Nutuk genellikle içeriğiyle, yani anlattığı olaylar ve yaptığı suçlamalarla tartışılır. Metnin dili ise daha az konuşulur. Oysa kelime sayımları, Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927'de Halk Fırkasının İkinci Kurultayında okuduğu metni nasıl kurduğunu açıkça gösteriyor: kime nasıl hitap ettiğini, kendini nerede öne çıkardığını, nerede "biz" dediğini, kimleri övüp kimleri yerdiğini.
Nutuk'un bir baskısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Pivox. Dosya sayfası
Bir vasiyetname geleneği
Nutuk altı günde, günde ortalama altı saat okundu; toplam süre 36 saati aştı. 1929'dan itibaren Fransızca, İngilizce ve Almancaya, "Yeni Türkiye'nin Yolu" adıyla da Rusçaya çevrildi. Metin 19 Mayıs 1919'dan 1926 sonuna kadarki olayları Atatürk'ün kişisel değerlendirmeleriyle anlatır.
Sevim Yılmaz Önder, Nutuk'u eski bir Türk geleneğinin devamı olarak okur. Oğuz Han gibi atalar, geride kalanlara yaşananları, alınacak dersleri ve gelecekteki tehlikeleri anlatan bir vasiyet bırakırdı. Atatürk de Kurtuluş Savaşı'nda yaşananların tekrarlanmaması için olup biteni bir bütün olarak milletine aktarmayı geleceğe karşı bir görev sayıyordu.
Ek bilgi
Savunma da olan bir metin: Nutuk yalnızca bir anlatı değildir. Silah arkadaşlarıyla yolların ayrılması, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılması, İzmir suikastının yarattığı gerilim ve İstiklal Mahkemelerine yönelik iç ve dış eleştiriler karşısında yapılanları açıklar ve savunur. Dilinin sertleştiği yerler de çoğunlukla bu bölümlerdir.
Altı gün, 531 belge
Atatürk metin üzerinde 1927 başında Ankara'da çalışmaya başladı ve İstanbul'da kısa sürede tamamladı. Okuma altı güne şöyle bölündü:
[liste][*]15 Ekim: Samsun'a çıkıştan Sivas Kongresine
[*]16 Ekim: son Mebusan Meclisi seçimlerine kadar
[*]17 Ekim: Büyük Millet Meclisinin açılışına kadar
[*]18 Ekim: İkinci İnönü'ye kadar
[*]19 Ekim: Lozan'a uzanan süreç
[*]20 Ekim: Lozan sonrası ve Gençliğe Hitabe[/liste]
Belgelerin bir kısmını Atatürk kendisi, bir kısmını Kurultay Kâtibi Ruşen Eşref okudu. İlk baskının birinci cildi konuşma ve metin içindeki belgelerden, ikinci cildi tümüyle "Vesikalar"dan oluşur. Metin içinde 231, Vesikalar cildinde 300 olmak üzere toplam 531 belge kullanılmıştır. Belgelerin çoğu telgraftır. Bunların yanında kongre tutanakları, Heyet-i Temsiliye kararları, Meclis'in açık ve gizli celse zabıtları ve Amasya Mülakatı kararları da vardır.
Ağır mı, sade mi?
Bugünün okuru için Nutuk'un dili ağır gelir. Ama metin, imparatorluğun son döneminde aydınların başlattığı millî dil ve millî edebiyat akımının ürünüdür. Atatürk'ün yetiştiği kuşağın milliyetçi aydınlarının ölçüsüyle sade ve akıcıdır. Arapça ve Farsça tamlamalar çoğunlukla diplomatik dilin gerektiği yerlerde yoğunlaşır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen ve aileden gelen bir din bilgisi olan Atatürk, metinde 184 kez dinî nitelikli kalıp kullanır. En sık geçenler "Cenab-ı Hak", "inşallah", "maazallah", "elhamdülillah", "bimennihilkerim" ve "lehülhamd"dır.
"Efendiler!": 80 nezaket kalıbı
Atatürk söze "Efendiler!" diye başlar ve konuşma uzun süreceği için dinleyicilerden özür diler. Metin boyunca dinleyiciye toplam 80 kez nezaket kalıbıyla seslenir:
Bu kalıplar altı günlük bir okumada salondaki dikkati canlı tutmanın da bir yoluydu. Metin bir kitap olarak değil, bir kurultayda yüksek sesle okunmak üzere yazılmıştı. Nutuk'un okunduğu ikinci Meclis binası, bugünkü Cumhuriyet MüzesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Gargarapalvin. Dosya sayfası
425 "ben", 139 "biz"
Doğrusu
Sayıların söyledikleri: Anlatıcı Atatürk 425 kez "ben" zamirini kullanır. Bununla hem 1919-1927 olaylarındaki rolünü ve sorumluluğunu üstlenir hem de metnin sahibi olduğunu vurgular. 139 kez de açık ya da gizli özne olarak "biz" der. "Biz"in yoğunlaştığı yerler Millî Mücadelenin kazanıldığı anların anlatıldığı bölümlerdir; başarının tek başına kazanılmadığının farkındadır.
Ordu kelimesi çoğu zaman "millet" ve "halk" kelimeleriyle birlikte geçer. Önder bunu bilinçli bir ordu-millet bütünleşmesi vurgusu olarak okur: Millî Mücadelenin hangi güçlere dayandığı da böylece gösterilir. "Vatan" ve "istiklal" de sık sık orduyla birlikte anılır.
182 kez "Türk"
"Türk" adı 182 kez geçer: 126'sı ana metinde, 56'sı belgelerde. Millî Mücadele yıllarını anlatırken Türk milleti için "zavallı", "mağdur", "bedbaht" ve "mazlum" sıfatlarını kullanır; amaç uğranılan haksızlığı göstermektir. "Vahdet-i milliye" sözü pek çok kez geçer ve millî birliği tehdit eden her oluşuma karşı çıkılır.
"Kürt" kelimesi 31 kez geçer ve yanında en sık "Türk" kelimesi bulunur. İki dilli Selanik'te büyüyen Atatürk'ün metninde azınlıklar için aşağılayıcı ifade yoktur. İsyanlardan söz ederken etnik kökeni değil, doğrudan kişileri hedef alır. Rum ve Ermeni örgütlerinin çıkardığı isyanları olumsuz anlatırken bile bölgenin halkını suçlamaz. "Pek hamiyetli ve muhterem olan Trabzon halkı" ve "İstanbul'un muhterem ahalisi" gibi övgülerle seslenir. Câmiu't-Tevârih'ten Oğuz Kağan minyatürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Câmiu't-Tevârih'ten artist, 14th century. Dosya sayfası
Kime ağır söz?
Fatih Sultan Mehmet'i gayrimüslimlere gösterdiği hoşgörü için över. Önder buradan Atatürk'ün padişahlara toptan bir önyargısı olmadığını, eleştirilerinin kişilere yöneldiğini çıkarır. En ağır ifadeler Vahdettin, Çerkez Ethem ve Damat Ferit gibi siyasi ve askerî kişiler için kullanılır. Bunlar "asi", "hain", "alçak", "gafil", "cahil", "bi-idrak", "hayâsız", "küstah", "serseri" ve "din ve milletlerini satmış" gibi sözlerdir.
Ek bilgi
Okurken dikkat: Nutuk bir tarafın, olayların içindeki en güçlü aktörün anlatısıdır. Sayımlar metnin nasıl kurulduğunu gösterir, olayların doğruluğunu değil. Nutuk'taki suçlamaları değerlendirirken, hedef alınan kişilerin hatıratlarıyla ve arşiv belgeleriyle birlikte okumak gerekir.
Dil eskiyince: sadeleştirmeler
Dili zamanla anlaşılmaz hale geldikçe metni sadeleştirme fikri doğdu. İlk örnekler 1946-1947'de Kemalist dergisinde "Büyük Söylev'den Sadeleştirmeler" başlığıyla çıktı. Milliyet 1959'da Selami İzzet Sedes'in kısaltıp sadeleştirdiği metni yayımladı. Ankara Radyosu1962'de sadeleştirilmiş Nutuk'u her gece okudu. İlk resmî sadeleştirme 1963'te Türk Dil Kurumundan geldi; 1973'te Kültür Bakanlığı da bir sadeleştirme yaptı. Böylece Önder'in saydığı kalıpların bir kısmı, yeni okurların elindeki metinlerde artık başka kelimelerle duruyor. Kelime sayımı yapan biri hangi baskıyı saydığını belirtmek zorunda.
Metin yurt dışında da ilgi gördü. Almanca, Fransızca ve İngilizce baskılar Leipzig'de K. F. Koehler Yayınevinden çıktı; Rusça baskı 1929-1934 arasında Sovyetler Birliği'nde yapıldı. Bugün Atatürk Araştırma Merkezinin Farsça, Kazakça ve Türkmence baskıları da vardır. Avusturya, Fransa, İngiltere, Bulgaristan, Japonya ve İspanya basını da okumayı haber yaptı.
Önder'in vardığı sonuç şu: Nutuk biçim bakımından edebî bir metin değildir, ama Türkçe hitabetin seçkin bir örneğidir. "Efendiler!" diye başlayan, dinleyiciden 80 kez izin isteyen, 425 kez "ben" ve 139 kez "biz" diyen bu metin, bir liderin hem kendi hesabını verdiği hem de geleceğe öğüt bıraktığı bir konuşmadır.