İçeriğe geç
Giriş yap
0

Çaldıran Muharebesi (23 Ağustos 1514): Yavuz Selim ve Şah İsmail

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt13 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Kısaca

Çaldıran Muharebesi, 23 Ağustos 1514'te bugünkü İran'ın kuzeybatısındaki Çaldıran ovasında, Osmanlı padişahı I. Selim (Yavuz) ile Safevî hükümdarı Şah İsmail arasında yapıldı ve Osmanlıların kesin zaferiyle sonuçlandı. Araştırmamız, Çaldıran'ın iki devlet arasında 1555 Amasya Antlaşması'na kadar sürecek kırk bir yıllık yıpratıcı savaş döneminin yalnızca başlangıcı olduğunu öne çıkarıyor.
İsfahan'daki Çehel Sütun Sarayı'nda Çaldıran Muharebesi'ni gösteren duvar resmi
İsfahan'daki Çehel Sütun Sarayı'nda Çaldıran Muharebesi'ni gösteren duvar resmiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Amir Pashaei. Dosya sayfası

Gerginliğin kökleri

Safevî Devleti'nin kurucusu Şah İsmail, aynı zamanda Safevî tarikatının şeyhiydi ve Anadolu'daki Kızılbaş Türkmenler arasında geniş bir mürit kitlesine sahipti. Türk literatürü, Osmanlı açısından savaşın nedenleri arasında şunları sayar: Şah İsmail'in müridi Nur Ali Halife'nin isyan edip Tokat'ı yakması, Safevî propagandasının Anadolu'daki Kızılbaşları İran'a çağırması, Amasya çevresinde Şahkulu İsyanı'nın çıkması, Safevîlerin Memlükler ve Dulkadiroğulları ile ittifak arayışı ve taht mücadelesinde Yavuz'a karşı şehzadeleri desteklemesi. Akkoyunlu Devleti'nin çöküşüyle Doğu Anadolu'da oluşan siyasi boşluk da iki gücü karşı karşıya getirdi.

Selim'in tahta çıkışı ve hazırlık

Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim, babası II. Bayezid'in Safevî sorununa yeterince önem vermediğini düşünüyordu. Yeniçerilerin desteğiyle 1512'de tahta çıktı, ardından kardeşleri Şehzade Korkut ve Şehzade Ahmed'in isyanlarını bastırdı; her ikisi de idam edildi. Selim, Şah İsmail ile Kızılbaşları "kâfir ve sapkın" ilan eden bir fetva aldı; bu fetva doğuya yürüyüşü sırasında sert tedbirlerin dayanağı oldu. Padişah ile şah arasında sefer öncesinde ağır ithamlar içeren mektuplar gidip geldi.
Dikkat: yanlış bilinen
1514 seferi öncesinde Anadolu'daki Kızılbaşlara yönelik takibat ve öldürmeler için verilen sayılar (sıklıkla 40.000) Osmanlı kroniklerinin bazılarına dayanır ve tarihçiler arasında tartışmalıdır; sayının abartılı olabileceği de ileri sürülür. Bu konu bu bölümün Yavuz Sultan Selim başlığında da ele alınmıştır. Türk literatürü de "Kızılbaş" teriminin Osmanlı kaynaklarında çoğu zaman doğrudan Safevî Devleti ve ordusu için kullanıldığını hatırlatır; yani kaynaklardaki her "Kızılbaş" ifadesi bir dinî topluluğu değil, çoğunlukla rakip devleti işaret eder.

Yürüyüş: kavrulmuş toprak ve huzursuz ordu

Yavuz Selim Haziran 1514'te doğuya yürüdü. Aynı dönemde doğuda Buhara Hanlığı Safevîlere saldırmıştı; iki cephede savaşmak istemeyen Şah İsmail, Osmanlı ordusunun önünden çekilerek geçtiği yerleri yakıp yıkma (kavrulmuş toprak) taktiği uyguladı. Erzak sıkıntısı, Ermeni yaylasının sarp arazisi ve Müslümanlara karşı yürüdüklerini düşünen askerlerin hoşnutsuzluğu orduda huzursuzluk yarattı; yeniçeriler bir ara protesto amacıyla padişahın çadırına ateş açtı. Araştırmamız, Selim'in askerlere hitap ederek isteyenin dönebileceğini, gerekirse tek başına gideceğini söylediğini gösteriyor. Safevî ordusunun Çaldıran'da toplandığını öğrenen Selim, ordudaki huzursuzluğu da bastırmak için hızla savaşa yöneldi.

İki ordu

Osmanlı ordusu 60.000 ile 100.000 arasında, daha kalabalık ve daha iyi donanımlıydı ve çok sayıda ağır top taşıyordu. Safevî ordusu ise 40.000 ile 80.000 arasındaydı ve hiç topu yoktu. Osmanlı merkezinde padişahın yanında Sadrazam Hersekzade Ahmed Paşa, Dukakinoğlu Ahmed Paşa ve Mustafa Paşa vardı. Anadolu askerlerinden oluşan sağ kanadı Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa, Rumeli askerlerinden oluşan sol kanadı Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa yönetiyordu. Safevî tarafında sağ kanatta Şah İsmail'in kendisi, sol kanatta Diyarbakır valisi Ustaclu Muhammed Han bulunuyordu.
Çaldıran savaş alanı, 2004
Çaldıran savaş alanı, 2004Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Malikbek. Dosya sayfası

Muharebe

Osmanlılar ağır topları ve barutlu silahlarla donanmış binlerce yeniçeriyi, birbirine bağlanmış arabalardan oluşan bir siperin arkasına yerleştirdi. Topu olmayan Safevîler süvarileriyle saldırdı ve merkezdeki toplardan kaçınmak için Osmanlı kanatlarına yüklendi. Şah İsmail'in sağ kanadı Osmanlı sol kanadını sarstı ve Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa bu hücumda öldü. Ancak Osmanlı topçusu kolayca yer değiştirebiliyordu; Batı literatürü, top ve tüfeklerin muharebenin belirleyici unsuru olduğunu ve Safevî kuvvetlerinin ağır kayıplar verdiğini yazar. Safevî sol kanat komutanı Ustaclu Muhammed Han da çarpışmada öldü. Şah İsmail yaralandı ve neredeyse esir düşecekken alandan kaçtı.
Dikkat: yanlış bilinen
Şah İsmail'in nasıl yaralandığına dair anlatılar kaynaklara göre değişir. Türk literatürü, Malkoçoğlu Ali Bey'in Yavuz'un hediye ettiği çift namlulu bir tabancayla şahı kolundan ve baldırından yaraladığını, şahın seyisi Atçeken Hızır'ın da kıyafet değiştirerek şahın kaçmasına yardım ettiğini anlatır; ancak bu ayrıntılar için ayrı bir çağdaş kaynak göstermez. Araştırmamız yalnızca şahın yaralandığını ve neredeyse yakalandığını gösteriyor. Ayrıntılı anlatılar sonraki kroniklere dayanan rivayetler olarak okunmalıdır.

Tebriz ve sonrası

Zaferden sonra Osmanlı ordusu Safevî başkenti Tebriz'e girdi. O haftanın cuma hutbesi kentteki camilerde Selim adına okundu ve Safevî hazinesi yağmalandı. Selim kışı Tebriz'de geçirmek istiyordu, ancak yeniçerilerin huzursuzluğu yüzünden geri döndü. Şah İsmail'in eşlerinden ikisi ve harem halkı esir düştü; Selim eşlerden birini bir Osmanlı kadısıyla evlendirdi ve Şah İsmail, eşini geri alabilmek için Selim'e dört elçi, hediyeler ve önceki mektuplaşmaların aksine övgü dolu sözler gönderdi. Bu yenilgiden sonra Şah İsmail devlet işlerinden ve seferlerden çekildi, 1524'teki ölümüne dek bir daha savaşa katılmadı.
Dikkat: yanlış bilinen
Tebriz'e giriş tarihi kaynaklarda farklıdır: Türk literatürü 6 Eylül 1514, Batı literatürü 7 Eylül 1514 tarihini verir. Fark, Hicrî tarihin Miladi takvime çevrilmesinden ya da girişin başlangıç günü ile kentin resmen teslim alındığı günün ayrı sayılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Sonuçlar

Doğu Anadolu'nun büyük bölümü Osmanlı denetimine girdi, bölgedeki aşiret ve beylikler Osmanlı'ya bağlılık bildirdi; Erzincan, Bayburt ve Kemah alındı, ardından Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı egemenliğine geçti. Safevîlerin Memlüklerle bağlantısı kesildi ve İpek Yolu'nun Van–Tebriz hattının denetimi Osmanlılara geçti. Tebriz'deki birçok bilgin ve sanatçı İstanbul'a getirildi. Sefere katılmayan Dulkadiroğlu Beyi Alaüddevle üzerine yürüyen Selim, 12 Haziran 1515'te Turnadağ'da beyliğe son verdi.

Araştırmamız, Çaldıran'ın Kızılbaşların mürşidinin yenilmez olduğu inancını sarstığını ve Kürt beylerinin Safevîlerden Osmanlılara geçmesine yol açtığını gösteriyor. Safevîler bu yenilgiden sonra ateşli silahları ordularının ayrılmaz parçası yaptı; Şah İsmail'in oğlu I. Tahmasb sonraki savaşlarda top kullandı. Memlük Sultanlığı ise zaferi kutlamayı yasakladı; Selim'in bir sonraki seferi 1516–1517'de Memlüklere yöneldi.
Çaldıran Muharebesi'ni gösteren Osmanlı minyatürü
Çaldıran Muharebesi'ni gösteren Osmanlı minyatürüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, yazar: Xiquinho Silva from Cacau. Dosya sayfası
Ek bilgi
Savaş alanı bugün İran'ın Batı Azerbaycan eyaletinde, Maku'nun güneyindeki Siah Çeşme kasabasının yaklaşık 6 km batısındaki Gal Aşağı köyü yakınındadır. Burada 2003'te büyük bir tuğla kubbe ve Safevî komutanlarından Seyyid Sadreddin'in heykeli inşa edildi. Muharebe, İran'da da önemli bir tarih anısı olarak anılır; Çehel Sütun Sarayı'ndaki ünlü duvar resmi bunun örneklerinden biridir.

Çaldıran hakkında düşündüklerimiz

Çaldıran'ı yalnız topun tüfeğin kılıca üstünlüğü olarak okumak bize eksik görünüyor. Savaş, iki farklı devlet anlayışının ve Anadolu'daki sadakat ağlarının çatışmasıydı; Yavuz Selim'in zaferi doğu sınırını güvenceye aldı ama Safevî meselesini bitirmedi. Tebriz'in kısa süre sonra bırakılması, zaferin askerî olduğu kadar lojistik sınırlarını da gösterir. Bu savaşın en kalıcı sonucu bize göre Doğu anadoluAnadolu'nun Osmanlı idaresine bağlanması ve iki devlet arasında bir buçuk asır sürecek rekabetin çerçevesinin çizilmesidir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap