
d) Kurtdereli'nin kendi sözleri
Kurtdereli'nin 13 Kasım 1931'de bir gazete muhabirine verdiği demeç, hikâyeye başka bir pencere açar. Pehlivan, II. Abdülhamid döneminde Avrupa'ya giderken saraydan gelen bir mabeyincinin padişahın "tac ve tahtımın şerefini koruyarak güreş yapsın" mesajını ilettiğini, kendisinin de "Zat-ı Şahane'nin tac ve tahtının olduğu kadar benim sırtımın da şerefi vardır!" diye karşılık verdiğini anlatır. Dönüşte diğer pehlivanlara hediyeler verilirken kendisine bir şey verilmediğini söyler ve ekler: "Bana dünyanın en büyük adamı, işte ömrümün son mükafatını verdi. Allah O'nu Türk milletine bağışlasın…"
Bu demeç, pehlivanın Atatürk'ün armağanını nasıl karşıladığını gösteren dönemden bir kayıttır. Ancak demeçte de, sonraki anılarda da çekin bankadan geri istendiğine dair bir ifade yer almaz. Kurtdereli Mehmet ve Adalı HalilGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Kurtdereli Mehmet Pehlivan 1,95 metre boyunda ve 148 kilogram ağırlığındaydı. 21 yaşında Koca Yusuf'un karşısına çıktı. Adalı Halil, Kara Ahmed, Katrancı Mehmet ve Hergeleci İbrahim gibi dönemin ünlü pehlivanlarıyla güreşti. 1901'de Yıldız Sarayı'ndaki bir törende güreşe hizmetleri için sanayi madalyası aldı. 1934'te Soyadı Kanunu'yla Baykurt soyadını aldı. Fransız basınında "Cour-Derelli" adıyla geçer.
e) Sosyal medyadaki yeni dalga
Hikâye 2026 yazında yeniden yayıldı. Bir kullanıcının 26 Temmuz 2026'da paylaştığı gönderi, Atatürk'ün bin liralık İş Bankası çekini "KemalAtatürk" diye imzaladığını ve pehlivanın parayı iade edip çeki aldığını anlatıyordu. Gönderi yüz binlerce kez görüntülendi. Bu sürümde mektuptaki tarih, gece yarısı gönderim ve armağanın Atatürk'ün maaşından kesildiği bilgisi yer almıyor; buna karşın bankadaki diyalog öne çıkıyor.
Dikkat: yanlış bilinen
1. Mektubu götürenler: Forum metinleri yalnızca Salih Bozok'un adını verir. Bir anlatıma göre ise Kılıç Ali ve Salih Bozok birlikte gitmiştir.
2. Mektubun tarihi: Mektup 15 Kasım 1931 tarihlidir; Afet İnan ise yalnızca yılı (1931) verir. Turnuva 11-13 Kasım arasında yapılmıştır.
3. Çekin akıbeti: Bazı sürümlerde Atatürk'ün aylığından kesinti yapılmadığını fark edip parayı elden gönderdiği de anlatılır. Bu ayrıntı da dönem kaynaklarında yer almaz.
4. Ödemenin biçimi: Talimat metni "İş Bankası Umum Müdürlüğü'ne" hitap eder. Belgenin bir çek mi, yoksa bankaya yazılmış bir ödeme talimatı mı olduğu konusunda anlatılar farklı terimler kullanır.
f) Hüküm
Atatürk'ün Kasım 1931'deki Ankara güreşlerinden sonra Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a bir mektup yazdığı ve kendi maaşından kesilmek üzere bin lira armağan gönderdiği belgelerle doğrulanır. Pehlivanın parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sakladığı ise döneme ait hiçbir kaynakta yer almayan, sonradan anlatılan bir rivayettir. Hikâyenin doğru kısmı, Atatürk'ün bir sporcunun sözünü "Türk sporcularına bir meslek düsturu" olarak kaydetmesidir; bu bilgi, eklenen banka sahnesine ihtiyaç duymadan da anlamlıdır.
Kurtdereli hikâyesinde bizi etkileyen nokta, gerçek bir jestin üzerine eklenen hayalî bir sahnenin, asıl olayı daha az görünür kılması oldu. Atatürk'ün bir pehlivana mektup yazıp armağan göndermesi zaten dönemin spora bakışını anlatan değerli bir belge. Çekin bozdurulmayıp saklandığı ayrıntısı ise hikâyeyi duygusal açıdan güçlendirirken tarihî dayanağını zayıflatıyor. Bizce bu tür eklemeler çoğu zaman kötü niyetten değil, iyi bir hikâye anlatma isteğinden doğuyor. Yine de tarihî bir kişiliği anlatırken belgeli olanla sonradan eklenmiş olanı ayırmak, hem kişiye hem okura saygının gereği.