Atatürk'ün sözleri arasında kendi ölümlülüğünü Cumhuriyetin sürekliliğiyle karşılaştıran bir grup vardır. Bunların en bilineni 1926'da söylenen "naçiz vücudum" cümlesidir. Ondan iki yıl önce Erzurum'da bir cadde açılışında söylenen ve aynı düşünceyi taşıyan daha kısa bir cümle ise daha az anılır. 1937'de Trabzon'da çiftliklerini bağışlarken söyledikleri de aynı çizginin devamı sayılabilir. Bu konu, üç durağı yurt gezilerinin kronolojisi içinde birlikte okuyor. Erzurum'da Cumhuriyet CaddesiGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Eğitmen Mahmut. Dosya sayfası
1924 Sonbahar Gezisi
Cumhurbaşkanı seçildiği 1923'te Mustafa Kemal'in yurt gezisi olmadı. 1924'ün başında İzmir'de 1 Ocak'tan 22 Şubat'a kadar kaldı. 29 Ağustos'ta ise 51 gün sürecek ve "Sonbahar Gezisi" diye anılacak yolculuğa çıktı. İlk durak, 30 Ağustos'ta eşi Latife Hanım ile birlikte katıldığı Dumlupınar'daki Meçhul Asker Anıtı'nın ilk taşının konduğu törendi. Burada gençlere şöyle seslendi:
[alinti]Gençler! Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en değerli temsilcileri olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizlersiniz.[/alinti]
Aynı düşüncenin ilk hali: Dumlupınar konuşmasındaki "Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizlersiniz" cümlesi, bir ay sonra Erzurum'da söylenecek sözün zeminini hazırlar. Kuranlar geçicidir; devam ettirecek olan yeni nesildir.
30 Eylül 1924, Erzurum: caddenin adı
Erzurum, 1919'daki kongrenin şehriydi. Mustafa Kemal30 Eylül 1924'te buraya geldiğinde yeni yapılmış bir cadde kendi adıyla açılmak üzereydi. Açılışta ismin değiştirilmesini istedi:
[alinti]Ben faniyim ama Cumhuriyet ebediyen yaşayacaktır. Caddeye Cumhuriyet adının verilmesi daha uygun olur.[/alinti]
İstek kabul edildi. Bugün Erzurum'un merkezindeki Cumhuriyet Caddesi bu adı taşır. Aynı ziyarette Gazi, demiryolunun Erzurum'a kadar ulaşacağı sözünü verdi ve yörede kısa süre önce olan depremin yaralarını sarmak için yapılan çalışmaları inceledi.
Erzurum'dan sonra 6 Ekim'de Kars'a geçti. Başbakan İsmet Paşa'ya çektiği telgraf, sınır şehrindeki karşılamayı anlatır:
[alinti]Kars'ta bütün halk, köylerden arabaları ile gelen çiftçiler ve garnizon aileleri tarafından pek samimi tezahüratta bulunuldu... Bütün serhad vilayetlerimizi görmeğe, vaktin müsaid olmadığına, pek müteessirim... Bilhassa Türk Ocağı'nda kesif bir gençlik pek ziyade hassasiyet gösterdi.[/alinti]
Dönüşte Şarkikarahisar'a uğradı ve Sivas, Kayseri, Yozgat ve Kırşehir üzerinden 18 Ekim'de Ankara'ya döndü. Vakit gazetesi, 21 Haziran 1926Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Vakit Newspaper Staff. Dosya sayfası
Haziran 1926, İzmir: "naçiz vücudum"
1926'da Gazi; Mersin, Adana, Konya, Bilecik ve Bursa'yı gezdi. 13 Haziran gecesi Bursa'dan Balıkesir'e geçti. Ertesi gün İzmir'e gidecekti. İzmir Valisinden gelen telgraf, şehirde kendisine karşı bir suikast teşebbüsünün ortaya çıkarıldığını bildiriyor ve ziyaretin ertelenmesini istiyordu. Gazi yolculuğu bir gün geciktirip 15 Haziran'da İzmir'e gitti ve büyük bir törenle karşılandı. 18 Haziran'da Anadolu Ajansına verdiği demeç, en çok alıntılanan sözlerinden biri oldu:
[alinti]Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.[/alinti]
Ek bilgi
İki cümlenin farkı: Erzurum'daki söz bir isim tartışmasında, gülümseyerek söylenmiş bir tevazu cümlesidir. İzmir'deki söz ise hayatına kastedildiği haberinin hemen ardından, ajans aracılığıyla bütün ülkeye verilmiş bir mesajdır. İlki bir caddenin adını değiştirdi. İkincisi, rejimin bir kişinin hayatına bağlı olmadığını ilan etti ve geriye dönüş beklentisine cevap verdi.
Basının tuttuğu kayıt
Suikast teşebbüsünün ortaya çıkması gazetelerde haftalarca izlendi. Haziran sonundan temmuz ortasına kadar sanıkların yakalanması, İstiklal Mahkemesinin İzmir'deki duruşmaları ve verilen kararlar birinci sayfalarda yer aldı. Gazi'nin demeci, bu haber akışının içinde yayımlandı. Bu yüzden söz, okurlar için soyut bir felsefe cümlesi değil, sıcak bir olayın ilk resmî yorumu oldu.
1 Temmuz 1927, İstanbul: "Uğurlayanım yoktu"
Kişisel olanla millî olanın yan yana durduğu bir başka söz İstanbul'a aittir. Gazi, 1 Temmuz 1927'de İzmit'ten Ertuğrul yatıyla İstanbul'a geldi. Bu, Cumhurbaşkanı olarak şehre ilk gelişiydi ve yaklaşık üç ay kaldı. Dolmabahçe Sarayında yapılan toplantıda gösterilen ilgiye şöyle teşekkür etti:
[alinti]Sekiz yıl önce, üzüntüyle ağlayan İstanbul'dan kalbim sızlayarak çıkmıştım. Uğurlayanım yoktu. Sekiz yıl sonra, kalbim rahat olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbul'a geldim ve bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak ve sevimli kucağıyla karşılaştım.[/alinti]
Burada da konuşan kendi duygusunu anlatır, ama o duygunun ölçüsü şehrin halidir: 1919'da ağlayan, 1927'de gülen İstanbul. Nutuk'un bölümlerinin çoğu bu üç ayda Dolmabahçe'de yazıldı. Milliyet gazetesi, 14 Temmuz 1926Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Milliyet Newspaper Staff. Dosya sayfası
11 Haziran 1937, Soğuksu: servet ve kişilik
On bir yıl sonra Trabzon'da, Trabzonluların kendisine armağan ettiği Soğuksu'daki köşkte dinlenirken Atatürk, çevresindekilere çiftliklerini ve mülklerini bağışlama kararını açıkladı:
[alinti]Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime bağışlamakla ferahlık duyacağım. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Ben, büyük milletime daha çok şeyler vermek istiyorum.[/alinti]
Sözlerin sırası karışmasın: "Ben faniyim" cümlesi 1924'te Erzurum'da, "naçiz vücudum" cümlesi 1926'da İzmir'de söylenmiştir. İki söz zaman zaman birbirine karıştırılır ya da tek bir konuşmanın parçası gibi aktarılır. Soğuksu sözleri ise 1937'deki bağışa aittir ve 1926 suikast teşebbüsüyle ilgisi yoktur.
Son yolculuk
1938'de hastalığı Yalova'da teşhis edildiği halde Atatürk, Hatay meselesinde kararlılık göstermek için Mersin ve Adana'ya gitti ve askerî birliklerin geçit törenini izledi. 27 Mayıs'ta İstanbul'a döndü ve bir daha Ankara'ya dönemedi. 10 Kasım 1938'deki ölümünden sonra naaşı 19 Kasım'da Yavuz zırhlısıyla İzmit'e, oradan trenle 20 Kasım saat 10.00'da Ankara'ya ulaştı. Ansiklopedi maddesi bu yolculuğu "son yurt gezisi" diye anar. 1926'daki cümlenin ilk yarısı böylece gerçekleşti. İkinci yarısını ise cenaze treninin vardığı başkent taşıyordu.
Bu üç söz, yurt gezilerinin kronolojisi içinde bir düşünce çizgisi çizer. Gezilerin kendisi de bu çizgiyi taşıyordu: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği çoğu gezide karşılama töreni yapılmamasını bildirdiği halde halk yollara döküldü. Gazi ise sevginin kendi şahsında toplanmasını istemedi. 1924'te bir caddeden adını çekti, 1926'da hayatına yönelik bir tehdidi rejimin sürekliliği üzerine bir cümleye çevirdi, 1937'de mülklerini millete bıraktı. Üç durakta da konuşan, kendi geçiciliğini bilerek Cumhuriyeti öne koyan bir devlet adamıdır. Erzurum'daki Cumhuriyet Caddesi bu tutumun bugün de görülebilen bir izidir.