İçeriğe geç
Giriş yap
0

Türk Dil Kurumu (12 Temmuz 1932): Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nden dil kurultaylarına, özleştirme ve geri adım

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt6 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Harf Devrimi'nden dört yıl sonra, 12 Temmuz 1932'de dört milletvekili-edebiyatçı Ankara'da bir dernek kurdu: Türk Dili Tetkik Cemiyeti. Bugün Türk Dil Kurumu (TDK) olarak bilinen bu kurum, Atatürk'ün en çok yakından ilgilendiği kurumlardan biriydi; tüzüğünü, kurucularını ve çalışma biçimini kendisi belirlemiş, vasiyetinde de İş Bankası'ndaki payının gelirlerinin onunla Türk Tarih Kurumu arasında paylaşılmasını istemişti. Bu yazı kurumun neden dernek olarak kurulduğunu, ilk kurultayları ve özleştirme hareketinin yükselişini ve geri çekilişini kaynaklara dayanarak anlatıyor.

Önce bir kurul vardı: Dil Heyeti

Türkçe Vikipedi'ye göre Cumhuriyetin ilanından sonra Türkçeyi bir bilim ve kültür dili hâline getirmek için Maarif Vekâletine bağlı bir Dil Heyeti kurulması öngörülmüş, ama kurul uzun süre oluşturulamamıştı. 23 Mayıs 1928'de Dil Heyeti ya da Alfabe Encümeni diye anılan dokuz üyeli bir kurul oluşturuldu. Kurul, Mustafa Kemal Paşa'nın da katıldığı çalışmalarını Dolmabahçe Sarayı'nda Elifba ve Gramer adlı iki kolda yürüttü.

1 Kasım 1928'de yeni alfabe kabul edildikten sonra üye sayısı 17'ye çıkarılan kurul, dil bilgisi kurallarını saptamak, okul sözlüğü ve yazım kılavuzu hazırlamak, Fransızca Larousse sözlüğünü Türkçeye çevirmek için çalıştı. 12 Aralık 1928'de İmla Lügati'ni yayımladı, 1929'da Türk Söz Kitabı adlı sözlüğe başladı. Ancak sözlüğe hangi sözcüklerin alınacağı ve terimlerin nasıl Türkçeleştirileceği üzerindeki tartışmalar Meclis'e taşındı. Çalışmaları "uydurmacılık" olarak gören milletvekillerinin girişimiyle ödeneği kesilen kurul, Temmuz 1931'de durdu.
Dikkat: yanlış bilinen
Dil Heyeti'nin kuruluş tarihi kaynaklarda farklıdır. Türkçe Vikipedi, uzun süre oluşturulamayan kurulun 23 Mayıs 1928'de dokuz üyeyle toplandığını yazar. İngilizce Vikipedi ise Dil Heyeti'nin Maarif Vekili Mustafa Necati'nin sunduğu tasarının kabulünden sonra Mart 1926'da kurulduğunu ve 1928'de Latin harflerine geçiş göreviyle donatıldığını belirtir. İki bilgi birbiriyle çelişmek zorunda değildir: 1926 kuruluş kararını, 1928 fiilî çalışmayı gösteriyor olabilir. Ancak bu yorum kaynaklarda açıkça yazmaz. İngilizce kaynak ayrıca Larousse çevirisinin yıllar sonra bile tamamlanamadığını ve İstanbul Üniversitesi hocalarının önerilen yeni sözcükleri kullanmayı reddettiğini ekler.
Neden dernek?

Türkçe Vikipedi'ye göre sözlük çalışmalarının sürmesi için hiçbir bakanlığa bağlı olmayan, siyasal baskı altında kalmayacak yeni bir örgüte ihtiyaç duyuldu. Örnek, 15 Nisan 1931'de kurulmuş olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti oldu. Bu tercih önemlidir: Meclis'in ödenek kesmesiyle durdurulabilen bir devlet kurulu yerine, cumhurbaşkanının koruyuculuğunda bir dernek kuruldu.

Çankaya'da iki gece

Birinci Türk Tarih Kurultayı sürerken, 10 Temmuz 1932 gecesi Mustafa Kemal kurultay üyelerinden bir bölümünü Çankaya Köşkü'ne çağırdı ve dil sorununun nasıl çözüleceğini tartıştı. 11 Temmuz akşamı Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyeleriyle birlikte Falih Rıfkı ve Ruşen Eşref Beyleri çağırdı ve benzer bir cemiyetin Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kurulmasını istedi. Kaynağa göre taslak tüzük, kurucular ve çalışma yöntemi Gazi tarafından belirlendi: Samih Rıfat başkan, Ruşen Eşref genel yazman olacaktı; Ruşen Eşref'in önerdiği Yakup Kadri ve Celâl Sahir de kurucu oldu.

Atatürk, 4 Ocak 1933'te Dolmabahçe Sarayı'nda Türk Dili Tetkik Cemiyeti toplantısında
Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kurumun kronolojisi:
- 23 Mayıs 1928: Dokuz üyeli Dil Heyeti (Alfabe Encümeni) oluşturulur.
- 1 Kasım 1928: Yeni Türk alfabesi kabul edilir.
- 12 Aralık 1928: İmla Lügati yayımlanır.
- Temmuz 1931: Ödeneği kesilen Dil Heyeti'nin çalışmaları durur.
- 12 Temmuz 1932: Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.
- 26 Eylül - 5 Ekim 1932: Birinci Türk Dil Kurultayı, Dolmabahçe; 917 katılımcı.
- 4 Ocak 1933: Dolmabahçe'de cemiyet toplantısı (fotoğraflar).
- 18-23 Ağustos 1934: İkinci Kurultay; ad Türk Dili Araştırma Kurumu olur.
- 1935: Osmanlıcadan Türkçeye ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları.
- 24-31 Ağustos 1936: Üçüncü Kurultay; ad Türk Dil Kurumu olur.
- 1 Kasım 1936: Atatürk, TDK ve TTK'nin birer akademi olması dileğini Meclis'te dile getirir.
- 1940: Kamu yararına çalışan dernek statüsü.
Türk Dili Tetkik Cemiyeti 12 Temmuz 1932'de Samih Rıfat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri tarafından kuruldu; dördü de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçılarıydı. Cemiyet, o yıl açılan Ankara Halkevi'nde kendisine ayrılan bir odada çalışmaya başladı. İngilizce Vikipedi'ye göre ilk başuzman Abdülkadir İnan, Batı dilleri başuzmanı ise Agop Dilaçar'dı.

Birinci Kurultay: "Her Türk yurttaş üyedir"

4 Eylül 1932'de gazetelerde yayımlanan bildiri, ilk kurultayın 26 Eylül'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplanacağını duyurdu. Türkçe Vikipedi'nin aktardığına göre bildiride şu ifade yer aldı: "Kadın erkek her Türk yurttaş Türk Dili Tetkik Cemiyeti üyesidir. Kendini kurultaya çağırılmış saymalıdır." Kurultay 26 Eylül - 5 Ekim 1932'de 917 katılımcıyla toplandı ve 19 maddelik tüzük son gün kabul edildi. Tüzükte derneğin amacı "Türk dilinin öz zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak yazıldı. Halit Fahri Bey'in önerisiyle 26 Eylül'ün her yıl Dil Bayramı olarak kutlanması kabul edildi.

Kurultay kararları gereği ikinci kurultaya kadar Arapça ve Farsçadan girmiş sözcüklere karşılık halk ağzından sözler derlendi ve 640 sözcük Merkez Heyet tarafından kabul edildi. On kitap yayımlandı; "Türk Dili" dergisinin yedi sayısı çıktı.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti toplantısı, 4 Ocak 1933, Dolmabahçe Sarayı
Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Özleştirmenin doruğu ve geri adım

Türkçe Vikipedi'ye göre 18-23 Ağustos 1934'teki ikinci kurultayı izleyen yıllar dil devriminin en yoğun yaşandığı dönemdi. Osmanlıca sözcüklere Türkçe karşılık bulmak için gazeteler aracılığıyla halkın katkısı istendi. 1935 baharında Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu, 26 Eylül 1935'te de Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu yayımlandı. Kılavuzun önsözünde karşılığı bulunmayan kavramlar için "söz yaratma" yolundan söz edilmesi, ileride "uydurmacılık" eleştirilerine yol açtı.

Kaynağa göre yabancı kökenli sözlerden arınma akımı 1935 güzüne kadar sürdü; bu süreçte Atatürk de bizzat yeni sözcükler buldu. Soyadı Kanunu'nun uygulanmasıyla Türkçeye yüzlerce yeni sözcük girdi. 1935 güzünde halkın diline yerleşmiş sözcüklerin atılmasından vazgeçildi; ancak terim çalışmalarında öz Türkçe karşılık üretme çabası sürdü.
Ek bilgi
Üçüncü Kurultay (24-31 Ağustos 1936, Dolmabahçe) kurumun adını Türk Dil Kurumu yaptı. Millî Eğitim bakanlarının kurumun doğrudan başkanı olması, kurultayların üç yılda bir toplanması ve Halkevleri'ndeki Dil, Tarih ve Edebiyat komitelerinin kurumun taşra örgütü olması kararlaştırıldı. Kurultayda Güneş Dil Teorisi de tartışıldı. Türkçe Vikipedi bu kuramın bugün dil biliminde kabul görmediğini açıkça belirtir. İngilizce Vikipedi'ye göre kurama göre Ural-Altay, Hint-Avrupa ve Sami dillerinin kaynağı Türkçeydi; bu yüzden yabancı kökenli sözcüklerin dilde kalabileceği düşünüldü ve Fransızca kökenli sözcükler daha sık benimsendi. Yani kuram, özleştirmenin sertliğini yumuşatan bir işlev de gördü.
Vasiyet ve sonrası

Türkçe Vikipedi'ye göre Atatürk, 1 Kasım 1936'da Meclis'in açılış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'nun ileride birer akademi olması dileğini dile getirdi. Vasiyetnamesinde İş Bankası'ndaki payının yıllık gelirlerinin ölümünden sonra bu iki kurum arasında paylaştırılmasını istedi. Sağlığında kurumun giderleri Eğitim Bakanlığı aracılığıyla devletçe karşılanıyordu. 1951'de kurumun devletle bağları kesildi ve ödeneği kaldırıldı; kurum çalışmalarını Atatürk'ün mirası ve yayın gelirleriyle sürdürdü. 1983'ten bu yana Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde bir devlet kurumudur.

Değerlendirme

TDK'nin ilk yılları, dil üzerine kararların tek bir merkezden değil, kurultaylarda, gazetelerde ve halkın katkısıyla tartışılarak verildiği bir dönemdi. Kurumun hikâyesi aynı zamanda sınırların fark edilmesinin de hikâyesidir: en sert özleştirme denemesi 1935 güzünde geri çekildi, terim çalışmaları ise sürdü. Bugün kullandığımız birçok sözcük bu dönemin ürünüdür.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap