İçeriğe geç
Giriş yap
0

Dilmen ve Dilaçar: Atatürk'ün dil masasındaki iki isim ve soyadlarının hikâyesi

Mavi Mürekkep başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Mavi MürekkepKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Cumhuriyetin dil çalışmalarında iki isim Atatürk'e özellikle yakındı. Biri Selanikli hukukçu ve edebiyat öğretmeni İbrahim Necmi Dilmen, öteki İstanbullu Ermeni dilci Agop Martayan Dilaçar'dı. İkisi de soyadını Atatürk'ten aldı, Dolmabahçe kurultaylarında ve Çankaya'daki dil sofralarında bulundu, 1936'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde ders verdi.
İbrahim Necmi Dilmen
İbrahim Necmi DilmenGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Necmi: Selanik'te bir tiyatro, İstanbul'da bir kürsü

İbrahim Necmi 1887'de Selanik'te doğdu. TBMM Albümünde doğum yılı 1889 yazılsa da mezar taşında ve nüfus kaydında 1887 geçer. Babası, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'ni Tercüman-ı Ahval koleksiyonunda bulup yayımlayan avukat Mehmet Tayfur Bey'di. Çocukluğu İskeçe ve Gümülcine'de geçti. İstanbul Hukuk Mektebini bitirince 1909'da Selanik Hukuk Mektebinde devletler hukuku ve mali kanunlar dersleri vermeye başladı. Zaman gazetesinde yazı işlerini yönetti. Selanik'te amatör bir tiyatro topluluğu kurup babasının yayımladığı Şair Evlenmesi'ni sahneledi.

Selanik elden çıkınca 1913'te İstanbul'a döndü ve liselerde edebiyat okuttu. 1917'de Darülfünun Edebiyat Fakültesindeki Ural-Altay dilleri kürsüsüne Almanya'dan getirilen Friedrich Giese'nin yardımcısı oldu. 1918'de Galatasaray Lisesine edebiyat tarihi öğretmeni olarak atandı. 1922'de iki ciltlik Tarih-i Edebiyat Dersleri'ni yayımladı.
Doğrusu
Önce karşı, sonra ateşli savunucu: Necmi Bey 28 Mart 1926'da Akşam gazetesine verdiği mülakatta alfabe değişikliğine taraftar olmadığını söyledi. Kısa süre sonra fikrini değiştirdi ve Latin harflerinin en ateşli savunucularından oldu; Akşam ve Milliyet'te bu yönde yazılar yayımladı. 26 Haziran 1928'de ilk kez toplanan Dil Encümenine katıldı. Dolmabahçe'deki Yazı Kongresinde ve harf değişikliğinden sonra memurlara verilen ilk okuma-yazma derslerinde öğretmenlik yaptı.

Genel Sekreter Dilmen

1931'de Musiki Muallim Mektebine edebiyat öğretmeni olarak atanınca Ankara'ya yerleşti. Bu okulu Atatürk "Benim okulum" diye anardı. Bir yıl sonra Maarif genel müfettişi oldu. 26 Eylül-5 Ekim 1932'de Dolmabahçe'de toplanan I. Türk Dil Kurultayından sonra Türk Dili Tetkik Cemiyetinin merkez kuruluna seçildi. Ruşen Eşref 26 Kasım 1933'te Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtipliğine geçince Necmi Bey cemiyetin genel sekreteri oldu. On üç yıl bu görevde kaldı ve kurumun 1932-1945 arasındaki bütün çalışmalarında söz sahibi oldu.

18-23 Ağustos 1934'teki II. Kurultayda iki yıllık çalışma raporunu okudu; cemiyetin adı Türk Dili Araştırma Kurumu oldu. 24-31 Ağustos 1936'daki III. Kurultayda kurum Türk Dil Kurumu adını aldı. Necmi Bey Güneş-Dil Teorisinin en önde gelen savunucusu ve yorumcusu oldu; bu yolda yazılar yazdı, dersler verdi. 1935'ten itibaren üç dönem Burdur milletvekiliydi.
Agop Dilaçar
Agop DilaçarGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Akşam Gazetesi. Dosya sayfası

Dört aday, bir soyadı

Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934'te çıktı. Necmi Bey Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine yazıp soyadının Mustafa Kemal tarafından verilmesini istedi. Genel Sekreter Rıza Soyak, Atatürk'ün kendisinden birkaç teklif istediğini bildirdi. Necmi Bey dört aday gönderdi: Aday, Dilmen, Ildız (ya da Yıldız) ve Öztürk. Soyak'ın cevabında, Atatürk'ün harf inkılabına ve dil çalışmalarına yaptığı hizmetler nedeniyle "Dilmen"i uygun gördüğü yazıyordu.

Dilmen'in kalemi

Derslerinin, gazete yazılarının ve Ankara ile İstanbul radyolarındaki konuşmalarının iki amacı vardı. Birincisi, Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi'nden hareketle Türkçenin bir ana dil olduğunu hem Türk okura hem de yabancı dilcilere kabul ettirmekti. İkincisi, herkesin anlayabileceği, her kavramı karşılayabilen arı bir Türkçe kurmaktı. Eserleri bu iki hedefin izini taşır:

[liste][*]Türkiye'de Tütün Meselesi (1925) ve Abdülhak Hâmid ve Eserleri (1932)
[*]1928-1929 arasında yeni harflerle okuma-yazma dersleri, halk kıraati kitapları ve gramerler
[*]1936'da Türk Dil Bilgisi Dersleri ve III. Kurultaya sunduğu Fransızca bildiri
[*]Harf devriminin onuncu yıl dönümünde Sarayburnu Parkında yaptığı konuşma (Türk Dili Belleten, 1938)
[*]Namık Kemal'in romancılığı ve Tanzimat Edebiyatı Tarihi Notları (1942)[/liste]

Kibar ve saygılı biri olarak bilinirdi. Gazetelerdeki bilimsel ve siyasi tartışmalarda aşırıya kaçmadı. Cemil Ekiyor, Türk Dili dergisindeki bazı imzasız yazıların da ona ait olduğunu belirtir.

Agop: Filistin cephesinde bir dilbilgisi kitabı

Agop Martayan İstanbul'da doğdu. Amerikan misyoner okulunda okudu, Robert College'ı bitirdi ve orada Tevfik Fikret'in öğrencisi oldu. Ermenice, İngilizce, Rumca, İspanyolca, Fransızca ve Rusça biliyordu. Birinci Dünya Savaşı'nda askere alındı ve 1915'te Kafkas cephesinde yedek subay olarak görev yaptı. Ardından Filistin cephesine gönderildi.
Ek bilgi
Cepteki Nemeth: Filistin'de genç yedek subay, cebinde taşıdığı Gyula Nemeth'in Türkische Grammatik kitabı ve esirlerle kurduğu ilişkiler yüzünden dikkat çekti ve Mustafa Kemal'in huzuruna çıkarıldı. Bu olaydan sonra bir süre onun hizmetinde bulundu. 1918'de terhis edildi, Beyrut'ta ve Robert College'da öğretmenlik yaptı. Sonra Sofya'ya gidip üniversitede Köktürkçe ve Uygurca üzerine çalıştı ve Osmanlıca dersleri verdi.
Türk Dil Kurumunun kurulduğu 1932'de Atatürk onu dil çalışmalarına katılması için Sofya'dan İstanbul'a çağırdı ve "Dilaçar" soyadını verdi. Agop Bey bundan sonra Martayan adını kullanmadı. Dolmabahçe'deki kurultay çalışmalarına katıldı, İstanbul Erkek Lisesinde yabancı dil okuttu. II. Kurultaya hazırlıktaki başarısı üzerine Atatürk 1934'te onu Türk Dil Kurumunda başuzman olarak görevlendirdi.

Çankaya'daki dil sofrası

Atatürk'ün davetiyle Çankaya'daki dil toplantılarına katılanlar arasında Dilmen ve Dilaçar'ın yanında Abdülkadir İnan, Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sadi Irmak, Reşit Galip, Hasan Reşit Tankut ve Ahmet Cevat Emre de vardı. 1936'da Atatürk bu heyetten Dilaçar, Dilmen ve Tankut'u dil bilimi tarihi ile genel dil bilimi dersleri vermek üzere Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde görevlendirdi. Dilmen 1935'ten 1941'e kadar fakültede Türk dili ve edebiyatı profesörüydü. Dilaçar ise on iki yıl ders verdi ve Gazi Lisesinde edebiyat öğretmenliği de yaptı.
Atatürk, III. Türk Dil Kurultayı sırasında bilginlerle, Dolmabahçe, Ağustos 1936
Atatürk, III. Türk Dil Kurultayı sırasında bilginlerle, Dolmabahçe, Ağustos 1936Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İki farklı son

Dilmen 27 Şubat 1945'te Türk Dil Kurumu binasından çıkarken karda kayıp ayağını kırdı. 5 Mart 1945'te Numune Hastanesinde öldü. Ölüm nedeni "kalp zayıflığı" olarak açıklandı, ama asıl neden mide kanamasıydı: kazada ülseri açılmış, doktorlar kırığa yoğunlaşırken iç kanamayı fark etmemişti.

Cenazesi 7 Mart'ta Meclis Başkanı, CHP Meclis Grup Başkanvekili, Cumhurbaşkanı Başyaveri, milletvekilleri ve öğrencilerin katıldığı bir törenle trene bindirildi. 8 Mart'ta Haydarpaşa'dan bir motorla, ailesinin oturduğu Büyükada'ya götürülüp orada toprağa verildi. Öldüğünde Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri, Burdur milletvekili ve Maarif müfettişiydi.
Ek bilgi
Yanlış bir bağ: Bazı kaynaklar Dilmen'in, büyük oğlu Mehmet Tayfur Bey'in intiharının üzüntüsüyle öldüğünü yazar. Bu doğru olamaz; Dilmen oğlundan yirmi ay önce ölmüştür.
Dilaçar 1946'daki Üniversiteler Kanunundan sonra okutman kadrosuna alındı. Bu kadrolar da kaldırılınca Türk Dil Kurumunda çalışmayı sürdürdü. 1943'ten 1969'a kadar, ilk adı İnönü Ansiklopedisi olan Türk Ansiklopedisinin baş düzeltmeniydi. Kuruma gelen Rusça kitapları Kiril harflerinden Latin harflerine aktarırdı. Türk Diline Genel Bir Bakış (1964), Dil, Diller ve Dilcilik (1968), Kutadgu Bilig İncelemesi (1972) ve Anadili İlkeleri (1978) eserlerini yazdı. 12 Eylül 1979'da İstanbul'da öldü.

İki soyadının taşıdığı yük

İki adam farklı yerlerden geldi: biri Rumeli'nin hukuk ve tiyatro çevresinden, öteki İstanbul'un misyoner okullarından ve Sofya'dan. İkisinin soyadı da dil ile başlıyordu ve ikisi de Atatürk'ün dil siyasetini kurumlara taşıdı. Dilmen bu siyasetin yöneticisi, Dilaçar ise ömrünün sonuna kadar uzmanı oldu.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap